Bu sitede ara
Boş arama ile 99 sonuç bulundu
- Babadağ'ı Aşta Gel | SineGezi
Sen de hep yamaç paraşütü yapmak isteyip ancak bir türlü cesaretini toplayıp yapamayanlardan mısın? Sana bir sır vereyim mi? Adrenalin seviyorsan... Babadağ’ı Aşta Gel 25.08.16 | Hande Samancı Paylaş Sen de hep yamaç paraşütü yapmak isteyip ancak bir türlü cesaretini toplayıp yapamayanlardan mısın? Sana bir sır vereyim mi? Adrenalin seviyorsan ve ne korkacağım aman kaç bin metre yüksek olursa olsun diyorsan hatta ve hatta korkuyorsan bile kesinlikle denemen gereken bir etkinlik! İlk olarak nerede en güzel yamaç paraşütü yapılır dersen sana cevabım; ben yaptığım uzunca araştırmalar sonucunda Fethiye Babadağ’ı tercih ettim ve hala Babadağ’ın yamaç paraşütü yapmak için güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Hem manzara enfes hem de yeterince yüksek.:) Babadağ’da tercih edebileceğin 3 pist bulunmakta. Rahat kalış yapıldığı ve güzel rüzgar aldığı için daha çok tercih edilen 1700 metre yükseklikteki pistten uçmak akıllıca olur. Babadağ’da birçok uçuş yapabileceğiniz firma var. Ben biraz piyasa araştırması yaptıktan sonra karar verdim. Sende öyle yapabilirsin. Hangisi daha çok içine sinerse onu seçersin. Çoğunun iyi pilotlarla çalıştığı söyleniyor. Ne kadar doğrudur tabi bilemiyorum. :) Firmaya karar verdikten sonra ise hangi saatte uçmak istediğine karar vermen gerekiyor. Aylardan yaz, hava sıcaklığı da Fethiye’de ölümcül olduğundan öğle vakti, güneşin alnında uçuş yapmak istemiyor insan. Bildiğim kadarıyla günde 3 sort yapılabiliyor. Sabah, öğlen ve akşam istediğin zamanı tercih edebiliyorsun. Akşam gün batımı uçuşu yapmakta keyifli olabilir. Onu da denemek lazım. ;) Herşeye karar verdikten sonra acaba ne giysem ? Ne daha rahat olur? Diye düşünmeye başladığında bir bilene danışmak en mantıklısı. Sonuç olarak aslında ayağına giydiğin şey rahat ve uçuş sırasında düşmeyecek bir ayakkabı olmalı. Onun dışındada üstüne rahat birşeyler giysen yeterli zaten. Tabi hava sıcaklığına göre değişen şeyler. Kıyafetleri hava durumuna göre ayarlamak önemli o yüzden. Babadağ’a çıkmak yaklaşık yarım saat, kırk dakika sürüyor. Yollar baya engebeli ama çıktıktan sonra gördüğün manzara gerçekten tarifsiz. Tepeye çıktığın anda bir telaş başlıyor. Seninle birlikte uçacak pilot seni hemen hazırlıyor. Paraşütü, rüzgarı ayarlamaya çalışıyor. Hazır olanlar bir bir başlıyor uçmaya. Tabi uçamayanların da önünde güzel bir tablo oluşturduğunu söyleyemeyeceğim. Ben tam uçarken önümde paraşütü kalkmayan bir çift yerde yuvarlanıyordu. Ama ben korkmadım, yılmadım ve kararlılığımdan dönmeden bir sert rüzgarla artık havada süzülüyordum. Kalkışımız gayet güzel ve rahat oldu. Hocanın dediklerini yaptıktan sonra çok sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Ben tahmin ettiğimden de az heyecanlandığımı söyleyebilirim. Gerçekten 40 kere atlamış gibi rahat bir his vardı içimde uçuş boyunca. Bir ara sakız bile çiğnediğimi hatırlıyorum. Bu normal midir bilemiyorum tabi. Uçuş yaklaşık 30 dakika sürüyor. Uçuş sırasında hoca go-pro’su ile fotoğraf ve video çekimi yapıyor. Gerçekten o kadar yükseklikte rüzgarla savaş verirken poz vermek zor oluyor. Ama size tavsiyem yaratıcılığınızı kullanın ve eğlenceli pozlar verin. Benimkiler bir süre sonra aynı şeylere bağladı için çoğu fotoğrafın bir önemi kalmadı. Yaklaşık yarım saat uçuşun ardında iniş yaptık. İnerken de oturmadığınız sürece yine sorun yaşanmıyor. İniş de de bir aksiyon yaşayamadım anlayacağınız. Bu arada eklemem gerekirse biraz daha hareketli bir uçuş isterseniz hocanıza söylemeniz yeterli. Ben hocama biraz ısrar ettim ama benim hoca hiç oralı olmadı. Uçuş yapmadan önce hocanızı ona göre de seçebilirsiniz. Gelelim bu güzel hoş etkinliğin bedeline. Ben bu yaz yaptım ve 220 TL civarı bir ödeme yaptım. Birde isteğe bağlı olarak fotoğraf ve video alabiliyorsun. O da yaklaşık 120 TL’ye geliyor. İsterseniz sırf fotoğrafları veya video çekimini de alabiliyorsun. Bir sonraki heyecan dolu etkinliğimizde görüşmek üzere…
- Yurtiçi Geziler | SineGezi
Ayrıntılı seyahat yazıları, film, tiyatro, restoran keşifleri ve kitap tavsiyeleri için: SineGezi Alaçatı Gezi Rehberi Uzun zamandır, Çeşme'nin popüler bölgesi Alaçatı'ya gitmek istiyorduk. Sonunda bir fırsatını bulduk ve soluğu Alaçatı'da aldık... Antakya Gezi Rehberi Özellikle yemeklerini merak ettiğimiz Hatay gezimizi Ekim ayında gerçekleştirdik. Hava konusunda hem şanslıydık hem de biraz şansızdık. Güneş ve yağmur gezimiz boyunca bizimleydi. Yeni yerler görmek ve farklı tatlar tatmak bizi çok fazla motive ettiği için ne yalan söyleyelim hava durumuna çok aldırış etmedik... İğneada Gezi Rehberi İstanbul’dan 3 ile 3 buçuk saat arasında ulaşacağınız İğneada’da hafta sonunuzu doğa ile içi içe değerlendirebilirsiniz.Gidiş zamanınız ayçiçeklerinin açtığı döneme denk gelirse, yolculuk manzaranız oldukça zengin ve keyifli olabilir... Bursa Gezi Rehberi Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan; Bursa gezi planımızı ertelemeyip, yola koyulduk... Antalya Gezi Rehberi Uygun fiyatlı uçak biletlerini takip etmenin en güzel yani yeni yerler görmek ve yeni planlar yapmak tabiki. Bu defa Alternatif bir Antalya turu yapalım, daha önce görmediğimiz yerlere gidelim dedik. Dolu dolu bir plan oldu baştan söyleyelim :) Cunda Gezi Rehberi Uzun zamandır bir Cunda planı aklımdaydı. Ancak yaz aylarında çok kalabalık olduğunu