top of page

Boş arama ile 98 sonuç bulundu

  • Les Quinze Nits | SineGezi

    Size Barcelona’nın en hareketli meydanlarından  Placa Reial’da yer alan Les Quinze Lets adındaki restorandan bahsetmek.. Les Quinze Nits | Barcelona 15.04.2017 | Gonca Kaya Paylaş Fotoğraf internetten alınmıştır. Size Barcelona’nın en hareketli meydanlarından Placa Reial ’da yer alan Les Quinze Nits adındaki restorandan bahsetmek ve yolunuz Barcelona’ya düşerse gitmeniz için ısrarcı olmak isterim. Meydana adımımı ilk attığım andan itibaren büyülendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. 4 günlük kısa Barcelona gezimizde en sevdiğim yerleri sıralamam gerekirse Placa Reial meydanı kesinlikle ilk 5 e girer benim için. Dört bir yanı otel ve restoranlarla çevrili bu hareketli meydanın sokak lambaları ünlü mimar Gaudi tarafından tasarlanmış. Biz Les Quinze Nits’e bir arkadaşımızın önerisiyle gittik. Daha sonrasında internetten yorumları okurken normalde oturmak için çok sıra beklenildiğini ve rezervasyonsuz gidilmemesi gerektiğini öğrendim. Her yerde wifi bulamadığımızdan çokta bilgi sahibi değildik ve bu sebepten rezarvasyon falan yaptırmadık. Şans bizden yanaymış, dışarıdaki en güzel masalardan birisinde yer bulduk ve hiçte sıra beklemedik. Tabi ekim ayında olmamız ve Barcelona’nın yazdan kalma ılık havasının memnuniyeti arttıran payını da unutmamak gerekiyor. Siz siz olun rezervasyonunuzu yaptırın, kuyruk beklemek zorunda kalmayın derim ben. Menüsünden bahsedecek olursak deniz ürünlerinden, et ürünlerine ve meşhur tabaslara kadar çok geniş her damak tadına hitap edecek bir menüye sahip. Deniz mahsüllü makarnasını, karidesini tattığımdan rahatlıkla önerebilirim. İspanyolların meşhur Paellasını da burada deneyebilirsiniz. Paella konusunda da oldukça başarılılarmış. Tabi yemeğinizin yanında bir de Sangariayı söylemeyi unutmamanız içinde ısrar ediyorum. Şayet ben bayağı bir sevdim. Diğer güzel bir özellik olarak karşınıza abest fiyatların çıkmaması. Yani tavsiye edilir. Afiyet olsun :)

