top of page

Boş arama ile 98 sonuç bulundu

  • Doğa Harikası, Kültür Şehri: Trabzon | SineGezi

    Bir çok imparatorluğu bünyesinde barındıran Trabzon dolayısıyla hepsinden izler taşıyan 4000 yıllık bir şehir ve gezilecek keşfedilecek birçok yeri var... Sayfa Başı Sümela Manastırı Karaca Mağarası Atatürk Köşkü Trabzon Kalesi Boztepe Uzungöl Doğa Harikası, Kültür Şehri: Trabzon 15.09.2016 | Gonca Kaya Karadeniz bölgesinin Samsun’dan sonra ikinci büyük ili olan Trabzon; karadeniz sahili ve Zigana Dağları arasında yer almaktadır. Biraz geçmişe gidip tarihine bakacak olursak; Trabzon isminin nereden geldiğiyle ilgili çeşitli söylemler var; bunlardan bir tanesi Evliya Çelebi’nin söylemidir. Evliya Çelebi’ye göre Trabzon’un kurucusu şen bir kadın olduğundan bu şehre neşeli kadın anlamına gelen “Tarb-zen” denilmiş, ya da havası ve suyunun güzelliğinden dolayı “Tarb-ı efzun” denilmiş. Bir diğer söylem ise şehre gelen Köroğlu’nun, gücünü göstermek için sikkenin tuğrasını parmağı ile bozduğu için kendisine Tuğra Bozan denildiğinden şehrin adının da ondan kaldığını ve şehre gitgide Trabzon denilmesinden ibaret. Şehrin isminin kökeninin Yunanlardan da geldiği de söylenmekte. Ortada bir hikaye olduğu kesin, hangisi hoşunuza gittiyse ya da inandırıcı geldiyse ona inanbilirsiniz. Araştımacı ruhlular veya bilenler beni de bu konuda aydınlatabilirler tabi :) Paylaş Sümela Manastırı Ayrıntılar için tık :) Bir çok imparatorluğu bünyesinde barındıran Trabzon dolayısıyla hepsinden izler taşıyan 4000 yıllık bir şehir ve gezilecek keşfedilecek birçok yeri var. Hem nefes almak, hem kültürlenmek hem de biraz yorulmanız için bir dolu tavsiyem olacak. Şimdiden keyifli okumalar :) 1.Sümela Manastırı Trabzon’un simgesi haline gelen dağların arasında inşa edilmiş, müthiş bir görsele sahip Sümela Manastırı veya başka bir değişle Meryem Ana ilk ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Sümela Bizans İmparatorluğu zamanında te 300 lü yılların sonunda Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronios isimli iki rahip tarafından kurulduğu düşünülmektedir. Tabi bu kuruluşunda bir hikayesi varmış: iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa ’nın öğrencilerinden Aziz Luka ’nın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem 'in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon'a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve kilisenin temelini atmışlardır (wikipedia.com, 2016). Gelelim gezecekleri ilgilendirecek konulara Sümela’ya ulaşmak için arabanızla belli bir yere gidiyorsunuz ancak sonrasında yaya olarak devam etmeniz gereken tabi ki yokuş yukarı 10-15 dakikalık bir yol var. Sümela ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadan oluşmaktadır. Yapıyı güzelleştiren fresklerinde etkisini atlamamak lazım. Müzenin açılış kapanış saatleri ve giriş ücreti için http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/sumela-manastiri linke tıklayabilirsiniz. Sümela Manastırı 2. Hamsiköy Öncelikle Hamsiköy’ün isminin hamsi balığından gelmediğini söyleyeyim. Gelseydi de çok yadırgamazdım sonuç olarak hamsinin memleketinde gezmekteyiz. 5 köy anlamına gelen Hamseköy gerçektende 5 köye ev sahibeliği yapmaktadır ve zamanla Hamsiköy ismini almıştır. Bizim Hamsiköy sütlacıyla meşhur. Yolunuz düştüyse mutlaka burada sütlaç yiyin hatta biz sütlaç yemek için yolumuzu Hamsiköy’e düşürmüştük. Nerde yiyelim derseniz çok aramayın direkt Osman Usta’nın Sütlaç Yeri’ne yönelin derim. 