duyduğumdan, Cunda planını sonbahara ertelemiştim. Yalnız itiraf etmeliyim ki biraz fazla ertelemişim. Bir tık daha sıcak ve kalabalık olsaydı, herhalde tadından yenmezdi. Buradan da anlaşıldığı üzere Cunda’yı çok sevdim. Sakinliği, kendine has havası ve samimiliği ile kalbimizi fethetti... Denizli Gezi Rehberi Denizli seyahatimizin ilk durağı olarak yerli Maldivler olarak adlandırılan Burdur’a bağlı Salda Gölü’ne doğru yola çıktık.... Bozcaada'da Bir Kamp Macerası Bozcaada'da Bir Kamp Macerası Bozcaada huzurlu ve sakin bir tatil geçirmek isteyenler için mis gibi havası, tertemiz denizi ve kumsallarıyla tercih edilesi yerlerden... Eskişehir'de Bir Hafta Sonu Gezisi Hazır bahar mevsiminde iken bir hafta sonu planı yapıp 2 gününüzü değerlendirmek isterseniz Eskişehir doğru bir rota... Kapadokya'da Üç Mevsim Mutlaka gezilip, görülmesi gereken Güzel Atlar Diyarı bizi çok etkiledi, şimdiden bir daha ne zaman gitsek planları yapmaya başladık bile... Suyun Altında Kalan Bir İlçe: Halfeti Sular Altında Kalan Bir İlçe: Halfeti Halfeti, Şanlıurfa gezim sırasında gitme fırsatı bulduğum, iyi ki de gitmişim dediğim Urfa’nın guzide bir ilçesidir... Şanlı Urfa Gezi Rehberi Şanlıurfa’ya giderken havanın çok fazla sıcak olmadığı zamanı ayarlamaya çalışmanızı bizzat tavsiye ediyorum... Bir Tadımlık Gaziantep Bugüne kadar methini çok duyduğum gezmeyi ve bilhassa lezzetli yemeklerini tatmak istediğim güneydoğunun en eski şehirlerinden Gaziantep’teyiz... Sonbaharda İzmir Turu Durdurak bilmeden Selçuk, Efes ve Şirince turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı İzmir'e çevirdik... Şirince - Matematik Köyü Efes ve Selçuk gezisinden sonra; Şirince ve Nesin Matematik köyünü kendimize rota olarak belirledik. Ne yalan söyleyelim Şirince’yi 21 Aralık 2012 Maya Takviminin bitimi olması, Marduk gezegeninin Dünya’ya çarpacağı ve Şirince’nin sağlam kalan yerlerden birisi olacağı efsanesiyle tanıdık... Efes - Selçuk Gezi Rehberi Ucuz uçak bileti kampanyası varmış. Eee hadi o zaman İzmir'e gidelim diyerek yaptığımız İzmir seyahati planının, gidip gördükten sonra çok yerinde bir plan olduğuna karar vermiş bulunuyoruz... Doğa Harikası, Kültür Şehri: Trabzon Bir çok imparatorluğu bünyesinde barındıran Trabzon dolayısıyla hepsinden izler taşıyan 4000 yıllık bir şehir ve gezilecek keşfedilecek bir çok yeri var. Hem nefes almak, hem kültürlenmek hem de biraz yorulmanız için bir dolu tavsiyem olacak.... Babadağ'ı Aşta Gel Sen de hep yamaç paraşütü yapmak isteyip ancak bir türlü cesaretini toplayıp yapamayanlardan mısın? Sana bir sır vereyim mi? Adrenalin seviyorsan ve ne korkacağım aman kaç bin metre yüksek olursa olsun diyorsan hatta ve hatta korkuyorsan bile kesinlikle denemen gereken bir etkinlik! Hadi Hepimiz Kaş'a Yerleşiyoruz Dolu dolu geçen bir tatil, doğal, el değmemiş güzelliğiyle kendisine hayran bırakan, yeniden gitmek için şimdiden plan yapılan yer, işte bütün bu tanımların karşılığı benim için KAŞ oldu bu yaz...
- Miss Pizza | SineGezi
Şişhane’de yer alan, ulaşımı ve bulunması pek bi kolay olan, adından da anlaşılacağı gibi meşhur bir pizza restoranıdır... Miss Pizza 21.01.2016 | Hande Samancı Paylaş Şişhane’de yer alan, ulaşımı ve bulunması pek bi kolay olan, adından da anlaşılacağı gibi meşhur bir pizza restoranıdır. Şişhane dışında da bir şubesi olup, Cihangir’de bulunmaktadır. Cihangir şubesinin daha samimi ve küçük bir yer olduğu söyleniyor. Şişhane’deki şubesi ise içerde ve dışarda oturma yeri şeçenekleri olan ve küçük denilemeyecek bir alana sahip. Zaten geleni gideni çok fazla olduğundan insanlar devamlı hareket halindeler. O yüzden siz siz olun rezervasyonunuzu önceden yaptırmayı ihmal etmeyin. :) Benim, arkadaşlarla ortaya karışık söylediğimiz için 3 pizzasını deneme şansım oldu. Akdeniz, Enginarlı ve vejetaryen pizzaları denedim ve hepsinden de memnun kaldım açıkçası. Hafif ve karışık olmayan pizza severlere tavsiye ederim. Bir pizza inceliğinden dolayı bir kişi için uygun aslında. İki kişi doyar mıyız diye sorarsanız yani tıka basa olmasa da doyar gibi olursunuz bence. Pizza fiyatları da ortalama 25-26 TL civarında denilebilir. Tercih ettiğiniz pizzaya göre değişkenlik gösterebiliyor tabi. Güzel mekanlarında olumsuz yanları olabiliyor. Bu mekanda yaşadığım tek sıkıntısı üstte de bahsettiğim gibi belli bir rezervasyon süren olduğundan garsonlar her şey için biraz acele ediyor. Devamlı olarak, devam edip etmediğinizi soruyorlar, bu durum başta ilgi olarak algılanabilir ancak sonrasında rahatsız eden bir hal alabilir. Biz zaten pizzalarımızı yiyip kalktığımız için çok sorun yaşamadık. Pizza severlere lezzet açısından rahatlıkla tavsiye edebilirim. Afiyetler olsun :) Daha fazla bilgi için Miss Pizza'nın sayfasını ziyaret edebilirsiniz. http://www.misspizza.com.tr
- Bursa Gezi Rehberi | SineGezi
Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan Bursa’ı planımızı.... Bursa Gezi Rehberi 29.01.2018 | Gonca Kaya Paylaş Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan; Bursa gezi planımızı ertelemeyip, yola koyulduk. Bursa’ya Nasıl Gidilir? Biz Bursa’ya bize en yakın yer olan Kadıköy’den deniz yoluyla gitmeyi tercih ettik. Kadıköy’den Mudanya’nın Güzelyalı bölgesine ido seferleri bulunmakta. (Sitesinde ne yazık ki bu bilgiye rastlayamadık.) 2 saat süren yolculuk sonrasında eğer planınız Bursa merkeze gitmekse hemen çıkışta minibüsleri kullanabilirsiniz. Emek metro durağına kadar bu minibüslerle 2,5 TL karşılığında ulaşabiliyorsunuz. Metro durağına 5 ve 10 TL lik kağıt banknotlarla gitmenizi veya BKM Express hesabınız varsa şifrenizi bilerek gitmenizi öneririz. Zira biz çok zorlandık. Makineler 5 veya 10 TL kabul ediyor. Şöyle düşünün, muhtemelen bir çok insan bizimle aynı şekilde düşünüp, metro istasyonundaki bankamatiklerden 10 TL çekmeyi düşünmüş ve bankamatikler de 5 ve 10 TL lik banknot kalmamış. Bayağı bir çabaladıktan sonra para bozdurmaktansa, tümletmeyi deneyip, başardık. 10 TL’ye içinde 2 geçiş hakkı tanımlı Bursa kart aldık ve şehir merkezine doğru yola koyulduk. İlk işimiz sabahın erken saatleri olması sebebiyle kahvaltı yapabileceğimiz bir yer aramak oluyor. Alışılmışı boş verip, Kahvaltı için Bursa’nın ünlü Tahinli Çöreklerinden tadabileceğimiz bir yer olan Taş Fırını seçtik. Tahin severler yaşadı diyebiliriz. Sonrasında Tahinli Çöreğin verdiği enerjiye güvenerek bol üşümeli gezimize başladık: Gezilecek Yerler Ulu Cami Ulu Cami, Bursa’da I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılmış. Kent merkezide Atatürk Caddesinde bulunan cami oldukça görkemli. Ulu camiye metro Şehreküstü istasyonunda inerek kolayca ulaşılabiliyor. Koza Han Ulu Camiye çok yakın olan Koza Han, 1492 yılında II. Beyazıt tarafından İstanbul da ki cami ve medresesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmış. Adından da anlaşıldığı gibi Koza Han da ipek böceği kozalarından üretilen; ipek kumaştan yapılma şallar, eşarplar satılıyor. Bugün baktığınızda Koza Han’da ağırlıklı olarak ipek ürünleri satılıyor. Vitrinlerden gördüğümüz kadarıyla her bütçeye uygun şallar mevcut. Hanın alt katında çay/kahve içip dinlenebileceğiniz alanlar mevcut. Koza Hanın oldukça canlı olduğunu söyleyebiliriz. Irgandı Köprüsü Koza Han sonrasında yürüme mesafesindeki Irıgandı Köprüsüne gidiyoruz. 1442 yılında yaptırılan Irgandı Köprüsü; dünya üzerinde yer alan dört arastalı köprüden biriymiş. Köprü deprem ve savaşlar sonrasında ciddi şekilde hasar görmüş ve sonrasında tekrar yapılmış. Eğer bizim gibi merkez odaklı bir gezi planınız varsa; Bursa’da ulaşım konusunda çok zorlanmazsınız. Cumalıkızık Köyü Zira bir sonraki durağımız Cumalıkızık köyüne ulaşımımız da çok zor olmadı. Yine metroyla bir yere kadar gidip (Cumalıkazık durağı), hemen metro çıkışından Cumalıkızık’a giden minibüslerle köy merkezine ulaştık. Köy geçmişinde dizi çekimlerine de ev sahibeliği yaptığı için oldukça ünlü. Ünlü olduğu kadar da turistik. Köy kahvaltısı yapabileceğiniz, burada yaşayanların işlettiği bir çok müessese var. Hediyelik eşya, yiyecek konusunda da oldukça çeşitliliğe sahip köy, kısa süre de gezilebiliyor. Bol bol fotoğraf çekip, Cumalıkızık’tan ayrılıyoruz. Minibüs ile kent merkezine gidiyoruz. Sonrasında kısa bir şehir turunu aratmayan Tramvaya binip, gezimizin yegane hedefine ulaşıyoruz: Kebapçı İskender :D Soğuğa ve sıraya isyan ederek biraz da içeridekiler yedi mi, hesabı ödedi mi, kalkıyorlar mı? Diye bakınarak 45 dakikayı deviriyor ve iskenderimize ulaşıyoruz. Kısa gezimizin sonuna geldik ve geri dönüş yoluna koyulduk. Dolu dolu bir günün ardından; Bursa’da başka nerelere gidebiliriz diye düşünerek, kendi çapımızda yeni planlar yaparak Bursa’dan ayrıldık.
- Ergün Pastanesi | SineGezi
Burgazada doğası ve sakinliği ile sizi içine çekerken vapurdan indiğinizde adanın en eski pastanesi sizi karşılamaktadır; Ergün Pastanesi.. Burgazada'nın En Eskilerinden; Ergün Pastanesi 30.05.2017 | Nesrin Ergün Paylaş İstanbul'da kalabalıktan sıkılıp sakin, sessiz bir yerlere kaçmak istemeyen yoktur herhalde. Bu gibi arayışlar içinde olanlar için en iyi yer hem şehre bu kadar yakınken hem de bu kadar uzak hissettirmesi ile insanı kendisine çeken Prens Adaları olabilir. Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada arasından olur da yolunuz Burgaz'a düşerse bu adanın sevimliliği ve eski büyüsünü kaybetmemiş havası sizi hemen içine çekecektir. Büyük İskender 'in generali, Demetrios'un babası olan Antigone buraya büyük bir kale yaptırmıştır. Ada önce onun adıyla anılmış, sonra Yunanca kale/burç anlamına gelen Burgaz (Pyrgos) adını almıştır. Diğer adalara kıyasla daha küçük olan Burgazada karşısında bulunan ismini şeklinden alan Kaşıkadası ile manzara açısından daha bir avantajlı sanki. Diğer bir özelliği Sait Faik tabii adanın. Sait Faik'in yaşadığı ev şu an müze olarak ziyarete açık. Burgazada doğası ve sakinliği ile sizi içine çekerken vapurdan indiğinizde adanın küçücük çarşısında bir de adanın en eski pastanesi sizi karşılamaktadır. Ergün Pastanesi 1980'den beri aynı kalitede aynı işverenle hizmet vermeye devam ediyor. Pastane kısmı dışında ev yemekleri, pizza, salata gibi hizmetleri de mevcut olan pastanenin en çok tercih edilen tatlısı milföy sanırım. Çilekli ve vişneli seçenekleri mevcut olan tatlı neredeyse saat başı çıkıyormuş. Bir tepsi bitiyor ve anında diğer tepsi hazırlanıp çıkarılıyor. Bu yüzden diğer ürünler gibi milföy de çok taze ve milföy hamurunun taze iken ayrı olan lezzetini hissedebiliyorsunuz. Ballı babası da çok güzel olan pastanenin poğaçalarından patlıcanlı poğaçayı ayrıca sevdim. Elma marmelatlı ve çikolatalı ponçik de kahvaltıda denenebilecek seçenekler arasında. Ev yemekleri de lezzetli ama ben gelmişken pizza yemenizi de öneririm. Kahvaltı seçenekleri de mevcut olan pastane samimiyeti ve çok aşırıya kaçmayan fiyatları ile eminim sizi memnun edecektir.