  • Roma Gezi Rehberi | SineGezi

    Uzun zamandır planlanan Roma gezimizi gerçekleştirmenin hem mutluluğunu hem de hüznünü yaşıyoruz... Roma Gezi Rehberi 24.10.2019 | Gonca Kaya Paylaş Uzun zamandır planlanan Roma gezimizi gerçekleştirmenin hem mutluluğunu hem de hüznünü yaşıyoruz. Hüzün neden diye sorarsanız, her köşesi tarihle dolu, kalabalık ve sıcakkanlı bu İtalya şehrini çok sevdik, onunla vedalaşamıyoruz. Gelelim gezimizin detaylarına; Roma’da Kaç Gün Kalmalı? Öncelikle Roma’ya kaç gün ayırmak gerekir sorusu, geziyi biraz olsun planladıktan sonra cevaplanması gereken bir soru, biz düşündük biraz araştırdık ve 3 günün yeterli olacağını düşündük. Aslında gezimiz sadece Roma planı içerseydi, muhtemelen 3 gün değil bunu 5 gün şeklinde planlardık. Roma’da Nerede Kalmalı? Roma her yere yürüyerek gidebileceğiniz bir şehir değil. Bu sebepten merkezi yerlere en azından yürümek istiyorsanız, Trevi Çeşmesi, Piazza Navona, Piazza Venezia gibi yerlere yakın otelleri tercih edebilirsiniz. Biz Trevi çeşmesi yakınlarını tercih etmemize rağmen oldukça sık, toplu taşıma kullandık. Roma’da Ulaşım İlk olarak Türkiye'den Roma'ya gidiş konusu var. Roma uçak bileti seferleri ni; avantajlı uçuşlar için detaylıca araştırmanızı tavsiye ederiz. Biz biletimizi daha uygun fiyatlı olduğu için Fiumicino havaalanına gidiş olarak satın aldık. Havaalanından merkeze ulaşımdan da bahsetmek isteriz. Merkeze gitmek için birkaç seçeneğiniz bulunuyor: Leonardo Express: Direkt Roma Termini’ye giden hızlı tren seçeneği, yolculuk 30 dk sürüyor. Tren : Bir tık daha uyguna getirmek isterseniz normal tren seçeneğini de kullanabilirsiniz. 15 dakikada bir kalkıyor, yolculuk 1 saate yakın sürüyor. Otobüs: Sanırım en uygun seçeneklerden bir tanesi bizim de tercih ettiğimiz otobüs kullanmak, 7 euro ödüyorsunuz. 1 buçuk saat gibi bir sürede Termini’ye ulaşıyorsunuz. Taksi ve dolmuş taksi gibi seçenekler de var tabi ki, hatta sizin turist olduğunuzu anlayanlar sormanıza gerek kalmadan yanınıza gelip, anlatmaya başlıyorlar. Bunun dışında şehir içinde ulaşım için biz Roma Pass tercih ettik, her ne kadar bazı turistler dışında kimseyi bilet okuturken görmesek de, içimiz rahat bir şekilde seyahat ettik. Roma Pass’in 2 ve 3 günlük seçenekleri bulunuyor. 2 günlük Roma Pass 28 Euro ve 1 müzeye ücretsiz giriş hakkınız bulunuyor. 3 günlük Roma Pass 38,5 Euro ve 2 müzeye giriş hakkınız bulunuyor. Roma Pass’i internetten alabilirsiniz. Ancak herhangi bir turist informationdan kartı almanız gerekiyor. Bu sebepten biz havaalanından almayı tercih ettik. Detaylar için şuraya bakabilirsiniz. Otobüsle Termini’ye kadar gelip bir diğer otobüsü kullanarak, otelimizin yolunu tuttuk, uçağın erken olmamasının tek avantajı check in saatinde oteline varıyor olmanız sanırım. Otele geldik ancak dinlenmek yok dedik, çünkü Roma’da 3 günümüz olduğundan her saat bizim için değerliydi ve biraz yol yorgunu olmamıza rağmen, planlarımızdan geri kalmadık. Ekim ayında gittiğimiz İtalya bizi hava konusunda hiç üzmedi. İlk Günün Rotası; Fontana di Trevi Trevi çeşmesini bulmak inanın hiç zor olmadı. Gelmeden önce baktığımız fotoğraflara hayret ettik doğrusu, burada sabah akşam fark etmeksizin inanılmaz bir kalabalık var. Para atıp dilek dileyebiliyorsanız şanslısınız. Biz dilimize yanlış çevrilmiş bir filmden ötürü burayı Aşk Çeşmesi olarak bilsekte, durum bu şekilde değil, inanışa göre sağ elinizle sol omuzunuzun üzerinden parayı atmanız gerekiyor ve genellikle Roma’ya tekrar gelmek için dilekte bulunuluyor. Biz de son derece istekli bir şekilde Roma’ya tekrar gelmeyi diledik. Ek olarak; Trevi Çeşmesine dilek dilemek için atılan paralar yardım kuruluşlarına bağışlanıyormuş. Turistik bir aktivitenin sonucunun böyle güzel olması da ayrı bir sevindirici. Pantheon Burası Roma döneminden kalan ve en iyi şekilde korunmuş olan bir tapınak. İçerisinin de dışarısı kadar etkili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tepede bulunan ve gökyüzüne bakan yuvarlak delik (Oculus), tapınağın günışığı alan tek yeri. Diğer bir ayrıntı olarak; Pantheon ‘da aynı zamanda kral, ressam ve mimar mezarları da bulunmakta. Pantheon’u ziyaret etmek için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Giriş Saatleri: Pazartesi-Cumartesi 08:30-19:30 Pazar 09:00-18:00 Piazza Venezia Oldukça görkemli Vittorio Emanuele II Abidesi’ne ev sahipliği yapan meydandan istemsiz olarak bir çok defa geçtik. Her geçişte aynı hayranlığı duyduğumuz bu meydan Roma’nın en işlek meydanlarından ve Roma şehrinin merkezi sayılabilir. Piazza Navona Sanırız burası en sevdiğimiz meydanlardan birisi oldu. Meydanda Quattro Fiumi Çeşmesi bulunuyor ve her daim canlı ve turistik bir yer. En sevdiğimiz restoranlar da bu meydana yakın olduğundan kısa gezimizde burayı çokça bir ziyaret ettik sanırız. Piazza di Spagna (İspanyol Meydanı) Meydanın adı burada bulunan İspanyol Elçiliğinden gelmekteymiş. Meydanda bulunan batık gemi ilginizi çekmiş olabilir zira her yerde gürül gürül fıskiyeli çeşmeler varken burada neden batık bir gemi var diye düşünür müsünüz bilmem ancak sebebi burada ki su basıncının düşük olması ve ona göre bir tasarım yapılması. Meydanın şüphesiz en popüler alanı İspanyol Merdivenleri, merdivenlerin yapım amacı hemen merdivenlerin sonunda ki Trinita dei Monti Kilisesi’ ne ulaşmak içinmiş. Buraya çıktığınızda manzaranın; özellikle gün batımına denk geldiyseniz oldukça keyifli olduğunu söyleyebilirim. İtalya rehberlerini okurken bu merdivenlerde oturup gün batımını izlemeyi planlamıştık ancak, merdivenlerde oturmak yasaklanmış, bir kaçta görevli dikmişler oraya fotoğraf için bile oturduğunuzda sizi uyarıyorlar. Via Condotti Hemen İspanyol Merdivenlerinin karşısında bulunan cadde, şehrin en ünlü ve pahalı caddesi. Dünya markalarının hepsi burada sanırım. Hatta bu caddenin cirosunun küçük bir ülke ile yarışacak kadar olduğu kulağımıza çalındı, şaşkınız. Ondan dolayı alışverişi bir kenara bırakıp, bakmakla yetindik. Dilerseniz burada ki kahvesi ve tatlıları ile ünlü Antico Caffè Greco ’ya da bir kahve için uğrayabilirsiniz veya daha uygun maliyetli bir seçenek olarak yakınlarda bulunan Pompi Tiramisu ’dan tiramisunuzu alabilir ve gezerek yiyebilirsiniz. İkinci Günün Rotası: Bugün büyük planlar olduğundan vitaminlerimizi, kahve takviyemizi alıp yola koyulduk. Kolezyum Öncelikle Kolezyum’da nasıl beklemezsiniz, konusuna değinmek istiyorum. Biz Kolezyum için Roma Pass’i kullandık ancak sitesinde okuduğumuzda Roma Pass’in tek başına yeterli olmadığını ve rezervasyon yapılması gerektiğini gördük. Kişi başı 2 eurodan rezervasyon yaptırdık ancak bununla bitmiyor. Rezervasyonunuzu bilet noktasında onaylatmanız gerekiyor, bunun için de hızlı ilerleyen bir sıra bekliyorsunuz. Sonrasında her şey çok hızlı ilerliyor. Normal sırayı beklerseniz kaç saatte girebilirsiniz ben çok tahmin yürütemiyorum. Detaylara buradan ulaşabilirsiniz. Kolezyum’un 2 bin yıllık bir geçmişi olmasına rağmen hala çok etkileyici bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. İnşaat halinde olan kısımları ve yıkılan kısımları var ancak yine de tüm görkemiyle bizi etkilemeyi başardı. Atmosferinden de anlaşıldığı gibi burada kutlamalar, gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri yapılmaktaymış. Kolezyum gezimizi tamamlayıp, Roma Forumuna doğru devam ediyoruz. Kolezyum biletleri ile buraya giriş yapılabiliyor. Ek bir ücret ödemesi yapmanıza gerek yok. Roma Forumu (Foro Romano) Roma Formu eskiden bataklıkmış zamanla, insanların bir araya geldiği şehrin ticari ve siyasi gelişmelerinden haber aldıkları yerler haline gelmiş. Her şey güzel hoş ama çıkış konusunda tabelalar bayağı yanıltıcı, görevlilere sormakta fayda var. Girişe yakın yerde aradığımız çıkış, tabelalarına rağmen girişe çokta yakın değildi. Şuan da abartıyor gibi görünebiliriz ancak o kadar yorulduktan sonra bir adım daha fazla atmamak çok önemli inanın. Palatino Tepesi Roma Formuna giriş yaptıktan sonra Palantino tepesine de çıkabiliyorsunuz. Ancak hangisine önce gitmek gerekir biz tam kestiremedik sanırım her iki tercihte de aynı yolları geri yürüyorsunuz. Trastevere Geldiğimiz restoran bu bölgede bulunuyor. Genel olarak akşam hareketli olan bu bölgenin farklı bir dokusu var ve güzel fotoğraflar için çok uygun. Üçüncü Günün Rotası Castel Sant'Angelo Vatikan’dan önceki durağımız Castel Sant Angelo oluyor. Buraya Roma Pass ile giriş yapılabiliyor. Kale oldukça görkemli ve Vatikan’a oldukça yakın, hatta Vatikan ve Kale arasında Papa’nın güvenli için gizli bir geçit bulunuyormuş. Papa Büyük Gregorius’un burada Mikail meleğini gördüğü söylenmekte ve hatta kalenin adı da bu olaydan esinlenerek verilmiş.Kale bizim tarihimide de Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’nın burada esir alınmasıyla yer tutmaktadır. Kaleyi gezmenin en keyifli yanı kafesinin manzarasıydı. Vatikan’a bakarak kahvenizi yudumlamanız tavsiyemizdir. Vatikan Kolezyum’un kalabalığı Vatikan’nın yanında hiç bir şeymiş. İnanılmaz bir bir turist akını var buraya. Son derece ihtişamlı Vatikan için birkaç bilet seçeneği bulunuyor. Müzeyi gece gezmekte mümkünmüş. Biz gündüz kalabalığından sonra neden bu seçeneği değerlendirmediğimizi sorguladık. Ancak gece gezisinin de kalabalık olmayacağını garanti edemiyoruz. Bileti Vatikan Müzeleri ve Sistina Şapheli şeklinde satın aldık. Vatikan Müzeleri konusuna biraz açıklama getirelim, bu müzelere giriş aynı bölgeden ve gezerken aslında fark etmeden müzeler arasında geçiş yapıyorsunuz. Rehberli, kahvaltılı gibi gibi birçok seçenek var. Linkten ayrıntılara ulaşabilirsiniz. Online aldığımız bilet sayesinde çok az sıra bekledik, tavsiyemizdir. Ayrıntılara gelirsek şüphesiz gördüğümüz en ihtişamlı müzeler burada diyebiliriz. Görseller inanılmaz canlı, sürekli tavanlara bakarak gezdik. Özellikle Sistine Şapheli’nin ortamı farklı bir deneyimdi. Burada fotoğraf çekmek yasak ve sürekli sessiz olun diye anons yapılıyor. Michelangelo’nun “Son Yargı” diğer bilinen ismi ile “Kıyamet Günü” ve “Adem’in Yaratılış Tasviri” eserleri duvarları süslemekte. Çıplak gözle bu eserleri görmek insanı gerçekten heyecanlandırıyor. Vatikan ile ilgili diğer bir konu da Vatikan giyim kuşam konusunda internetten okuduğumuz kaynaklarda kıyafete dikkat edilmesi gerektiği yazıyordu. Genel olarak insanlar bu kurala uymuş gibiydi. Ancak çok abartmaya gerek yok gibi geldi bize. Yine de şort, kısa bluz, omuz açık giysileri tercih etmemekte fayda var. Campo dei Fiori Bu meydana asıl gelme sebebimiz aslında burada bulunan meşhur fırından kaynaklıydı. Bu meydanda sabahları Pazar kuruluyor. Akşamları da meydanı çevreleyen birçok kafeyi kalabalık bulmanız mümkün. Meydanın ortasında 1600 yılında fikirleri sebebiyle yakılan Filozof Bruno’ nun heykeli yer alıyor. Bu meydan her ne kadar renkli bir meydan gibi görülse de geçmişte birçok infaza şahitlik yapmış. Meydandaki heykel de bu anıları canlı tutmakta. Roma gezisiyle ilgili ipuçları ve izlenimler; Yönümüzü bulmak için genel olarak Google maps kullandık, hangi otobüse bineceğinizi, ne zaman bineceğinizi ve ineceğinizi dahi size söylüyor ve %90 yanılmıyor. İşimizi çok kolaylaştırdı. Eğer internet kullanmayacaksanız map.me uygulamasını indirip, gideceğiniz bölgelerin haritasını önceden indirip, internetsiz bu uygulamayı kullanabilirsiniz. Sanırım gezideki en olumsuz şey çok fazla tur görmemizdi. Turlara karşı değiliz ancak inanılmaz bir kaosa sebep oluyorlar. Özellikle müze gezerken çok zorlandık. Turla gelmedim ama ben araştırmaya üşeniyorum biri bana anlatsın diyorsanız iki seçeneğiniz var; birisi free walking tur lara katılmak. Ücretsiz şehrin önemli bölgelerini rehber eşliğinde geziyorsunuz. Gezi sonunda gönlünüzden ne koparsa rehbere veriyorsunuz. Belirli bir ücret yok. Diğeri bizim tercih ettiğimiz sesli rehberler, müzelerde verilenlerden bahsetmiyoruz zira onlar fazla detay verip hiç bir şey anlamamanıza sebep olabiliyorlar. Biz Piri uygulamasını kullandık. Yalın bilgilerle keyifle gezdik. Roma toplu taşıma için kullandığımız otobüs ve metrolar oldukça kötü durumda, bazı insanların Roma’yı sevmemesi bundan bile kaynaklı olabilir. Biz tatsız bir şeyle karşılaşmadık ancak hırsızlık çok fazla oluyormuş. Aman çantalara, cüzdanlara dikkat! Anlatımlarımızdan da anlaşıldığı üzere biz Roma'yı kaosuyla, turistiyle, tarihi ve güzel lezzetleriyle bir bütün olarak düşünerek sevdik ve keyifle gezdik. Size de keyifli geziler dileriz. Bizce İlginizi Çekebilir... Roma Yeme İçme Rehberi Floransa Gezi Rehberi Venedik Gezi Rehberi