3. Zigana Hamsiköy’ü ilersin de yer alan Zigana’da et yemenizi de şiddetle tavsiye ediyoruz efenim. Zigana’ya kadar gelmişken Zigana’nın ilersinde Gümüşhane Torul’da yer alan tam bir doğa mucizesi olan Karaca Mağarasına devam etmelisiniz. Dolomitik kireçtaşları içerisinde gelişen karsitik oluşumlarıyla ön plana çıkan Karaca mağarası 1996 yılında açılmıştır. Mağara’nın oluşumu hala devam etmektedir. 1 cm lik dikit ve sarkıtın tam 12 yılda oluştuğu düşünülecek olursa karşımızda aynı zamanda tarih yer almakta. İçerdeki yüksek oksijenden de bahsetmeden geçmeyeyim, dikkat edin çarpmasın. Karaca’nın az bilinen bir hikayesi de var. Karaca mağarasının broşüründen okuduğum hikayeyi paylaşıyorum: Ailelerinin birlikte olmalarına müsade etmediği iki genç biri Hristiyan diğeri Müslüman... En güçlü duygularda olan aşk Rum güzelyle, garip çobanı bu mağarada buluşturmuş. Aileleri onları kabul edene kadar keşfettikleri bu güzel mekanı kimseye söylememişler ancak aileleride hiç bir zaman onları kabul etmemiş. Bunun üzerine kavuşamayan iki genç, bütün sevgililer için kendilerini feda etmişler. Bu olayın tek tanığının sahibini çok seven çoban köpeği olduğu söylenmektedir. Mağara keşfedildikten sonra dillere destan olmuş bu kara sevdaya hürmeten “Karaca” adını aldığı söylenmekte. Akan su damlalarının da sırt sırta vermiş iki aşığın üzerini kireçle kaplanmasına sebep olduğu ve öylece kaldıkları söylenmekte... Son olarak Gümüşhane’ye gitmişken Gümühane’nin meşhur pestil ve kömesinden satın alabilirsiniz. Karaca Mağarası To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 4. Trabzon Merkez Akıllara İstiklal Caddesini getiren Uzun Sokak gezilecek yerlerden. Trabzon merkezdeki yeme içme yerlerinden biraz bahsedeyim zira ilgi alanıma hitab ediyor. Tarihi Kalkanoğlu Pilavı 1856’dan beridir aynı yerde hizmet veren ve bir pilav ne kadar farklı ve lezzetli olabilir sorularının cevaplarını rahatlıkla alabileceğiniz bir yer. Yalnız belirteyim plavınızı gram hesabı sipariş ediyorsunuz. Pilavın yanında arzuya göre kavurma ve kurufasulye alabilirsiniz. Hoşafıda ihmal etmeyin. Aklınızda bulunsun pilav biterse meşhur pilavı tadamadan dönebilirsiniz, bunun için planınızı ona göre yapın derim. Yani akşam 5’ten önce gidin mutlaka. Beton Helva ve Nejla’nın Laz böreği de es geçilmemesi gereken lezzetlerden. Gezinizi bizim gibi abartmadan bu güzel lezzetlerle renklendirin derim. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 5. Ayasofya Müzesi Trabzon İmparatorluğu zamanında yaptırılan Ayasofya kilisesinin adı “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir. Trabzon’nun merkezinde bulunan müze görsel açıdan oldukça zengin. Vaktiniz olursa en çok ziyaret edilen yerlenden olan Ayasofya müzesine mutlaka uğrayın derim. Ayrıca Ayasofya Müze Çay Bahçesinin Trabzona özgü lezzetlerden kuymaklı, kayganalı serpme kahvaltısıda oldukça meşhurmuş. Programınıza kahvaltıyı da dahil edebilirsiniz. 