- Cunda - Ayvalık | Sinegezi
Uzun zamandır bir Cunda planı aklımdaydı. Ancak yaz aylarında çok kalabalık olduğunu duyduğumdan, Cunda planını sonbahara ertelemiştim... Cunda - Ayvalık Gezi Rehberi 21.10.17 | Gonca Kaya Paylaş Uzun zamandır bir Cunda planı aklımdaydı. Ancak yaz aylarında çok kalabalık olduğunu duyduğumdan, Cunda planını sonbahara ertelemiştim. Yalnız itiraf etmeliyim ki biraz fazla ertelemişim. Bir tık daha sıcak ve kalabalık olsaydı, herhalde tadından yenmezdi. Buradan da anlaşıldığı üzere Cunda’yı çok sevdim. Sakinliği, kendine has havası ve samimiliği ile kalbimizi fethetti. Cunda’ya nasıl gidilir? Aslında Cunda Alibey adası olarak da biliniyor ve kendisi, Ayvalık koyunda yer alan irili ufaklı 22 adadan birisi oluyor. Bu adalardan sadece Cunda’da yerleşim varmış. Gel gelelim yolculuğun başlangıcına; Cunda’ya giderken biz vakit kaybetmemek açısından uçak ile ulaşımı tercih ettik. Açıkçası araba ile gidilse de aşağı yukarı aynı zaman dilimine denk gelir. Tabi feribot kullanırsanız. Bunu da belirtelim. Cunda’ya uçakla gitmek isterseniz; Edremit hava alananına gidip, oradan 2 vesaitle adaya ulaşabilirsiniz. Körfez birlik otobüsleri Ayvalık merkeze kadar gidiyor. Oradan da bir minibüse atladınız mı verelini Cunda :) Havalimanından araba kiralamak veya transferle gitmekte diğer seçeneklerden olabilir. Ayvalık’tan Cunda’ya giderken 2 köprü geçiyorsunuz. Hatta bir tanesi Türkiye'nin ilk boğaz köprüsüymüş. Tabela ile de bunu belirtmişler.( İstanbul'daki köprüleri düşününce çok samimi geldi bu köprü ) Cunda’ya giden iki yol var bu arada eski ve yeni yol minibüsler eski yolu kullanıyorlar. Bu iki yolu halka gibi düşünürsek Cunda tam ortada kalıyor. Peki Cunda’da gezilip görülecek yerlere gelelim; Cunda Bi Gezdik Geldik Kısmı: Baştan söyleyelim gezimizi sonbaharda yapmış olduğumuzdan bu kısım Cunda plajlarını içermemektedir. Cunda’yı gezmek için yarım gün yetiyor. Tabi birbirinden tatlı cafeler ve sokaklarda fotoğraf çekme ve çekilme işi devreye girdiğinde yarım gün tüm günü bulabilir. Her köşe kendine has ve güzel. Gezmeli kısmının ilk durağı eskiden Metropol Kilisesi olan Rahmi Koç müzesi. Rahmi Koç Müzesi 1873 yılında inşa edilen Kilise, Taksiryarhis’e yani Baş Koruyucu Melekler Cebrail ve Mikail atfedilmiş. 2011 yılında Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür vakfına tahsis edilmiş ve 2014 yılında ziyarete açılmış. Biz gezerken keyif aldık mutlaka gidin deriz. Ziyaret için Gün ve Saatler: 1 Ekim - 31 Mart 10:00 - 17:00 1 Nisan - 30 Eylül 10:00 - 19:00 Pazartesi günleri kapalılarmış. Öğrenci: 2TL Tam: 5TL Agios Yannis Kilisesi/ Sevim ve Necdet Kitaplığı Baştan söyleyelim Agios Yannis Kilisesi, Aşıklar Tepesi, Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı hepsi aynı yerde bulunmakta. Konuya açıklık getirmek gerekirse bu yapını dünü Agios Yannis Kilisesi, bugünü ise Sevim ve Necdet Kütüphanesi. Sevim ve Necdet Kent Kütüphanesi oğulları Muhtar Kent’in babasından kalan kitapları bağışlamasıyla zenginleştirilmiş. Çok büyük bir kitaplık değil ancak insanın araştırma yapmak isteyeceği bir kitaplık olduğunu söyleyebilirim. Kütüphane ve Kafesi yaz-kış her gün 09:30 ve 17:30 saatleri arasında açık. Girişler de ücretsiz. Nostalji Cafe Manzarasıyla insanı etkilemeyi başaran kafede bir şeyler içmeden buradan ayrılmayın derim. Huzur var manzarada fazla fazla :) Tarihi Yeldeğirmeni Nostalji kafede churchilllerimizi yudumlarken, bize oldukça yakın görünen Tarihi Yeldeğirmenini sıradaki rotamız olarak hemen gözümüze kestirdik. Sandığımız kadar yakın olmasa da, yakın denilecek bir mesafede. Gezilecek yerler sınırlı olunca yeme ve içme meselesi daha bir gündeme geliyor. Yani Cunda’nın küçük olduğuna bakmayın. Sayısız mekan ziyaretinizi bekliyor. Taş Kahve Sanırım en merak ettiğimiz yerdi. Şuradan anlayın Cunda’ya ayakbasar basmaz Taş Kahve’nin yolunu tuttuk. Kahvaltı için çok zengin bir menü yok ancak bizim gibi omlet menemen neyimize yetmiyor ki deyip, Taş Kahve’de kahvaltı yapabilirsiniz. Sonra da kahvenizi söyleyip denize karşı kurulursunuz. (Beni biri ışınlasıın) Cook Point Kahvaltı için önerebileceğimiz bir mekan. Çeşitleri bol, sunumları güzel ve mekan da çok sevimli eee daha ne olsun biz sevdik, tavsiye de ederiz. Karadeniz Pastanesi Pastanenin bulunduğu sokak Cunda’nın en tatlı sokağı olabilir. Mekanın tatlığının yanına kurabiyelerin ve Lor tatlısının lezzeti eklenince olaylar boyut değiştiriyor ve öğlen yemeği faslını kurabiye ve tatlı ile kapatıyoruz. Lokma İmparatoru Herhalde şanını duymayan kalmamıştır. Bizzat hamurun yapılışı hariç tüm aşamalarını izledik. Çok zahmetli bir iş ve çok leziz görünüyor. Yalnız görünüşü sizi bizim gibi porsiyonu bol tutma yanlışına götürmesin efenim. Zira bu güzel lokmaları ziyan etmek istemezsiniz. Abartmıyorum en küçük boyu 3 kişi yetecek bollukta. Cunda Körfez Restorant Aslında başka planlarımız vardı. Heep adanın akşam serin olması hem gitmeyi planladığımız mekanda kimseciklerin olmaması bizi Cunda Körfez Restorana sürükledi. Gördüğümüz en dolu mekanlardandı. Hizmet çok iyiydi. Porsiyonlar