  • Tarihin Başkenti : Selçuk | SineGezi

    Ucuz uçak biletiyle başlayan İzmir seyahati fikri gidip gördükten sonra daha da bir mantıklı geldi bana. Bu kadar güzel, görülmeyi bekleyen yer varken daha... Efes, Selçuk Gezi Rehberi 19.11.16 | Gonca Kaya Paylaş Ucuz uçak bileti kampanyası varmış. Eee hadi o zaman İzmir'e gidelim diyerek yaptığımız İzmir seyahati planının, gidip gördükten sonra çok yerinde bir plan olduğuna karar vermiş bulunuyoruz. İtiraf edelim bu kadar güzel ve görülmeyi bekleyen yer varken, biz neden daha önce gitmemişiz gibi yakınmalarımız da oldu. Her neyse gelelim canım İzmir gezimizin ayrıntılarına ; Kasımın ilk haftası olmasına rağmen harika bir hava vardı. Kasımda İzmir nasıl olur derken sonrasında kasım ne kadar da doğru bir tercihmiş dedik. Selçuk'a nasıl gidilir? İlk alternatif olarak bizim gibi havaalanından araba kiralayıp çok rahat bir şekilde Selçuk'a gidebilirsiniz. Havaalanından Selçuk 1 saat sürüyor. Araba kiralanmayı pas geçenler için de seçenekler var tabi ki. Havaalanından İzbana binip buradan Basmane Garı'na gidip Denizli trenine binmek bunlardan bir tanesi. İzban’a binmek için İzmirim kartınızın olması gerekiyor aklınızda bulunsun. Efes Antik Kenti Bizim ilk durağımız Efes Antik kenti idi. Efes Antik Kenti her gün açık. Yaz ve kış için ziyaret saatleri değişebileceğinden önceden bakmanızda fayda var. Bir de 1-2 saat ayırayım yeter gibi bir düşünceniz olmasın, oldukça geniş bir alana kurulmuş bir kentten bahsediyoruz ve eminim ki her yerini gezmek isteyeceksiniz. Ziyaret Saatleri Yazın 08:00 -19:00 Kışın 08:00 – 17:00 Giriş Ücreti yetişkinler için 40 TL Öğrenciler için 20 TL Müze Kartı ve Maximum kartı olanlara da ücretsiz, biz de bu kısımda yer alıyoruz. Müze kartınız yoksa girişte çıkarttırabilirsiniz. Çoğu müzede geçiyor ve 1 yıl boyunca bu müzeleri ücretsiz ziyaret edebiliyorsunuz. Antik kentin tarihi M.Ö. 5 bin yıla kadar dayanıyor. Karşınızda 7000 yıllık kalıntılar olduğunu düşünürseniz hala çok güzel görünüyorlar. Antik Kentin bölümlerini hemen girişteki rehber niteliğindeki krokiden görebilirsiniz. Antik Kentin başlıca bölümlerinden kısaca bahsedelim: Büyük Tiyatro: Hemen girişte solda tüm heybetiyle sizi karşılıyor. Dünya’nın en büyük açıkhava tiyatrosu olaması gibi bir özelliği var. Restorasyon çalışmalarından dolayı mı kapalıydı yoksa genel olarak mı kapalı tutuluyor bilmiyorum ancak görselliği çok hoş. Şüphesiz birçok gösteriye ev sahibeliği yapmıştır. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Celcus Kütüphanesi: Sözle anlatılmaz çok etkileyici bir yapı ve anfi tiyatrodan sonra Antik Kent’teki en görkemli yapı olduğunu da kendi adıma ekleyebilirim. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Liman Caddesi: Her yanı tarih kokan upuzun bir cadde. Yamaç Evler: Kentin bu bölümünde yarıca giriş yapılıyor. Bu bölüme girmek için de ücret ödemek gerekiyor. Burada o dönemde yaşayan zengin insanların evleri yer alıyor. Müzenin giriş saatlerinden yarım saat önce kapanmakta bu bölüm. Uzunca bir yürüyüşten ve resim çekme/çekilme maratonundan sonra fazlaca yorulduk, sizde yorulacaksınız. Kasım olması ve hafta içi olması dolayısıyla çok rahat gezdik. Etrafta oldukça az ziyaretçi vardı. Görsel açıdan tarihe doyduk diyebilirim. Rehber eşliğinde gezmek de eminim çok keyifli olacaktır ancak biz tabelalar rehberliğinde ilerledik onlarda oldukça bilgi vericiydi. Yedi Uyuyanlar Mağarası Antik Kente gelmişken hemen yakındaki Yedi Uyuyanlar Mağarasına Devam ediyoruz. Yedi Uyuyanlar hakkında birçok efsane var bunlardan bir tanesini kısaca aktarayım. Putperest imparator Decius’un ölüm emrinden kaçan 7 inaçlı kişi kaçıp Panayı dağındaki mağaralara sığınıyorlar. Ölmedikleri, 300 yıl uyudukları ve ilahi kişilikler olarak uyandıkları söylenmekte. Biz de merak edip gidenlerdeniz ancak kiliseye ne yazık ki girilemiyor. İşin garip yanı mağaraların nerede olduğunun bilinmemesiymiş. Tabi biz şok :) Aradığımızı çok bulamasakta kısa günün karı olarak hemen orada yöresel yemekler yapan köy kahvesine girip birer gözleme yiyoruz. Tavsiye edilir. Ertesi günde sırasıyla İsa Bey Cami, St. Jean Kilisesi, şehrin merkezinin hemen her yerinden görünen Kale ve Selçuk Efes Müzesine gittik. İsa Bey Cami 1375 yılında İsa bey tarafından yaptırılan cami Türk mimarlık tarihinde de önemli bir yere sahip. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. St. Jean Kilisesi (Aziz Yahya Kilisesi) M.S. 2. Yüzyılda inşa edilen kilise Ayasurluk Tepesinde yer alıyor. Oldukça da geniş bir alanda kurulmuş. Selçuk Kalesi Şehir merkezinde herhangi bir yerde otururken tarihi kaleyi rahatlıkla görebilirsiniz. Aziz Yahya Kilisenin girişinden devam edip kaleye ulaşılmakta. Yollar hafif dik rahat ayakkabılar giymekte fayda var. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Selçuk Efes Müzesi Ziyaret Saatleri Yazın 08:00 -19:00 Kışın 08:00 – 17:00 Böyle bir kentteki müzeden haliyle insanın beklentisi yüksek oluyor. Efes Müzesi'nde en çok ilgi çeken eserler arasında Efes Artemis heykeli, yunuslu Eros, tavşanlı Eros, Eros başı, Priapos heykeli, mermer Artemis heykeli, Mısırlı rahip heykeli, İsis heykeli, çeşitli mitolojik tanrı heykelleri ve Sokrates başı bulunuyor. ( http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/efes-muzesi ) Bunlar dışında altın, gümüş ve bakır takılar bir harika :) To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Buradan Meryem Ana Evine devam edilebilir veya 8 km uzaklıkta yer alan Şirince Köyü’ne gidilebilir. Selçuk tarihi olarak çok kıymetli bir yer. Mutlaka ziyaret edilmeli ve ziyaret için 2 gün oldukça yeterli bir süre. Keyifli geziler :) Bizce İlginizi Çekebilir... Sonbaharda İzmir Turu Tarihin Başkenti : Selçuk