6. Atatürk Köşkü Atatürk köşkü mutlaka ama mutlaka görülmeli! Trabzon’a hakim Soğuksu sırtlarında, çam ormanları içinde yer alan köşk, 1980 yılında yazlık olarak yaptırılmıştır. Avrupa ve Batı Rönesans mimarisinin etkilerini taşıyan binada büyük ve gösterişli Avrupa simgeleri kullanılmıştır (kulturvarliklari.gov.tr, 2016). Duvarları Atatürk’ün resimleriyle donatılmış köşkü ziyaret kesinlikle atlanmamalı. Dilerseniz geniş ve ferah bahçesinde bulunan cafede çayınızı veya kahvenizide yudumlayarak hoşça vakit geçirebilirsiniz. Atatürk Köşkü 7.Trabzon Kalesi Trabzon merkezde yer alan kale, şehrin en yüksek bölümünde yer almaktadır. (şehir merkezinin) Eski anıtlardan toplanmış taşlardan yapılmıştır. Yukarı hisar, aşağı ve orta hisar şeklinde ki yapısıyla, deniz seviyesinden şehrin en büyük tepelerine kadar kale devam etmektedir. Aklınızda bulunsun Trabzon kalesi haftaiçi saat 17’ye kadar açık ve kaleyi gezmek için herhangi bir ücret ödemiyorsunuz. Trabzon Kalesi 8. Boztepe Trabzon merkezi gezerken gidilmesi gereken bir diğer güzel yerlerden olan Boztepe yoğun gezi programının ardından dinlenmek için ideal bir yer. Hem Karadeniz hem de Trabzon manzarasına nazır, semaver de çay keyfi de dinlenirken size eşlik edebilir. Özellikle gün batımını seyretmek çok keyifli oluyor belirteyim. Boztepe 9. Çal Mağarası Düzköy İlçesi’nin 5km güneybatısında denizden 1050m yüksekte Çal köy Beldesi içerisinde yer almaktadır. Doğanın mucizelerinden olan Çal mağarasına gitmeden biraz araştırma yaptığımda 2000 yılında açılan bu mağaranın Dünya’nın en uzun ikinci mağarası olduğunu öğrendim. Mağaranın içi oldukça serin, ona göre giyinmenizii tavsiye ederim. Mağara belli bir yerden sonra 2 yola ayrılıyor, bir tarafta mağaranın içinden geçen ve 150 metre yürüyerek ulaşabileceğiniz derenin kaynağı olan baca bölümü bulunuyor. Diğer tarafın ulaşılabilen uzunluğu 400m. Bol oksijenli mağaradaki parkuru gezdikten gidilebilcek en uç noktya gittikten sonra mağaranın güzel kafesşnde dinlenebilirsiniz. Çal mağarası Karaca Mağarasının daha büyüğü ve aynı zamanda daha genci olduğunu söyleyebilirim. Mağara hakkında daha ayrıntılı bilgi için http://www.trabzonkulturturizm.gov.tr/TR,57786/tarihce.html linkine göz atabilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 10. Sera Gölü Akçabat sınırlarında yer almakta, göl heyelan ve aşırı yağış sonucunda oluşmuştur. Vaktiniz olursa uğramanızı tavsiye ederim. Tabi Akçabat’a gelmişken meşhur Akçabat köftesinden yemeden de dönmeyin. Cemil Usta, Nihat Usta ve daha birçok seçeneğiniz var, tercih sizin :) 11. Uzungöl Trabzon’un Çaykara ilçesinde yer alan Uzungöl tartışmasız en turistik yerlerden, konaklayabileceğiniz, yemeğinizi yiyebileceğiniz ve hediyelik eşya satın alıp hoşça vakit geçirebileceğiniz birçok mekanı bünyesinde barındırıyor. Her gittiğimizde Uzungöle gideriz, genellikle göl kenarındaki mekanlarda vakit geçiririz. Bu defa birde tepeden görelim, manzaranın keyfini çıkartalık aynı zamanda güzel bir kahvaltı yapalım dedik. Bayağı bir tepede olan Galo Omad Cafe & Kahvaltı Evi’nin yolunu tuttuk. Kahvaltımız biraz geç geldi ama beklerken ki manzara insanı sinirlenmekten alıkoyuyor. Kahvaltıda beklediğimize deyince pek ses çıkarmadık. Uzungölü tepeden seyretmek, insanda tabloya bakıyormuş hissi uyandırıyor. Mutlaka gidin derim! Uzungöl’e gelmişken biz Rize’ye devam ettik. Eğer Rize’yi gezme planınız varsa sizde bizim gibi bir rota izleyebilirsiniz. Uzungöl To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 12. Yaylalar Trabzon’da birçok yayla var. Şenlik zamanına denk gelirseniz keyifli zaman geçirebilirsiniz. Hıdırnebi Yaylası, Çatma Obası, Düzköy Yaylası, Kadırga Yaylası, Çaykara Sultan Murat Yaylası, Vakfıkebir yaylaları benim duyduklarım. Aynı zamanda memleketim olan Trabzon’da şuana kadar gezdiğim bütün yerlerden bahsettim sanırım. Eminim ki daha birçok yer vardır. Gezmek, nefes almak ve doğaya karışmak için mutlaka ziyaret edin derim. Keyifli okumalar :)