oldukça doyurucuydu. Tat olarak çok farklı değildi ancak bizim keyifli bir akşam geçirmemizi sağladı. İkram ettikleri Lor tatlısı da pek bir hoştu. <3 Cunda’da gitmeyi istediğimiz başka yerler de vardı tabi. Mesela; Lal Girit Mutfağı Ayna Son Vapur Bay Nihat Vino Şarap Evi Orman Coffee / Cocktail Dondurmacı Celal Sade Coffe & Tea Artisan Liste uzar gider.. Son olarak Cunda temalı hediyelik eşyalarda alıp, Cunda turumuzu noktalıyoruz. Ama bitmiyor daha Ayvalık var diyerek Ayvalık’a geçiyoruz. Ayvalık rotamız aslında kısa ve net Şeytan Sofrasında gün batırılacak; Güler Pastanesinde Lor tatlısı yenilecek, Tostçular Çarşına gidip, esnafın daveti karşısında panik yapıp gördüğümüz ilk tostçuda tost yenilecek ve ya bir kilise varmış adıda Taksiryarhis’miş deyip kiliseye gidilecek. Ve güzel Ayvalık’a veda edilecek. Kısa da olsa gezimiz ne iyi etmişiz gelmekle dedik. İyi gezmeler,
- Yogurt Barn | SineGezi
Tatlı severler için son derece leziz ve hatta sağlıklı da olduğunu söyleyebileceğim ürünlere ev sahipliği yapan şirin mi şirin bir cafe önerim var... Yogurt Barn (Utrecht - Hollanda) 04.02.2016 | Gonca Kaya Paylaş Tatlı severler için son derece leziz ve hatta sağlıklı da olduğunu söyleyebileceğim ürünlere ev sahipliği yapan şirin mi şirin bir cafe önerim var. Eğer bir gün yolunuz Hollanda’nın en güzel şehirlerinden Utrecht’e düşerse hemen merkezinde yer alan küçük cafe yi keşfetmeniz çokta zor olmayacaktır. Şirin tahta masalarıyla tatlıların yanında size hem keyifli hem de sessiz bir ortam sunuyor. Tabi Yogurt Barn’ın sadece Utrecht’te şubesi yok. Amsterdam ve Hollanda’nın diğer şehirlerinden Den Haag’da da şubesi bulunmakta. Ben Utrect’tekine gittiğimden oradan bahsediyorum. Cafenin ismi sizi yanıltmasın, bu sevimli güzel cafede elbetteki sadece yogurt cup’ları yok. Tartlar, kuruvasanlar, kekler, sağlıklı smotieler, çaylar ve kahveler de mevcut. Ama ne yalan söyleyeyim benim favorim yoğurtlarıydı. En güzel yanı kendilerinin sizin için hazırladığı yogurtlu karışımların dışında, kendi karışımınızı sizde yapabiliyorsunuz. Yani dilerseniz kendinize meyvelerden oluşan sağlıklı bir karışım hazırlatabilir ya da bol çikolatalı, kurabiyeli, soslu bir karışımda tercih edebilirsiniz seçim sizin , birde ek olarak söyleyeyim ne kadar yiyebileceğiniz içinde 3 farklı boyutta seçeneğinizde var. :) Daha fazla görsel için Yogurt Barn'ın instagram sayfasını ziyaret edebilirsiniz. https://www.instagram.com/yoghurtbarn/
- Yabancı | SineGezi
Kendisine yabancı, çevresine yabancı, annesine yabancı, hayata karşı yabancı ama bir o kadar da içinde her şeyin ... Yabancı - Albert Camus 03.05.2017 | Nesrin Ergün Kendisine yabancı, çevresine yabancı, annesine yabancı, hayata karşı yabancı ama bir o kadar da içinde her şeyin ; aslında biraz romanın kahramanı olan Meursault için uygun olabilir bu yazdıklarımız. İnsanların koyduğu kurallarla, ahlak ile, bağ ile arası olmayan, kavramlarla, isimlendirmelerle arası barışamamış biri o, çoğu insanın düz bir adam o diye tabir ettiği biri belki de. Herkesin her şeye çok fazla değer atfettiği, hayatı çok fazla ciddiye aldığı ve her şeyden anlam çıkarmaya çalıştığı bir yerde bütün her şeyi bir kenara bırakıp olanları olmuyormuş gibi göstermeyi başaran bir kitap Yabancı. Albert Camus hayat ile insan ile nasıl başa çıkması gerektiğini o kadar iyi biliyor ki veya bilmese bile o kadar iyi işin içinden çıkıyor ve içten içe alay ediyor ki tüm bu olanlara yazdıklarına hayran kalmaktan ve durup okumaktan başka bir şey gelmiyor insanın elinden. Belki durup basitleştirmek gerekiyor romanın kahramanı Meursault gibi " herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir" demesini bilmeli belki de. Kitap öyle güzel başlıyor ki bilmiyorum diyor ama bilinmezlik bizler tarafından toplum tarafından kabul görmeyen bir kalıp bunu düşünmüyor Meursault. Bilmiyor, aldırmıyor, kabulleniyor belki de inanın ben de bilmiyorum tam olarak ne düşünüyor. Hepimiz yabancı hissederiz belki de yaşadığımız yere ama bunu sesli bir şekilde söyleyemeyiz çünkü hoşa gitmez bu romanda da var sanırım bu kadar yabancının ciddi tavırları arasında ciddi olamamak. Yabancı benim için sorgulatıcı cümleleri ve düşündürücü paragrafları ile Camus kitapları arasında okunması gereken ilk kitap diyebilirim. Keyifli okumalar :) Paylaş
- Viyana Gezi Rehberi | SineGezi