  • Okumalı | SineGezi

    Okuduğumuz sevdiğimiz tavsiye ettiğimiz tüm kitaplar ve yorumları burada... Kırmızı Pazartesi | Gabriel García Márquez Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi’nin baş kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2 dakika olmadan gün yüzüne çıkıyor. Bu sebepten bahsetmekten çekinmiyorum... Cehenneme Övgü | Gündüz Vassaf Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgüsü (Gündelik Hayatta Totalitarizm) 20 bölümden oluşan, okudukça insanı düşünmeye ve sorgulamaya davet eden, totalitarizm kavramının ne kadar boş olduğunu eşsiz bir şekilde işlendiği ve başucu kitabı olarak nitelendirebileceğim bir eser... Kardeşimin Hikayesi | Zülfü Livaneli Aşk, dram ve gizem türündeki bu roman 2013 yılında yayınlanmış. Okumaya başladığınızda ilk sayfadan itibaren roman; gerek kurgusu gerek akıcı diliyle okuyucunun merakla bir sonraki sayfayı çevirmesini sağlıyor... Körlük Kitap Jose Saramago'nun okuduğum ilk eseri. Kitaba ilk başladığım anda beni kendine çekmeyi başardı. Gerek dili, gerek konusu çok ilginç ve Saramago'nun kaleminden daha da keyifli işlenmiş... Kürk Mantolu Madonna | Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak; bugün hala en çok okunan kitaplar listesine baktığınızda bu eseri rahatlıkla görebilirsiniz...

  • Köln | SineGezi

    Köln Almanya’nın en büyük 4. şehri ve çokta turistik bir yer. Bunu adımınızı attığınız ilk andan itibaren anlayabiliyorsunuz özellikle benim gibi trenle .... En Spontanından Köln Gezisi 23.01.2017 | Gonca Kaya Paylaş Köln gezim kesinlikle planladığım bir gezi değildi. Hali hazırda Almanya ’daydım. Hiç plan yapmadan günü birlik gidiverdik. Almanya’nın başka bir şehri olan Essen ’den trenle gittik. Çok uzun sürdüğünü söyleyemem yalnız birkaç tane tren var onları iyi bilmelisiniz aksi takdirde karıştırabilirsiniz. Köln Almanya’nın en büyük 4. şehri ve çokta turistik bir yer. Bunu adımınızı attığınız ilk andan itibaren anlayabiliyorsunuz özellikle benim gibi trenle seyahat sonrasında Köln’e ayakbastıysanız. Aslında böyle hissetmemin en büyük sebebi istasyondan çıkar çıkmaz; kentin en gösterişli inşası olan yaklaşık 650 yılda tamamlanmış UNESCO Kültür Mirası listesinde de yer alan çift kuleli Köln Katedrali. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Katedral 157 metreyi bulan yüksekliği ve büyüleyici mimarisiyle görenleri kendisine hayran bırakıyor. Hatta biz Turist merkezine bile uğramadan direkt Katedrale doğru yöneldik. İçi de dışı kadar görkemli olan katedralde; yakılan bir sürü mum hemen gözümüze çarpıveriyor. Çoğu kişi bu eylemi saçma bulabilir ancak bence güzel bir eylem hem kiliseye yardım ediyorsunuz hem de gerçekleşmesini istediğiniz hayaliniz için evrene bir enerji gönderiyorsunuz. Tabi kimse sizi zorlamıyor tamamen isteğe bağlı. :) Bolca resim çekildikten sonra Katedralle vedalaşıyoruz ve Turist merkezine (Köln Tourismus) gidiyoruz. Burda Köln’le ilgili bulabileceğiniz tüm hediyelik eşyalar mevcut. Tabi bizde cazibelerine dayanamayıp, gezimiz boyunca bize fazla yük yapmayacak küçük hediyelik eşyalardan alıyoruz. Bir de harita aldık, en güzeli de görevli bize haritayı satarken birçok bilgi verdi. Mesela Katedralin en tepesine çıkmanız için 500 küsür merdiven çıkmanız gerekiyormuş. Bizim vaktimiz kısıtlı olduğu için tercih etmedik eminim harika bir manzara vardır. Biz onun yerine görevlinin bizi yönlendirmesiyle Hohenzollern Brücke yani Hohenzollern köprüsü’nün diğer tarafında bulunan Triangle adlı binaya gittik. Belli bir ücret karşılığında asansörle binanın en üst katındaki seyir terasından güzel Köln’ü kuş bakışı görebiliyorsunuz. Vakti olamayan ve kendinde merdiven çıkacak enerjiyi bulamayanlar için iyi bir seçenek. Hohenzollern köprüsünden de bahsetmeden olmaz. Köprü Köln’ü boydan boya geçen Ren Nehri’nin üzerinde bulunuyor. Köprünün üzerinden tren de geçiyor. Yürüyerek de köprüyü geçebiliyorsunuz. Köprü tam bir görsel şölen bir sürü kilit takılı köprüde, biz kilit takıp dilek dileyenlerden değildik ancak bu güzel cıvıl cıvıl manzarayı fotoğraflarla ölümsüzleştirdik. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Triangle’daki seyir keyfinden sonra planımız Çikolata müzesine gitmekti ancak biraz yorulduğumuz için soluğu hemen hemen her Avrupa şehrinde bulunan İstanbul’da da kısa süre önce açılan Hard Rock Cafe’de aldık. Kısa bir dinlenmenin ardından Çikolata müzesinden vazgeçip Köln sokaklarını turlamaya karar verdik. Son olaraktan belirlediğimiz dönüş saatine yakın, Ren nehri kıyısında bolca cafenin olduğu alana gittik. Normalde bilmediğim bir şehre gitmeden plan yapıp gezebildiğim kadar fazla yeri gezmek isterim. Ancak böylesine spontane bir gezi olunca daha fazla yer görmektense keyfini çıkararak gezmeyi tercih ettik. Haritamızla ve internetsiz akılı telefonlarımızla Köln sokaklarında ara ara yolu kaybederek son derece keyiflice gezimizi tamamladık. Köln çok turistik ve canlı bir şehirdi. Hava açısından çok şanslıydık gün boyu hava sıcak ve güneşliydi bunu neden söylüyorum hemen cevaplayayım benim gözlemlediğim kadarıyla ve yaşayanların söylediğine göre Almanya’da havanın sağı solu pek belli olmuyor hele ki yazı geride bıraktıysanız. Siz siz olun gezi planı yapmadan hava durumunu mutlaka kontrol edin. Aslında düşündümde adam akıllı gezi planı yapsanız daha iyi olur :) Keyifli geziler :)