  • İstanbul Burger Rehberi | SineGezi

    Üşenmedik, sırf bu rehberi hazırlamak için; nerede iyi burgerci var araştırdık hatta araştırmakla kalmayıp,  gurmecanlığa soyunup, gittik tattık. Samimi olarak gerçekten beğendiklerimizi de tavsiye verilebilecekler listesine ekledik. Burger Rehberi 06.05.18 | Gonca Kaya Paylaş Üşenmedik, sırf bu rehberi hazırlamak için; nerede iyi burgerci var araştırdık hatta araştırmakla kalmayıp gittik tattık. Samimi olarak gerçekten beğendiklerimizi de tavsiye verilebilecekler listesine ekledik. Kalorileri almaya hazırsanız. . İstanbul’daki en iyi burger önerilerimiz aşağıdadır :) 1. Vitello Steakhouse Listemizde daha önce olmayan Vitello tesadüf eseri yeni tanıştığımız bir lezzet olmasına karşın, listemizde ilk sıraya yerleşecek kadar da iddalı. Eğer insanlar bizim gibi Vitello'nun burgerlerinden tadıp tavsiye etmeden duramıyorsa, çok yakındır yeni şubelerinin açılması. Çok tavsiye ederiz. Adres : Kozyatağı Mahallesi Taç Sk No:28/D 34742 Kadıköy/İstanbul 2. Baltazar Hangi burgeri denersek deneyelim. Ama bi Baltazar değil, yorumunu yaptığımızı söylersek, bizim için yerinin ne kadar ayrı olduğunu anlarsınız. Ayarında sosu, etinin lezzeti ve güzel patatesi ile Baltazar ilk sırada sizlerle efendim. Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa Mahallesi, Kılıç Ali Paşa Mescidi Sk. 12/A, 34425 Beyoğlu/İstanbul 3. Nusret Burger Nusret’te et yiyemiyor isek biz de burger yeriz Havuç Dilim baklavanın da dahil olduğu menü, bayağı şölen gibi. Tavsiye edilir. Adres: Esentepe Mahallesi, Kanyon AVM,, 34394 Şişli/İstanbul 4. Virginia Angus Virginia Angus diğerlerine göre biraz daha ağır. Ancak lezzetine diyecek pek bir lafımız yok. Sevdiklerimiz arasında. Adres: Halaskargazi Mahallesi, Valikonağı Cad..Kuyumcu İrfan Sok. No:8, 34371 Şişli/İstanbul 5. Mini Eatery Kadıköy’de yer alan Mini Eatery küçücük bir mekan ve her daim dolu. Bu sebepten biraz sıra beklemeniz gerekebiliyor ama bu sizi yıldırmasın mini mini hamburgerleri oldukça lezzetli. Duxelle ve Şamburger’in çok beğendiğimizi ancak ev yapımı içeceklerini çok şekerli bulduğumuzu ekleyelim. Adres: Caferağa Mahallesi, C, Moda Cd. No:55, 34710 Kadıköy/İstanbul 6. Akali Bir kaç kişiden duyarak gittiğimiz Akali burger, aslında biraz ıslak hamburger sınıfına giriyor. Etini biraz yağlı bulduk. Ancak yine de tadı oldukça iyiydi. Akalinin diğer bir özelliği burgerinize küçük farklar ödeyerek istediğiniz malzemeyi ilave ettirebilmeniz. Aklınızda bulunsun. Adres: Vişnezade Mahallesi, Dibekçi Sk. No:11, 34357 Beşiktaş/İstanbul 7. Biber Burger Burgerlerinin ismi oldukça yaratıcı olan küçük, şirin bir mekan. İçerikleri okumanın yanında, acı sevmeyenlere sosları sormanızı tavsiye ederim. Adres: Yıldız Mh., Çırağan Cd. No:11, 34349 Beşiktaş/İstanbul 8. Burger Joint Vedat Milor’un da önerdiği burgerciyi önermemek ayıp olur tabi. Etini ve patates kızarmasını oldukça lezzetli bulduğumuzu söyleyebiliriz. Adres: Türkali Mahallesi, Ihlamurdere Cd. No:94, 34357 Beşiktaş/İstanbul 9. Daily Dana Burger Bir kaç şubesi bulunan Daily Dana Burger ortalamanın üzerinde olan burgercilerden. Karar veremeyip 3 çeşit mini burgerin bulunduğu menüden alabilirsiniz. Adres: Caddebostan Mahallesi, Caddebostan Plaj Yolu Sk. No:15, 34728 Kadıköy/İstanbul 10. Smash Food Works Sunumuyla ve tadıyla bizi şaşırtan Smash buger mutlaka denenmesi gerekenlerden. Adres: Caferağa Mahallesi, Muvakkıthane Cd. No:35, 34710 Kadıköy/İstanbul

  • Bay Hiçkimse | SineGezi

    Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür. Keyfin kaçtıkça, kendini mutlu hissedemedikçe hangi filmi izlemek istersin deseler... Bay Hiçkimse (Mr.Nobody) - 2009 26.09.2016 | Nesrin Ergün Paylaş IMDb : 7,9/10 Tür : Dram, Fantastik Süre : 141 dk Yönetmen : Jaco Van Dormael Oyuncular : Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger, Linh Dan Pham Hikaye: Jaco Van Dormael Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür. Keyfin kaçtıkça, kendini mutlu hissedemedikçe hangi filmi izlemek istersin deseler söyleyeceğim filmlerden biri de bu filmdir. Mr.Nobody hayatımda çok önemli bir yere sahip nedense. Film beni öylesine içine çekti ki ne uzunluğu ne de yer yer kafa karıştırması; değil filmden soğumayı filmin daha da hoşuma gitmesini sağladı. Film ele aldığı konu bakımından çok güzel yaptığımız seçimler, karşımıza çıkan olaylar esnasında takındığımız tavırlar ve sonucunda kazandıklarımız, kaybettiklerimiz... Filmde bu çok güzel işlenmiş Nemo hayatında devamlı seçim yapmak zorunda bırakılan bir çocuk. İstese de istemese de seçim yapmak zorunda ve yaptığı seçimlerin sonuçlarına da katlanmak zorunda. Annesi ve babası arasında tercih yapmak zorunda , yaşayacağı yer, seveceği insan, çevresi hepsi yaptığı seçimleri sonucunda şekil alıyor. Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam, ölümsüzlük bulunduktan sonra ölümlü olarak yaşamını sürdürmüş son insan. Ölümü yaklaşırken tek tek yaptığı ve yapmış olduğu (olacağı) tercihler ile hayatının nasıl şekilleneceği filmde gözler önüne seriliyor. İyi seyirler :)