Öncelikle Viyana için gezi planı yapacaklara bir tavsiyem var: Viyana'da o kadar çok müze, tarihi bina ve kilise var ki gezinizi kısa tutma gibi bir fikriniz.. Viyana Gezi Rehberi 02.02.2018 | Hande Samancı Paylaş Öncelikle Viyana için gezi planı yapacaklara bir tavsiyem var: Viyana'da o kadar çok müze, tarihi bina ve kilise var ki gezinizi kısa tutma gibi bir fikriniz varsa tekrar düşünün derim. Viyana'ya en azından bilindik, turistik yerlere gidip rahat dolaşmak için en az 4 gün ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Tabi gittiğiniz döneme bağlı olarak değişen aktiviteler olabilir. Ben Christmas dönemi gittiğim için 5 günde bol bol müze (malum hava soğuk),kafe ve christmas market gezdiğimi söyleyebilirim. Viyana özellikle Christmas döneminde inanılmaz gözüküyor. Her gördüğünüz tezgah tam bi şölen niteliğinde. O yüzden de Christmas döneminin (Aralık'ın ilk iki haftası) Viyana'ya gidilebilecek en güzel zamanlardan birisi olduğunu düşünüyorum. Bir de en yeşil Avrupa şehirlerden biri olduğunu düşünürsek yazında görmekte fayda var tabi. :) Viyana'da Ulaşım Metro, tren haritalarını görüp sakın kaybolduk bulamayacağız gibi umutsuzluğa düşmeyin. Karışık gözükse de aslında kullanımı çok kolay bir sistemleri var. Şehir içi ulaşımda için U-bahn-Line ve S-Bahn-Line ile Viyana içi çoğu yere ulaşım sağlanabiliyor. Kalacağınız güne göre aylık, haftalık,günlük bilet seçenekleri bulunmakta. Bol bol aktarma yapacağınızı düşünürsek, eğer 4-5 gün kalacaksanız haftalık olanı alıp rahat rahat gezebilirsiniz. Bu aldığınız bilet çoğu yerde geçiyor olacak zaten.(metro, tramvay, otobüs gibi) Havaalanından merkeze ulaşmak ise baya kolay. Tren ile yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla Hauptbahnhof'a ulaşabiliyorsunuz. Devamında ise gideceğiniz yere göre metro ile aktarma yapabilirsiniz. Bu arada havaalanına giden tren için ayrı bilet almanız gerekiyor. Bu biletleri metro istasyonlarından alabilirsiniz. Bir de aldığınız her bileti trene veya metroya girişte okutmayı unutmayın. Devamlı bir bilet kontrolü olmasa da eğer denk gelirseniz çok yüksek para cezası kesilebiliyor. Viyana Gezilecekler Yerler Schönbrunn Sarayı Schönbrunn Sarayı Habsburg Hanedanlığı'nın yazlık sarayı olarak kullanılıyormuş. O yüzden de saray büyük ve ihtişamlı bahçelere sahip. Eğer sarayın içini gezmek isterseniz Sarayın iki farklı tur seçeneği bulunmakta. Schönbrunn Saray'ın normalde 1441 odası olsa da sadece 40 tanesi halka açık. Her iki turda da sesli anlatımı ücretsiz olarak dinleyebiliyorsunuz. Imperial tour Bu turda 22 tane oda gezebiliyorsunuz. Franz josef ve karısı Sisi'nin kişisel eşyaları ve özel odalarını da görme şansınız oluyor. Dolaşma hızınıza göre genelde değişir ama ortalama 40 dakika dolaşabilirsiniz. Tha Grand Tour Halka açık olan 40 odayı da görebileceğiniz tur seçeneği. Tarihi yapısını ve mimarisini daha detaylı inceleyip görmek isterseniz ve daha fazla vaktiniz varsa bu tur seçeneğini seçebilirsiniz. Bu iki turun dışında Schönbrunn Sarayı'nıda gezip ayrıyeten Schönbrunn Zoo'da(en eski hayvanat bahçelerinden) gezmek isterseniz Winter Pass alıp her ikisinide gezebilirsiniz. Hangi turu seçerseniz seçin genel olarak burası çok vaktinizi alabilir. O yüzden sabah erken gidip dolaşmanızda fayda var. Belvedere Sarayı Belvedere Sarayı'nın gerçekten ihtişamlı bir yapıya sahip. Bu saray Viyanalılar için önemli olan prens Eugen’e hediye edilmiş ve Eugen'da savaşta kazandıklarını sanat için harcamış. Belvedere Sarayının kendisi kadar güzel ve geniş bir bahçesi de bulunmakta. Özelikle yazları inanılmaz bir görüntüsü olduğunu ve mutlaka gidip orada zaman geçirilmesi gerektiğini bolca duydum. Gittiğimiz dönem kış olduğundan müze içini dolaşma, malum soğuktan dolayı daha cazip geldi. Belvedere Sarayı aslında iki kısma ayrılıyor. Yukarı Belvedere Sarayı ve Aşağı Belvedere Sarayı olmak üzere. Yukarı Belvedere sarayında daha çok kalıcı eserler sergilenirken Aşağı Belvedere Sarayında ise geçici eserler sergilenmekte. Sarayda son derece önemli resimler ve heykeleler sergileniyor. Gustav Klimit'teait bir çok eseri burada görme fırsatınız oluyor ve gezerken her gördüğünüz eserini çekme isteği uyanıyor insanın içinde. Yine müze çok büyük olduğundan dolaşmanız vakit alabilir. Ona göre plan yapıp gitmelisiniz. Eğer yaz dönemi gidiyorsanız bahçeyi dolaşmak içinde zaman ayırmayı unutmayın. :) Müzeye ulaşım ise oldukça kolay. Metroda U1 hattına binip Stüdtirolerplatz durağında iniyorsunuz. Hofburg İmparatorluk Sarayı Hofburg Sarayı imparatorluk zamanı kışlık saray olarak kullanılıyormuş. Hofburg Sarayı içinde Sisi Müzesi, imparatorluk daireleri ve gümüş koleksiyonları sergilenmekte. İmparatorluk daireleri oldukça gösterişsiz bulabilirsiniz. Çünkü o dönem hükümdarı Franz Joseph gösteriş ve lüks sevmeyen biriymiş. Burada özellikle Sisi Müzesini görmek isteyebilirsiniz. Çünkü Viyana'da oldukça meşhur ve tanınan bir İmparatoriçe kendisi. Yaşadığı dönem çalkantılı hayatı ve devamlı Avrupa seyahatlerine çıkmasından dolayı herkes tarafından bilinen biriymiş. Schönbrunn Sarayını gezerken de hakkında bir çok bilgi öğrenebilirsiniz. Metroda U3 hattını kullanarak “Zieglergasse” durağında inip, buraya ulaşabilirsiniz. St. Peter's Church Viyana'nın en eski kilisesi olan St. Peter's Kilisesi merkezde bir konumu var ve Hofburg Sarayına oldukça yakın. Kilisenin içi gerçekten güzel ve baya detaylı süslemeler mevcut. Eğer denk gelirseniz bir ayin sırasında da ziyaret etmelisiniz. Aziz Stefan Katedrali Şehir merkezinde yer alan Aziz Stefan Katedrali şehrin simgesi haline gelmiş. İnanılmaz bir gotik mimariye sahip. İsterseniz içine girip ziyaret edebilir kulelerine de çıkabiliyorsunuz. Stephansplatz meydanında bulunan katedrale yine aynı isminde ki U1 hattı üzerinde bulunun metro durağında inerek kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Mozarts House Mozart'ın 2,5 yıl boyunca yaşadığı bu evde Mozart'a ait eşyalar sergileniyor. Oldukça merkezi bir konumda ve St. Stephan's Katedraline çok yakın. Bu müzeye Giriş ücreti 11£. Diğer müzelerle karşılaştırıldığında burası için biraz fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Graben ve Kartner Caddesi En ünlü caddelerden biri olan Graben üzerinde birçok lüks markayı bulmanız mümkün. Baya hareketli ve kalabalık bir cadde ve ayrıca trafiğe kapalı bir cadde. Bu cadde sonunda ise Kartner caddesi ile birleşiyor. Burasıda kafelerin ve mağazaların olduğu yine Graben gibi trafiğe kapalı bir cadde. Graben caddesinde dolaşırken göreceğiniz anıt ise Veba ve Melekler Anıtı. 