  • Leon:The Professional | SineGezi

    994 yapımı olan filmde Jean Rêno, Gary Oldman ve Natalie Portman rol almaktadır... Leon: The Professional - Sevginin Gücü -1994 23.12.2015 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 8,6/10 Tür : Dram, Polisiye, Gerili, Aksiyon Süre :110 dk 132 dk (uzun versiyon) Yönetmen : Luc Besson Oyuncular : Jean Reno, Gary Oldman, Natalie Portman, Danny Aiello Senaryo : Luc Besson En bi sevdiğim filmler arasında yer alan Leon’un gerçekten izlenilesi bir film olduğunu kendi adıma rahatlıkla söyleyebilirim. 1994 yapımı olan filmde Jean Rêno, Gary Oldman ve Natalie Portman rol almaktadır. Filmde bolca katil, ölüm ve acı olduğunu düşünürsek; suç ve dram temalı bir film izlemek isteyenler için şiddetle tavsiye edilir. Gelelim filmin konusuna, Mathilda New York’ta ailesiyle yaşayan 12 yaş civarında bir kızcağızdır. Erkek kardeşi dışında ailesinden kimseyi sevmiyor. Zaten babasının karıştığı uyuşturucu işi yüzünden ailesini çok kısa bir zaman için izleme fırsatımız oluyor. Kız sadece erkek kardeşinin ölümüne üzülerek kendi canını kurtarmak için yan komşuna sığınıyor. Komşu deyince de insan yardımsever, hamarat bir insan bekliyor tabi ama filmde Leon karakterinin çok benim komşu profilime uyduğunu söyleyemeyeceğim. Leon’un çok soğukkanlı bir seri katil olduğunu anlamam uzun sürmüyor zaten. İlk başta kızdan kurtulmaya çalışsa da zamanla aralarında baba veya arkadaş ilişkisine benzer ne olduğunu tam anlayamadığım bir bağlılık oluşuyor ve kızı koruyup kollamaya başlıyor. Filmin isminin Türkçe çevirisinin Sevginin Gücü olmasının da bir anlamı var ve film de bunu çok etkili bir şekilde gözler önüne seriyor. Sevgi hafife alınmaması gereken, çok güçlü bir duygu ve her şeyi değiştirebilir deyip iyi seyirler diliyorum. :)

  • Sihirli Spatula | SineGezi

    Tuzlusundan tatlısına içeride herşeyi bulabileceğiniz Acıbadem'de yer alan pastalarına bayıldığım bir kafe; Sihirli Spatula ... Sihirli Spatula 29.09.16 | Hande Samancı Paylaş Tuzlusundan tatlısına içerde herşeyi bulabileceğiniz Acıbadem ' de yer alan pastalarına bayıldığım bir kafe; Sihirli Spatula . Meraklandıysanız sizi hemen nasıl ulaşacağınız konusunda aydınlatayım; Acıbadem Caddesi'nin hemen üzerinde yer alan Sihirli Spatula'yı kolaylıkla bulabilirsiniz. Mekanda içeride ve dışarıda oturulacak alanlar mevcut. Bunu yanında dekorasyonundan bahsetmeden yapamayacağım, kafe şirin mi şirin bir dekarasyona sahip. Gelelim asıl sevdiğim kısma; tatlılar :) İçeriye girdiğinizde pastalar ,cupcakeler, cheeseecakeler ve daha adını bilmediğim birçok tatlı çeşidi ile insana kendini görsel bir şölenin içindeymiş gibi hissettiriyor. Aramızda kalsın; bütün çilekli pastaları denedim ve hepsini de ayrı ayrı çok sevdim. Tatlıların yanında tuzlu severler için tuzlular da unutulmamış. Poğaça,açma ve börek seçeneklerini de burada bulmanız mümkün. Bunlara ek kahvaltı seçeneği de mevcut. Ben denemedim ama mekanın samimiyetini düşünürsek bir pazar kahvaltısının güzel olacağını tahmin ediyorum. Sonuç olarak diyeceğim şu ki; tatlının yanında kahvenizi alıp ya da tuzlularla demli bir çay söyleyip güzel zaman geçirebileceğiniz tatlı bir mekan, tavsiye edilir yani :) Afiyet olsun :) Adres: Acıbadem Caddesi Palmiye Sok. Şafak Apt. No.1 Acıbadem, İstanbul