  • Nar Çiçeği Kahvaltı Evi | SineGezi

    Bodrum Yalıkavak’ta yer alan Nar Çiçeği Kahvaltı Evi yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı önereceğim bir yer... Nar Çiçeği Kahvaltı Evi - Bodrum 23.08.2016 | Gonca Kaya Paylaş Bodrum Yalıkavak’ta yer alan Nar Çiçeği Kahvaltı Evi yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı önereceğim bir yer. Hatta bizim gibi yolunuzu oradan geçecek şekilde de ayarlayabilirsiniz. :) Nar Çiçeği Kahvaltı Evi kocaman bahçesi ile tam da ailelere hitap ediyor. Kahvaltı serpme olarak gelmekte, altını çizelim her şey el yapımı. Normal kahvaltılıklar dışında 3 çeşit börek ve sarma da kahvaltıya dahil. Onun dışında reçellerden de bahsetmeden edemeyeceğim 4 çeşit reçel geldi masamıza hepside daha önceden denemediğim tatlardı. Limon reçeli, karpuz kabuğu reçeli ve mandalina reçeli oldukça güzeldi. Mekanın sahipleri de oldukça güler yüzlü insanlar, işlerini severek yaptıkları her hallerinden belli. Kısa bir sohbet etme şansımız oldu. Nar Çiçeği yaz kış açıkmış. Kışın güzel bahçesi hizmete kapalı olsa da, kahvaltı evinin iç kısmında yine keyifle kahvaltınızı yapabilirsiniz. Yalnız aramızda kalsın açık hava, mis gibi mandalina kokan bol yeşillikli bahçe de kahvaltı ayrı bir hoşuna gidiyor insanın, hatta yedikçe yiyesiniz geliyor. Doyma konusuna gelince fazlasıyla doyuyorsunuz hem de oldukça makul bir fiyata. Benim gibi kahvaltı sever bir insansanız ve Cemal Süreya gibi kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğunu düşünüyorsanız e birde Bodrum’daysanız, Nar Çiçeği Kahvaltı Evi güzel bir seçenek aklınızda bulunsun.

  • Arka Pizzeria | SineGezi

    Merkezde tam da adına uygun olarak Bodrum’un arka sokaklarından birinde yer alan Arka Pizzaria birbirinden lezzetli İtalyan Pizzalarına ev sahipliği yapan... Bodrum Sokaklarında Bir İtalyan Lezzeti: Arka Pizzeria 31.08.2016 | Gonca Kaya Paylaş Merkezde tam da adına uygun olarak Bodrum’un arka sokaklarından birinde yer alan Arka Pizzaria birbirinden lezzetli İtalyan Pizzalarına ev sahipliği yapan ve Bodrum’daysanız gidip tadmanız bizim tarafımından şiddetle tavsiye edilen bir yer. İsim konusu aynen az önceki cümlemede bahsettiğim gibi restoranın yeriyle alakalı bir durum. Detay verecek olursak; restoranı açmadan önce mekan sahipleri arkadaşlarına yeri tarif ederken bu ismi bulmuşlar. Olmuş mu güzel olmuş bizce :) Hem içerisi hem de dış alanı çok samimi mekanın, pizzalar ince hamur olarak hazırlanıyor ve oldukça da fazla seçeneğiniz var. Tabi makarna ve salata seçeneklerini de es geçmeyelim. Bir pizza ince hamur olmasına rağmen 2 kişiye yetiyor. Tabi lezzetli pizzaları bulmuşken sınırları zorlamakta da bir sakınca görmüyorum. Pizza, makarna ve salata çeşitlerini merak ediyorsanız gitmeden Arka Pizzeria'nın sitesinden menüleri inceleybilirsiniz > http://www.arkabodrum.com/tr-TR/anasayfa Fiyat ve hizmet konusunda da yüzünüzü gülümsetecek olan Arka Pizzeria’ya hadi durmayın koşun koşun gidin. Afiyetler :)