1697'de vebadan ölenler için yapılmış. Viyana Devlet Operası Kartner caddesinin hemen başında ise Viyana'nın en büyük opera binası bulunuyor. Küçük bir bilgi eğer operaya gitmek istiyor ama çok pahalı geliyorsa yada bilet ayarlamak için vakit kalmamışsa opera başlamadan bir iki saat önce ayakta bilet satışları yapılıyor. 3-4 Euro arası değişiyor. Şansını bu yönde kullanıp buraya kadar gelmişken izleme şansı yakalayabilirsiniz. Aziz Stefan Katedrali, Graben, Kartner caddesi, Mozarts House ve Opera binası hepsi aynı bölgede bulunduğundan hepsi için bir gününüzü planlayıp aynı gün içinde dolaşabilirsiniz. Musuem Quarter- Leopold Müzesi, MUMOK Musuemquartier bölgesinde birçok müze bulunuyor. En çok ilgi çeken ikisi Leopold ve MUMOK modern sanat müzesi. Zaten iki binada yan yana bulunuyor. MUMOK Viyana tarihine ve geçmişe yönelik eserler içermemekte. Eğer modern sanata ilgili ve meraklıysanız tercih edilebilecek yerlerden. Leopold Müzesi kesinlikle gidilip görülmesi gereken müzelerden. İçerde kendinizi kaybedip saatlerce dolaşabilirsiniz. Müzede Gustav Klimt, Oscar Kokoschka, Egon Schiele, Richard Gerstl, Koloman Moser gibi modern Avusturyalı sanatçıların eserleri bulunuyor. Musuem Quarter bölgesinde ulaşım oldukça kolay. Metroda U2 hattında aynı isimli durakta inmeniz yeterli. Musuem Quarter'ın hemen karşı tarafında 5 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz yine iki tane büyük müze bulunmakta; Doğa Tarihi Müzesi(Naturhistorisches Museum) ve Viyana Sanat Tarihi Müzesi(Kunsthistorisches Museum) . İkisi de görüntü anlamında inanılmaz bir mimariye sahip. Bulundukları alanda Christmas marketinde kurulmasıyla hep beraber çok güzel bir görüntü oluşturdukları kesin. Prater Bölgesi- Wiener Riesenrad(Dönme Dolap) Prater , Viyana’nın Leopoldstadt bölgesinde bulunan eğlence alanı. Viyana merkezin biraz dışında bulunuyor ama buraya metroda U1 ve U2 hattını kullanarak kolayca ulaşabilirsiniz. İçeri giriş ücretsiz. Binmek istenilen bölümler için bilet alınıyor. Wiener Reisenrad (dönme dolap) en ünlü simgesi haline gelmiş. Bütün şehri dönme dolapta iken görme şansınız oluyor. 2. Dünya savaşında komple yanmış olsa da 1947 yılında tekrar yapılmış. Dönme dolap girişine vagonlar içinde Viyana tarihinde önemli olan anıların minyatür canlandırması da bulunuyor. Daha önce başka yerde gitmemişseniz eğlence alanı içinde Madame Tussauds bal mumu müzesini de bulunmakta, burada ziyaret edebilirsiniz. Viyana Belediye Binası( Rathaus ) Bulunduğum süre boyunca 3 kere gittiğim, tonlarca fotoğraf çektiğim yer. Önünde kurulan kocaman Christmas marketle birlikte görmekten en mutlu olduğum yerlerden biri oldu. Zaten inanılmaz mimarisiyle Viyana'nın en popüler turistik yerlerinden. Günümüzde hala aktif olarak belediye binası olarak kullanılıyor. Mutlaka akşam da ışıklandırılmış haliyle de ziyaret etmelisiniz. Viyana Üniversite binası da Rathaus'a oldukça yakın merak edip, ziyaret etmek isteyenler için ek bilgi:) Yürüyerek 5-10 dakikaya ulaşabilirsiniz. Hundertwasserhaus Tasarımcı Friedensreich Hundertwasser tarafından toplu konut çalışması için yapılmış ve günümüzde oldukça ünlü olan bir apartman haline gelmiş. Bina aslında halen gerçekten kullanılıyor ve içinde 52 tane daire bulunuyor. 1986 yılında yapılan bina rengarenk görüntüsüyle oldukça ilgi çeken turistlerin uğrak yerlerinden. Burayı gündüz ziyaret etmeniz hem fotoğraf çekme hemde mimariyi görme açısından daha mantıklı oluyor. Buraya metro ile ulaşım bulunmamakta. 1 nolu tramway ile ulaşım sağlamanız gerekiyor. Landstrabe Wien Mitte metro durağından bu tramvaya binip Hetzgasse'de inerek buraya gidebilirsiniz. Albertina Müzesi Albertinaplaztz Meydanı'nda bulunan müze oldukça büyük ve en önemli grafik eser koleksiyonlarına sahip. Görkemli bir mimarisi var ve oldukça merkezi bir konumda bulunuyor. Müzelerin hepsinin farklı giriş ücretleri var. Ve bu ücretleri Türk Lirası olarak düşündüğümüzde biraz fazla olabiliyor. Eğer öğrenciyseniz mutlaka kartınızı yanınızda götürün çünkü öğrenciler baya indirimli bilet alabiliyor. (Öğrenci değilsin ama kartın varsa da bence şansınızı deneyim derim ) Birde gideceğiniz yerlerde işinize yarayıp yaramadığına bakıp müze girişlerinde size indirim sağlayan Vienna pass ve Vienna Card seçeneklerine bakabilirsiniz. Her ikisininde farklı yerlerde indirimleri oluyor.