  • İsviçre Gezi Rehberi

    Öncelikle İsviçre güzel olduğu kadar bütçe zorlayan bir ülke, planlama yaparken bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Gitmeden nerelere gideceğinizi de belirlerseniz, kalacağınız gün sayısını ona göre belirleyebilirsiniz.... İsviçre Gezi Rehberi 16.01.2023 | Gonca Kaya Akak Paylaş Benim için her yeni görülecek yer başka bir heyecan ve mutluluk sebebidir ama şunu söylemeliyim ki uzun zamandan beri beni bu kadar heyecanlandıran ve mutlu eden bir gezi deneyimim olmamıştı. Evet tüm heyecanın sebebi İsviçre. İsviçre öyle bir coğrafya ki baktığınız her manzara kartpostal gibi. Hal böyle olunca izlemesi, gezmesi de çok keyifli oldu. Öncelikle İsviçre güzel olduğu kadar bütçe zorlayan bir ülke, planlama yaparken bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Gitmeden nerelere gideceğinizi de belirlerseniz, kalacağınız gün sayısını ona göre belirleyebilirsiniz. Şehirle sınırlı kalmamanızı ve İsviçre'nin doğasını yakından görebileceğiniz yerleri de planınıza eklemenizi öneririz. Gelelim bizim gezimizin detaylarına; 5 günlük İsviçre seyahati sırasında dur durak bilmediğimizden bir çok yer görme fırsatımız oldu. İlk durağımızdan başlayalım. Zürih Biz seyahatimize İtalya’dan başladığımızdan Como’dan Zürih'e geçtik. Avrupa içi yolculuklar için tren veya otobüs kullanabilirsiniz. Biletlerimizi genelde Omio uygulamasından temin ediyoruz. Hizmet bedeli ekliyor ancak arkadaşınıza uygulamayı tavsiye etmeniz durumunda hem arkadaşınıza hem de size indirim kuponları tanımlıyorlar, bu da size bilet alırken avantaj sağlıyor. Gezinizi sadece Zürih’i gezmek için planladıysanız, Zürih pass çok işinize yarayacaktır. Bazı otellerin rezervasyon yapmanız durumunda ücretsiz pass verdiklerini de duyduk ancak bizim otel böyle bir hizmet sunmadı bize, rezervasyon yaparken bunu araştırabilirsiniz. Zürih merkez küçük görünse de yürüyerek gezmek biraz zor olabilir. Bu noktada pass alırsanız rahat edebilirsiniz. Gezi planınız bizim gibi sadece Zürih ile sınırlı değilse, en mantıklı adım Swiss Pass almanız. Doğrudan kendi sitelerinden pass i alabilirsiniz.(https://www.sbb.ch/en/leisure-holidays/inspiration/international-guests/swiss-travel-pass.html ) Ancak size güzel bir haber; get your guide app i indirip kaydolursanız ilk satın alma işleminize özel %10 indirim kuponu ile swiss pass inizi alabilirsiniz. Ülke pass’i olduğundan fiyatlar oldukça yüksek ama kesinlikle aldığınıza değiyor. Yani diyeceğim o ki hiç polemiğe girmeyip, Swiss pass alıp keyfinize bakabilirsiniz. Zürih’te görülmesi gereken yerler; Züri h Old Town Bölgesi Genellikle eski şehir merkezleri daha küçük ve samimi oluyor. Zürih eski şehir merkezi de aynı şekildeydi. Mutlaka uğrayınız. Zürih Gölü Yazın daha keyifli olacağı şüphesiz ancak güzel bir yürüyüş ve biraz sakinlik isterseniz, göl kenarında yürüyüş yapabilirsiniz. Bahnhofstrasse Ünlü markaların yer aldığı, insanda alışveriş yapma isteği uyandıran güzel geniş bir cadde, zaten mutlaka yolunuz buraya düşecektir. Lindenhof Şehri kuşbakışı görebileceğiniz, sizi çok yormayacak bir manzara noktası. Oldukça bilinen ve turistlerin uğrak noktası olan bir yer. Az eforla güzel fotoğraflar çekip manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Grossmünster Kilisesi Zürih’te bulunan 3 önemli kiliseden bir tanesi ve sanırım en görkemlisi. Görkemli de yince aklınıza diğer avrupa şehirlerindeki kiliseler gelmesin onların yanında burası bayağı normal kalan ve farklı bir mimarisi olan bir kilise. Lindt Museum Eğer sizde çoğu insan gibi bir çikolata severseniz, Lindt çikolata müzesi mutlaka uğramanız gereken bir yer. Gezi planınızı yaparken biletleri önden almanızı öneririz. Zira tükenmiş olabiliyor. Direkt müzenin resmi sitesinden biletlerinizi temin edebilirsiniz. Gelelim müzenin detaylarına. Öncelikle eşyalarınızı bırakıp bu sayede müzeyi rahat rahat gezebileceğiniz, büyük dolapları mevcut, seyahat boy valiz bile rahatlıkla bu dolaplara sığıyor, test edildi onaylandı. Müzeyi ses cihazları eşliğinde gezebiliyorsunuz, müze geziniz boyunca kakaonun dalından üretimine, tarihine kadar detaylı bilgi almanız mümkün. Çikolata müzesinin en keyifli yanı, birçok çikolata deneme imkanı sunması, kimse de sizi engellemiyor, aman kan şekerinize dikkat :D Fifa Museum Swiss pass ile ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz bir müze. İlgililerine duyurulur. Zürih’te Yeme İçme Yeni bir yere gittiğiniz de en cazip olan o bölgeye ait daha önce denemediğiniz tatları deneyimlemek olacaktır. İsviçre'ye ait olan bu tip lezzetlerin başında Raclette ve peynir fondü geliyor. İkisi'de peynir ağrılıklı. Biraz daha detay paylaşacak olursak. Raclette Kullanılan peynirin isim verdiği geleneksel yemek özel ızgarada yapılıyor. Izgaranın üzerinde sebze, et de pişirebiliyorsunuz, aşağıdaki bölmede de peynir koyabileceğiniz aparatları var. Peynir genellikle patates ile birlikte yeniyor. Keyifli bir yemek ancak restoranda yediğinizden ne kadar keyif alırsınız bilmiyorum. Porsiyonları çok göz doyurucu olmuyormuş. Biz şanslıydık ki Raclette makinesi olan bir arkadaşımızın evinde bu geleneksel yemeği denedik ve bıkana kadar yiyebildik. Peynir Fondü Özel bir restoran önerimiz olmayacak biz peynir fondüyü geçerken uğradığımız Bern'de yedik. Oldukça doyurucuydu. Santa Lucia Başıma bir iş gelmeyecekse burada denediğimiz pizzalar İtalya’da denediklerimizden daha güzeldi. Ya bu bir tesadüf yada biz İtalya’da pizza yemek için doğru yerleri seçmiyoruz :D Bir kaç şubesi olan İtalyan restoranının Rathaus durağına yakın olanına gittik. Mantarlı ve 4 peynirli pizzaları bizi üzmedi gayet lezzetliydi. Hiltl Vegan veya vejeteryansanız ısrarla uğramanızı tavsiye ediyoruz. Tabağın gramajına göre ödeme yapıyorsunuz, çeşitlilik çok fazla, kararsız insanlar için zorlayıcı olabilir. Terası da oldukça keyifli. Bizim deneyimleme fırsatımız olmadı ancak listemizde olan diğer restoranları da fikir vermesi açısından paylaşalım. Negishi; Suşi seviyorsanız burası çok tavsiye edildi. Le Cedre; Lübnan restoranı vejeteryanlar için güzel bir seçenek olabilir. Molino; İtalyan mutfağı sevdiğimiz doğrudur. Molino'da başka bir İtalyan restoranı. Hooters; Amerikan markası olan Hooters fast food yiyebileceğiniz bir mekan. İsviçre herkes tarafından bilindiği üzere çikolataları ile ünlü. Laderach'da yerel çikolata üreticilerinden ve bize denememiz için tavsiye edildi. Fiyatları cep yaksa da tat olarak çok tatmin ediciydi. Zermatt Matterhorn yani meşhur Toblerone dağının bulunduğu bölge Zermatt bölgesi oluyor. Buraya Zürih'ten ulaşım yaklaşık 4 saat sürüyor. Ondan kışın gidiyorsanız, gidiş planınızı erken saatlerde yapmanızı tavsiye ederiz. Swiss pass Zermatt’a kadar geçerli ancak trenle daha yukarı bölgelere devam etmek isterseniz ek bilet almanız gerekiyor ki bu biletlerin maliyetleri de oldukça yüksek, bu sebepten biz tercih etmedik. Zaten Matterhorn’u daha yakından görebilmeniz için bir sürü yürüyüş rotası mevcut, kondisyonunuza güveniyorsanız mutlaka bu yürüyüş parkurlarını deneyimlemelisiniz. Küçük bir itiraf en kısa parkurlardan birini seçmemize rağmen soğuk ve yokuşlar beni biraz zorladı ama değer mi diye sorarsanız kesinlikle değer. Zermatt küçük bir kasaba gibi bir yer ancak oldukça fazla kafe restoran seçeceği de var. Mağazalar derseniz daha çok outdoor ve lüks markaların çoğunlukta olduğunu söyleyebileceğimiz mağazalar yer alıyor. Burada İsviçre’ye özgü lezzetleri deneyebilirsiz. Bunlar ne mi diye sorarsanız benzer tatlar birisi Racklet diğeri de peynir fondü. İki seçenekte peynir ağırlıklı olduğundan biraz ağır diyebiliriz ama kışın güzel gidiyor . Rigi İsviçre’nin en güzel yanı harika manzaralar görebileceğiniz bir çok turistik tepe noktası bulunuyor. Rigi’de bunlardan bir tanesi. Bizim Rigi’yi tercih etmemizdeki sebep hem ana konaklama yerimiz olan Zürih’e yakın olması hem de Swiss pass ile ulaşımın olması. Swiss pass 3 noktaya ücretsiz, diğer daha ünlü noktalarda son tren de %50 indirim alabiliyorsunuz pass sayesinde ama İsviçre’den bahsediyoruz. %50 indirimli hali bile oldukça pahalı. Stanserhorn, Rigi, Stoos, Brunni and Klewenalp Swiss passiniz varsa gidebileceğiniz tepe noktalar. Rigi'ye çıkmak için birden fazla seçenek mevcut, biz tren ile zirveye kadar çıktık. Dönüşte önce trenle 1-2 durak giderek tepenin daha alt seviyelerine indik ve bu istasyondaki teleferik ile başka bir rotadan aşağıya inmeyi tercih ettik. İkisinin de manzarası ayrı güzeldi. Ayrıca kondisyonunuza güveniyorsanız çıkışta bu istasyonlardan herhangi birinde inebilir ve birbirinden güzel alternatif hiking rotalarını takip ederek zirveye kadar ulaşabilirsiniz, bu şekilde hiking yapmaya gelen bir çok kişi de gördük açıkçası. En tepe noktada bir otel bulunuyor. Burada yemek de yiyebiliyorsunuz. Sanırım biz şanslı günümüzdeydik, tepe noktaya ilk ulaştığımızda gökyüzü tamamen bulutluydu. Bulutların üzerinden karlı dağların manzarası çok hoştu. Sonrasında bulutlar dağıldığında da güzel bir göl manzarası ile karşılaştık, oda ayrı bir güzeldi. Tepe noktada olduğunuzdan 360 derecelik bir görüş açınız oluyor. Dolayısıyla birçok fotoğraf noktası var, açıkçası gitmeden bu kadar keyif alacağımı hiç düşünmemiştim. Vaktiniz kısıtlı değilse, mutlaka gitmeniz gereken bir nokta. Luzern Zürih'ten yaklaşık 1 saat uzaklıkta olan Luzern,nehir kenarına kurulmuş harika bir şehir. Biz Rigi'den sonra Luzern'e uğramayı tercih ettik ve öğleden sonramızı Luzern'de geçirdik. Görülmesi gereken yerlerden bahsedecek olursak Ahşap chapelle köprüsü, Aldstadt(eski şehir), Aslan anıtı ve Luzern gölü şeklinde sıralayabiliriz. Ahşap Chaplle köprüsü aslında Avrupa'nın en eski köprüsü olarak biliniyormuş ancak 90'lı yıllarda çıkan yangın sonrası köprü tamamen yanmış ve yerine bugünki replikası yapılmış. Şehre ayrı bir hava kattığını ve turistlerin ilgisinin yoğun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Alpler bölgesine akın olan keyifle vakit geçirebileceğiniz Luzern'i İsviçre gezi planınıza yarım günlüğüne de olsa mutlaka eklemelisiniz. Sonuç olarak İsviçre konumu gereği çok komşusu olan bir ülke ve bu komşu bölgelerin kültürlerini de etkiliyor ister istemez. Mesela Zürih'te Almanya şehirleri havası var iken Luzern İtalya'ya benziyor. Bu sebeple gezinizi tek şehirle sınırlandırmamanız konusunda ısrarcıyız. Doğası, hem geleneksel hem de modern şehirleriyle bizi etkilemeyi başaran İsviçre umarım arayı çok açmayız. Bizce İlginizi Çekebilir... Venedik Gezi Rehberi Roma Gezi Rehberi Floransa Gezi Rehberi