  • Brüksel | SineGezi

    Çikolata kokan sokaklarıyla Brüksel... Çikolata Kokan Sokaklarıyla Brüksel 12.01.2017 | Gonca Kaya Paylaş Belçika’nın başkenti olan Brüksel’deyiz. Brüksel’i gezmek çok planladığım bir şey değildi, bu sebeple gitmeden çok araştırma yapamadım. Ancak şehir merkezinden alacağım bir haritanın iyi bir rehber olabileceğinden emindim. Planlayarak gitmek belki daha faydalı olabilir ancak gezerek keşfetmekte ayrı bir keyifli, kabul ediyorum iki katı yoruluyorsunuz ama bence bu tatlı bir yorgunluk. Zaten yeni yerler keşfetmenin heyecanı size gereken enerjiyi veriyor. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Haritamızın rehberliğinde akıllı telefonlarımızdan uzak gezimize başlıyoruz. Daha şehre adımımı atar atmaz canlılığı ve tarihi yapısının beni etkilediğini söyleyebilirim. Brüksel meydan (Grand Place) anlatılmayacak kadar güzel bir yer. Baktığınız her köşe buram buram tarih kokuyor ve insanda ister istemez bir merak uyandırıyor. Şahsen ben bakmalara doyamadım. Biraz araştırdığımda meydandaki yapıların üç farklı mimari kullanılarak yapıldığını öğrendim. Bunlar Barok, Gotik ve Louis XIV mimari tarzları ve rahatlıkla söyleyebilirim ki farklı tarzlar olmalarına rağmen uyumları eşsiz. Saat fark etmiyor hep dolu Brüksel meydan. Oldukça fazla turist var hemen hemen her köşede hikaye anlatan bir turist rehberine rastlayabilirsiniz. Meydana çıkan tüm sokaklar oldukça canlı meydandan hemen biraz ilerde ülkenin sembolü haline gelen işeyen çocuk heykeli (Manneken Pis) var. Her köşede taklitlerine ve magnetlerine rastlayabileceğiniz, işeyen çocuk heykeli şaşırtıcı derecede küçük. Bir de oradaki turist rehberimizin anlattığına göre küçük heykelimizin kıyafetleri ayda birkaç kez değiştiriliyormuş üstelik şehir müzesinde Elvis’ten Mandela’ya kadar uzanan zengin bir kreasyonu varmış. Bak sen şu işeyen çocuğa :) Sokakları gezerken çikolata, waffle ve bisküvi dükkânlarının ilginizi çekmemesi imkânsız. Ah bizi bu çikolata kokuları mahvetti. Tabi bu işin şakası çikolatanın da kendine göre önemli bir tarihi var. Belçika; çikolata üretiminin en çok olduğu şehirler listesinin başında yer alıyor. Yaklaşık 13 adet çikolata fabrikası, 16 tane çikolata müzesi ve 3 bin adede yakın çikolata satan mağazayı bünyesinde barındırması da bunun kanıtı olsa gerek. Çikolata konusunda Neuhaus, Leonidas, Godiva,Wittamer, Marcolini ve Cote D’or markaları oldukça meşhur ve fiyatları da kendilerine yakışacak ölçütte. Bazı çikolata dükkanları tadım konusunda oldukça bonkör kendileri ikramda bulunuyorlar, benden size tavsiye ikramları siz siz olun sakın geri çevirmeyin, tattığım her çikolata çok güzeldi. Waffle a gelecek olursak Mokafe önerilen yerlerden. Ama zaten adım başı waffle satan bir dükkan olduğu için bu konuda fazla kafa yormaya gerek yok. Yemek konusunda bir öneri isterseniz tamamen tesadüf eseri keşfettiğimiz bir makarnacıyı (Intermezzo) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıntılı için tıklayınız. Bir de merkeze yakın olarak Delirium adlı mekandan bahsetmek istiyorum. Belçika’da yaşayan bir arkadaşımızın tavsiyesiyle geldik. Zaten çok ünlüymüş. Hatta 2004 bira çeşidiyle Guiness Rekorlar Kitabında yerini almış. Dört katlı bir yer ve her kattaki biralar farklı. Çeşit bol olunca seçmek inanılmaz zor. Ama insanlar inanılmaz sıcakkanlı ve eğer tavsiye isterseniz eminim ki size yardımcı olacaktırlar. Bir turist klasiğini yerine getirmek istiyorsanız bizim gibi şehir merkezine 20 dakikalık uzaklıktaki Atomium’u ziyaret edebilirsiniz.Atomium, Brüksel’in Eiffel kulesi olarak anılmakta. Dokuz küreden ve küreleri birbirine bağlayan on iki borudan oluşan bu yapı Demirin kristal kafes yapısının 165 milyon kez büyütülmesinden esinlenerek yapılmış. Bir de Mini Europe var. İstanbul’daki Miniatürk gibi bir yer. Avrupa’daki bütün şehirlerin simgelerini burada görebilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Çoğu insan Brüksel’i sıkıcı bulmuş ve bence bunun sebebi gezdikleri başka yerlerle kıyaslıyor olmaları. Bana kalırsa her şehrin kendine özgü bir dokusu var. Ben iki günlük kısa gezimizden oldukça keyif aldım ve gidilip görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar :)