- Edward Makaseller | SineGezi
Edward Makaseller Tim Burton’ın hayal dünyasını anlayabileceğiniz bir film diyebilirim. Çoğu filminde olduğu gibi, bu filmde de masalsı bir tat var... Edward Makaseller (Edward Scissorhands) - 1990 19.09.2016 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 7,9/10 Beyaz Perde : 4,5/5 Tür : Fantastik Süre : 105 dk Yönetmen : Tim Burton Oyuncular : Jonny Deep, Winona Ryder, Dianne Wiest, Alan Arkin, Anthony Michael Hall, Vicent Price Senaryo: Caroline Thompson, Tim Burton Edward Makaseller Tim Burton’ın hayal dünyasını anlayabileceğiniz bir film diyebilirim. Çoğu filminde olduğu gibi, bu filmde de masalsı bir tat var. Gerçekler fantastik bir dünyada nasıl bu kadar iyi anlatılır? Film bu sorunun cevabını almanızı sağlayacak nitelikte. Gelelim filmin konusuna mucidinin ani ölümüyle baş karaktemiz Edward’ın elleri yapılmadan yarıda kalır. Ellerinin yerinde uzun metal parçaları vardır ve artık öyle yaşamalıdır. Şans eseri Edward merhametli bir Avon hanımefendisi ile tanışır ve kadın onu kendi ailesi ile yaşaması için evine götürür. Ve sonrada Suburbia adındaki fantastik yerde maceraları başlar. Edward bu insanların içine girdikten sonra, aslında herkesin benzer hayatlar sürdüğünü keşfediyorsunuz. En ufak bir farklılığın nasıl tepki gördüğünü ve insanların yeni şeylere hiç açık olmadığını fazlasıyla vurgulayan bir film olduğunu söyleyebilirim. Yani film bir nevi şu anda bile geçerliliğini koruyan; insanların tek düze olan yaşantılarını fantastik bir anlatışla eleştirmiş. Bu filmde Edward’ın âşık olmasını, yeni şeyler keşfetmesini izlerken sizde kendinizi sorgulayacak ve farklı bir bakış açısıyla bakabileceksiniz. Sonuç olarak hem güldüren hem düşündüren bir film olduğunu söyler şiddetle izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler :)
- Kırmızı Pazartesi | SineGezi
Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi’nin baş kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2... Kırmızı Pazartesi - Gabriel García Márquez 22.08.2017 | Gonca Kaya Paylaş Öncelikle daha önce olay örgüsünün tersten anlatıldığı çok fazla kitap okumadığımı ve sonu belli olan bir kitabın nasıl olur da bu kadar merak uyandırdığına şaşırdığımı söyleyebilirim. Tabi bence burada yazarın dili akıcı ve usta bir şekilde kullanmış olmasının da payı büyük. Çeviri olmasına rağmen bunu hissedebiliyorsunuz. Gabriel García Márquez’ in 1981 ’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi ’nin baş kahramanı Santiago Nasar ’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2 dakika olmadan gün yüzüne çıkıyor. Bu sebepten bahsetmekten çekinmiyorum. Yazar olayı Santiago Nasar’ın arkadaşı tarafından anlatılıyormuş gibi kurgulamış. Aslında gerçek bir olaydan esinlenerek yazılan hikaye toplumun bazı dayatılmışlıklar karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Santiago Nasar bir namus cinayetine kurban gidiyor. Üstelik hiç bir kanıt yokken ve işin ilginç yanı tüm kasaba Santiago’nun öldürüleceğini duyuyor ama nasıl oluyorsa ya engelleyemiyor yada engellemiyorlar. Kitap gerçek bir hikayeden alınmış olduğu için bazı belirsizliklerle son bulmasına karşın; baştan sona okuyucudaki merak duygusunu öldürmüyor. Yazarın ustalık eseri diyebileceğimiz romanı hakkındaki görüşü de bizim ki ile benzer: “Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi öz yaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum. ” Keyifli okumalar
- Bay Hiçkimse | SineGezi
Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür. Keyfin kaçtıkça, kendini mutlu hissedemedikçe hangi filmi izlemek istersin deseler... Bay Hiçkimse (Mr.Nobody) - 2009 26.09.2016 | Nesrin Ergün Paylaş IMDb : 7,9/10 Tür : Dram, Fantastik Süre : 141 dk Yönetmen : Jaco Van Dormael Oyuncular : Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger, Linh Dan Pham Hikaye: Jaco Van Dormael Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür. Keyfin kaçtıkça, kendini mutlu hissedemedikçe hangi filmi izlemek istersin deseler söyleyeceğim filmlerden biri de bu filmdir. Mr.Nobody hayatımda çok önemli bir yere sahip nedense. Film beni öylesine içine çekti ki ne uzunluğu ne de yer yer kafa karıştırması; değil filmden soğumayı filmin daha da hoşuma gitmesini sağladı. Film ele aldığı konu bakımından çok güzel yaptığımız seçimler, karşımıza çıkan olaylar esnasında takındığımız tavırlar ve sonucunda kazandıklarımız, kaybettiklerimiz... Filmde bu çok güzel işlenmiş Nemo hayatında devamlı seçim yapmak zorunda bırakılan bir çocuk. İstese de istemese de seçim yapmak zorunda ve yaptığı seçimlerin sonuçlarına da katlanmak zorunda. Annesi ve babası arasında tercih yapmak zorunda , yaşayacağı yer, seveceği insan, çevresi hepsi yaptığı seçimleri sonucunda şekil alıyor. Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam, ölümsüzlük bulunduktan sonra ölümlü olarak yaşamını sürdürmüş son insan. Ölümü yaklaşırken tek tek yaptığı ve yapmış olduğu (olacağı) tercihler ile hayatının nasıl şekilleneceği filmde gözler önüne seriliyor. İyi seyirler :)