  • Casuslar Köprüsü | SineGezi

    Çoğu sahnesinde helal be, yürü be diyerek desteklediğim ve daha ilk dakikalardan karakteri yorumlayışıyla alkışları toplayan, başrol oyuncusunun  Tom Hanks oldu Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies) – 2015 01.12.2016 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 7,6/10 Beyaz Perde : 3,8/5 Tür :Gerilim Süre : 141dk Yönetmen : Steven Spielberg Oyuncular : Tom Hanks, Mark Rylance, Amy Ryan, Alan Alda Senaryo : Matt Charman, Joel Coen, Ethan Coen Çoğu sahnesinde helal be, yürü be diyerek desteklediğim ve daha ilk dakikalardan karakteri yorumlayışıyla alkışları toplayan, başrol oyuncusunun Tom Hanks olduğu güzel bir filmdir. Dram ve tarihi türündeki 2015 yapımı film hem tarih hem de drama severler için rahatlıkla önerebileceğim filmler arasına girmiş bulunmakta. Film 1950’lerde ki soğuk savaşın yeni başladığı ve Amerika ile Sovyet Birliği arasındaki gerginliğin arttığı bir dönemi ele almış. Tabi bu gerginlikte başına kötü şeyler gelen insanlarda oluyor haliyle. Kurbanımız Amerika’da bulunun Sovyet Ajanı olan ve kafa yapısı hayli ilginç olan Rudolf. Mark Rylance gayet başarılı bir rol çıkartıyor. Filme dönecek olursak ;bir anda bir kararla Rudolf için tutuklama kararı çıkıyor ve genel anlamda her şey Rudolf’u savunmak için bir avukatın atanması gerekmesiyle başlıyor. James Donovan sigorta avukatı olmasına rağmen bu iş için seçiliyor ve kariyerini, ailesini tehlikeye atması gerektiğini bile bile bu işi kabul ediyor. James’in Rudolf’u kurtarmak için yaptığı her şey onu daha da kötü duruma getirse de James vazgeçmeden devam ediyor. Ve bu durum devamında işleri kendisi için daha da karmaşık ve tehlike bir hale getiriyor. Her dakikasını gerilim içinde ve merakla izleyeceğiniz, karakterlerin cuk dediğimiz tabirle birebir uyuştuğu bir film izlemek isterseniz şimdiden iyi seyirler dilerim.

  • Kapan | SineGezi

    Şüphesiz ki çoğumuz bir filme gitmeden IMDB puanını kontrol ediyor. Yüksek puanlı filmlerde IMDB’ye daha çok güveniyorum... Kapan (Get Out) - 2017 24.04.2017 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 8,2/10 Beyaz Perde : 4,5/5 Tür : Korku, Gerilim Süre : 104 dk Yönetmen : Jordan Peele Oyuncular : Daniel Kaluuya, Allison Williams, Catherine Keener , Bradley Whitford Şüphesiz ki çoğumuz bir filme gitmeden IMDB puanını kontrol ediyor. Beni Kapan’a götüren de itiraf etmeliyim ki; IMDB puanının yüksekliği oldu. Yine de film çok yeni olduğundan, IMDB puanına kanıp çok yüksek bir beklenti ile gitmedim. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: son dönemde izlediğim gerilim, korku başlığı altındaki filmlerin en iyisi idi! Olay örgüsü, dozunda gerilim ve oyuncuların gerçekçi performansları filmin başından sonuna kadar izleyiciyi ayık tutmayı başarıyor hatta adeta hipnotize ediyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamanız ve oradaymışsınız hissi çok az filmde olur. İşte böyle başarılı bir yapım var karşımızda. Film Amerika’da ki siyah-beyaz muhabbetini konu edinmiş ve anlamlı bir bakış açısıyla işlemiş. Biraz ayrıntı verecek olursak: Rose siyahi erkek arkadaşı Chris’i ailesiyle tanıştırmak amaçlı şehir dışındaki evlerine davet eder. Chris ten renginden ötürü kendini rahatsız hissederken Rose bunun ailesi için hiç sorun olmayacağını söyler ve nitekim de ailesinin Chris’e karşı tutumu gayet iyidir. Zaman ilerledikçe Chris evde yaşayanlarda ve yakın akrabalarda bir tuhaflık olduğunu keşfeder, bizim de izleyici olarak fikirlerimiz vardır tabi ama bu kadarı da olmaz diyebileceğimiz bir sonla film bizi şaşırtmayı başarır. Bahsetmeden geçmeyelim; Chris'in yaşadığı tuhaflıkları birebir arkadaşına anlatması ve arkadaşının üstün şüpheciliği; esas oğlanın yani Chris'in olaylara biraz daha şüpheci bakmasını ve olayların daha hızlı ilerlemesini sağlıyor. (Chris ve arkadaşının dialogları seyirciyi azda olsa gerilim havasından çıkarıp, filme renk katacak cinsten.) Aslında daha anlatılacaklar var tabi ama spoilersiz bu kadar anlatılıyor :D İyi seyirler..