  • Bursa Gezi Rehberi | SineGezi

    Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan Bursa’ı planımızı.... Bursa Gezi Rehberi 29.01.2018 | Gonca Kaya Paylaş Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan; Bursa gezi planımızı ertelemeyip, yola koyulduk. Bursa’ya Nasıl Gidilir? Biz Bursa’ya bize en yakın yer olan Kadıköy’den deniz yoluyla gitmeyi tercih ettik. Kadıköy’den Mudanya’nın Güzelyalı bölgesine ido seferleri bulunmakta. (Sitesinde ne yazık ki bu bilgiye rastlayamadık.) 2 saat süren yolculuk sonrasında eğer planınız Bursa merkeze gitmekse hemen çıkışta minibüsleri kullanabilirsiniz. Emek metro durağına kadar bu minibüslerle 2,5 TL karşılığında ulaşabiliyorsunuz. Metro durağına 5 ve 10 TL lik kağıt banknotlarla gitmenizi veya BKM Express hesabınız varsa şifrenizi bilerek gitmenizi öneririz. Zira biz çok zorlandık. Makineler 5 veya 10 TL kabul ediyor. Şöyle düşünün, muhtemelen bir çok insan bizimle aynı şekilde düşünüp, metro istasyonundaki bankamatiklerden 10 TL çekmeyi düşünmüş ve bankamatikler de 5 ve 10 TL lik banknot kalmamış. Bayağı bir çabaladıktan sonra para bozdurmaktansa, tümletmeyi deneyip, başardık. 10 TL’ye içinde 2 geçiş hakkı tanımlı Bursa kart aldık ve şehir merkezine doğru yola koyulduk. İlk işimiz sabahın erken saatleri olması sebebiyle kahvaltı yapabileceğimiz bir yer aramak oluyor. Alışılmışı boş verip, Kahvaltı için Bursa’nın ünlü Tahinli Çöreklerinden tadabileceğimiz bir yer olan Taş Fırını seçtik. Tahin severler yaşadı diyebiliriz. Sonrasında Tahinli Çöreğin verdiği enerjiye güvenerek bol üşümeli gezimize başladık: Gezilecek Yerler Ulu Cami Ulu Cami, Bursa’da I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılmış. Kent merkezide Atatürk Caddesinde bulunan cami oldukça görkemli. Ulu camiye metro Şehreküstü istasyonunda inerek kolayca ulaşılabiliyor. Koza Han Ulu Camiye çok yakın olan Koza Han, 1492 yılında II. Beyazıt tarafından İstanbul da ki cami ve medresesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmış. Adından da anlaşıldığı gibi Koza Han da ipek böceği kozalarından üretilen; ipek kumaştan yapılma şallar, eşarplar satılıyor. Bugün baktığınızda Koza Han’da ağırlıklı olarak ipek ürünleri satılıyor. Vitrinlerden gördüğümüz kadarıyla her bütçeye uygun şallar mevcut. Hanın alt katında çay/kahve içip dinlenebileceğiniz alanlar mevcut. Koza Hanın oldukça canlı olduğunu söyleyebiliriz. Irgandı Köprüsü Koza Han sonrasında yürüme mesafesindeki Irıgandı Köprüsüne gidiyoruz. 1442 yılında yaptırılan Irgandı Köprüsü; dünya üzerinde yer alan dört arastalı köprüden biriymiş. Köprü deprem ve savaşlar sonrasında ciddi şekilde hasar görmüş ve sonrasında tekrar yapılmış. Eğer bizim gibi merkez odaklı bir gezi planınız varsa; Bursa’da ulaşım konusunda çok zorlanmazsınız. Cumalıkızık Köyü Zira bir sonraki durağımız Cumalıkızık köyüne ulaşımımız da çok zor olmadı. Yine metroyla bir yere kadar gidip (Cumalıkazık durağı), hemen metro çıkışından Cumalıkızık’a giden minibüslerle köy merkezine ulaştık. Köy geçmişinde dizi çekimlerine de ev sahibeliği yaptığı için oldukça ünlü. Ünlü olduğu kadar da turistik. Köy kahvaltısı yapabileceğiniz, burada yaşayanların işlettiği bir çok müessese var. Hediyelik eşya, yiyecek konusunda da oldukça çeşitliliğe sahip köy, kısa süre de gezilebiliyor. Bol bol fotoğraf çekip, Cumalıkızık’tan ayrılıyoruz. Minibüs ile kent merkezine gidiyoruz. Sonrasında kısa bir şehir turunu aratmayan Tramvaya binip, gezimizin yegane hedefine ulaşıyoruz: Kebapçı İskender :D Soğuğa ve sıraya isyan ederek biraz da içeridekiler yedi mi, hesabı ödedi mi, kalkıyorlar mı? Diye bakınarak 45 dakikayı deviriyor ve iskenderimize ulaşıyoruz. Kısa gezimizin sonuna geldik ve geri dönüş yoluna koyulduk. Dolu dolu bir günün ardından; Bursa’da başka nerelere gidebiliriz diye düşünerek, kendi çapımızda yeni planlar yaparak Bursa’dan ayrıldık.