  • Kumşu Evdeki Çocuk | SineGezi

    2015 yapımı film IMDb ‘den düşük puan almış olsa da bana göre izlemeye değer bir film... Komşu Evdeki Çocuk (The Boy Next Door) - 2015 . .2016 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 4,6/10 Tür : Gerilim Süre : 91 dk Yönetmen : Rob Cohen Oyuncular : Jennifer Lopez, Ryan Guzman, Kristin Chenoweth, John Corbett, Ian Nelson Senaryo : Barbara Curry 2015 yapımı film IMDb ‘den düşük puan almış olsa da bana göre izlemeye değer bir film. Filmin baş karakteri Claire (Jennifer Lopez) kocası tarafından aldatılmış ve yeni boşanmış bir öğretmen. Duygusal olarak yıprandığı dolayısıyla zor bir dönem geçirdiği her halinden belli olan Claire’in de elbetteki zaafları var. Claire’in evinin hemen yanındaki eve amcasına bakmak için taşınan ve öz güven patlaması yaşadığını her hareketinden anlayabildiğimiz Noah’ta bunun farkına varıp Claire’in duygusal boşluğunun üzerine gidiyor. Bunu yaparken Claire’in hayatındaki en önemli varlığa yani oğlu Kevin’a arkadaşça yaklaşmakta ve bu sayede Claire’e de daha yakın olmakta akıllı Noah’ımız. Başta herşey normal gibi görünsede Claire ve Noah’ın ilişkilerinin boyutu değişince ve Claire’in bu yakınlaşmadan rahatsız olup, bir daha Noah ile görüşmek istememesiyle birlikte filmdeki gerilim seviyesi oldukça artıyor. Sağlıklı düşünemeyen bir insanın psikolojisi hiçte hafife alınacak bir olgu değil. Bunu filmde çok net görebiliyoruz. Olay örgüsünün oldukça başarılı işlendiği ve gerilim dolu filmin sonu her ne kadar daha önce izlediğiniz filmlere benzese de izlemeye değer. Klasik dediğime bakmayın; en azından Amerika dünyayı büyük bir tehlikeden kurtarmıyor. İyi seyirler :)

  • Babadağ'ı Aşta Gel | SineGezi

    Sen de hep yamaç paraşütü yapmak isteyip ancak bir türlü cesaretini toplayıp yapamayanlardan mısın? Sana bir sır vereyim mi? Adrenalin seviyorsan... Babadağ’ı Aşta Gel 25.08.16 | Hande Samancı Paylaş Sen de hep yamaç paraşütü yapmak isteyip ancak bir türlü cesaretini toplayıp yapamayanlardan mısın? Sana bir sır vereyim mi? Adrenalin seviyorsan ve ne korkacağım aman kaç bin metre yüksek olursa olsun diyorsan hatta ve hatta korkuyorsan bile kesinlikle denemen gereken bir etkinlik! İlk olarak nerede en güzel yamaç paraşütü yapılır dersen sana cevabım; ben yaptığım uzunca araştırmalar sonucunda Fethiye Babadağ’ı tercih ettim ve hala Babadağ’ın yamaç paraşütü yapmak için güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Hem manzara enfes hem de yeterince yüksek.:) Babadağ’da tercih edebileceğin 3 pist bulunmakta. Rahat kalış yapıldığı ve güzel rüzgar aldığı için daha çok tercih edilen 1700 metre yükseklikteki pistten uçmak akıllıca olur. Babadağ’da birçok uçuş yapabileceğiniz firma var. Ben biraz piyasa araştırması yaptıktan sonra karar verdim. Sende öyle yapabilirsin. Hangisi daha çok içine sinerse onu seçersin. Çoğunun iyi pilotlarla çalıştığı söyleniyor. Ne kadar doğrudur tabi bilemiyorum. :) Firmaya karar verdikten sonra ise hangi saatte uçmak istediğine karar vermen gerekiyor. Aylardan yaz, hava sıcaklığı da Fethiye’de ölümcül olduğundan öğle vakti, güneşin alnında uçuş yapmak istemiyor insan. Bildiğim kadarıyla günde 3 sort yapılabiliyor. Sabah, öğlen ve akşam istediğin zamanı tercih edebiliyorsun. Akşam gün batımı uçuşu yapmakta keyifli olabilir. Onu da denemek lazım. ;) Herşeye karar verdikten sonra acaba ne giysem ? Ne daha rahat olur? Diye düşünmeye başladığında bir bilene danışmak en mantıklısı. Sonuç olarak aslında ayağına giydiğin şey rahat ve uçuş sırasında düşmeyecek bir ayakkabı olmalı. Onun dışındada üstüne rahat birşeyler giysen yeterli zaten. Tabi hava sıcaklığına göre değişen şeyler. Kıyafetleri hava durumuna göre ayarlamak önemli o yüzden. Babadağ’a çıkmak yaklaşık yarım saat, kırk dakika sürüyor. Yollar baya engebeli ama çıktıktan sonra gördüğün manzara gerçekten tarifsiz. Tepeye çıktığın anda bir telaş başlıyor. Seninle birlikte uçacak pilot seni hemen hazırlıyor. Paraşütü, rüzgarı ayarlamaya çalışıyor. Hazır olanlar bir bir başlıyor uçmaya. Tabi uçamayanların da önünde güzel bir tablo oluşturduğunu söyleyemeyeceğim. Ben tam uçarken önümde paraşütü kalkmayan bir çift yerde yuvarlanıyordu. Ama ben korkmadım, yılmadım ve kararlılığımdan dönmeden bir sert rüzgarla artık havada süzülüyordum. Kalkışımız gayet güzel ve rahat oldu. Hocanın dediklerini yaptıktan sonra çok sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Ben tahmin ettiğimden de az heyecanlandığımı söyleyebilirim. Gerçekten 40 kere atlamış gibi rahat bir his vardı içimde uçuş boyunca. Bir ara sakız bile çiğnediğimi hatırlıyorum. Bu normal midir bilemiyorum tabi. Uçuş yaklaşık 30 dakika sürüyor. Uçuş sırasında hoca go-pro’su ile fotoğraf ve video çekimi yapıyor. Gerçekten o kadar yükseklikte rüzgarla savaş verirken poz vermek zor oluyor. Ama size tavsiyem yaratıcılığınızı kullanın ve eğlenceli pozlar verin. Benimkiler bir süre sonra aynı şeylere bağladı için çoğu fotoğrafın bir önemi kalmadı. Yaklaşık yarım saat uçuşun ardında iniş yaptık. İnerken de oturmadığınız sürece yine sorun yaşanmıyor. İniş de de bir aksiyon yaşayamadım anlayacağınız. Bu arada eklemem gerekirse biraz daha hareketli bir uçuş isterseniz hocanıza söylemeniz yeterli. Ben hocama biraz ısrar ettim ama benim hoca hiç oralı olmadı. Uçuş yapmadan önce hocanızı ona göre de seçebilirsiniz. Gelelim bu güzel hoş etkinliğin bedeline. Ben bu yaz yaptım ve 220 TL civarı bir ödeme yaptım. Birde isteğe bağlı olarak fotoğraf ve video alabiliyorsun. O da yaklaşık 120 TL’ye geliyor. İsterseniz sırf fotoğrafları veya video çekimini de alabiliyorsun. Bir sonraki heyecan dolu etkinliğimizde görüşmek üzere…

bottom of page