  • Yabancı | SineGezi

    Kendisine yabancı, çevresine yabancı, annesine yabancı, hayata karşı yabancı ama bir o kadar da içinde her şeyin ... Yabancı - Albert Camus 03.05.2017 | Nesrin Ergün Kendisine yabancı, çevresine yabancı, annesine yabancı, hayata karşı yabancı ama bir o kadar da içinde her şeyin ; aslında biraz romanın kahramanı olan Meursault için uygun olabilir bu yazdıklarımız. İnsanların koyduğu kurallarla, ahlak ile, bağ ile arası olmayan, kavramlarla, isimlendirmelerle arası barışamamış biri o, çoğu insanın düz bir adam o diye tabir ettiği biri belki de. Herkesin her şeye çok fazla değer atfettiği, hayatı çok fazla ciddiye aldığı ve her şeyden anlam çıkarmaya çalıştığı bir yerde bütün her şeyi bir kenara bırakıp olanları olmuyormuş gibi göstermeyi başaran bir kitap Yabancı. Albert Camus hayat ile insan ile nasıl başa çıkması gerektiğini o kadar iyi biliyor ki veya bilmese bile o kadar iyi işin içinden çıkıyor ve içten içe alay ediyor ki tüm bu olanlara yazdıklarına hayran kalmaktan ve durup okumaktan başka bir şey gelmiyor insanın elinden. Belki durup basitleştirmek gerekiyor romanın kahramanı Meursault gibi " herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir" demesini bilmeli belki de. Kitap öyle güzel başlıyor ki bilmiyorum diyor ama bilinmezlik bizler tarafından toplum tarafından kabul görmeyen bir kalıp bunu düşünmüyor Meursault. Bilmiyor, aldırmıyor, kabulleniyor belki de inanın ben de bilmiyorum tam olarak ne düşünüyor. Hepimiz yabancı hissederiz belki de yaşadığımız yere ama bunu sesli bir şekilde söyleyemeyiz çünkü hoşa gitmez bu romanda da var sanırım bu kadar yabancının ciddi tavırları arasında ciddi olamamak. Yabancı benim için sorgulatıcı cümleleri ve düşündürücü paragrafları ile Camus kitapları arasında okunması gereken ilk kitap diyebilirim. Keyifli okumalar :) Paylaş

  • Cunda - Ayvalık | Sinegezi

    Uzun zamandır bir Cunda planı aklımdaydı. Ancak yaz aylarında çok kalabalık olduğunu duyduğumdan, Cunda planını sonbahara ertelemiştim... Cunda - Ayvalık Gezi Rehberi 21.10.17 | Gonca Kaya Paylaş Uzun zamandır bir Cunda planı aklımdaydı. Ancak yaz aylarında çok kalabalık olduğunu duyduğumdan, Cunda planını sonbahara ertelemiştim. Yalnız itiraf etmeliyim ki biraz fazla ertelemişim. Bir tık daha sıcak ve kalabalık olsaydı, herhalde tadından yenmezdi. Buradan da anlaşıldığı üzere Cunda’yı çok sevdim. Sakinliği, kendine has havası ve samimiliği ile kalbimizi fethetti. Cunda’ya nasıl gidilir? Aslında Cunda Alibey adası olarak da biliniyor ve kendisi, Ayvalık koyunda yer alan irili ufaklı 22 adadan birisi oluyor. Bu adalardan sadece Cunda’da yerleşim varmış. Gel gelelim yolculuğun başlangıcına; Cunda’ya giderken biz vakit kaybetmemek açısından uçak ile ulaşımı tercih ettik. Açıkçası araba ile gidilse de aşağı yukarı aynı zaman dilimine denk gelir. Tabi feribot kullanırsanız. Bunu da belirtelim. Cunda’ya uçakla gitmek isterseniz; Edremit hava alananına gidip, oradan 2 vesaitle adaya ulaşabilirsiniz. Körfez birlik otobüsleri Ayvalık merkeze kadar gidiyor. Oradan da bir minibüse atladınız mı verelini Cunda :) Havalimanından araba kiralamak veya transferle gitmekte diğer seçeneklerden olabilir. Ayvalık’tan Cunda’ya giderken 2 köprü geçiyorsunuz. Hatta bir tanesi Türkiye'nin ilk boğaz köprüsüymüş. Tabela ile de bunu belirtmişler.( İstanbul'daki köprüleri düşününce çok samimi geldi bu köprü ) Cunda’ya giden iki yol var bu arada eski ve yeni yol minibüsler eski yolu kullanıyorlar. Bu iki yolu halka gibi düşünürsek Cunda tam ortada kalıyor. Peki Cunda’da gezilip görülecek yerlere gelelim; Cunda Bi Gezdik Geldik Kısmı: Baştan söyleyelim gezimizi sonbaharda yapmış olduğumuzdan bu kısım Cunda plajlarını içermemektedir. Cunda’yı gezmek için yarım gün yetiyor. Tabi birbirinden tatlı cafeler ve sokaklarda fotoğraf çekme ve çekilme işi devreye girdiğinde yarım gün tüm günü bulabilir. Her köşe kendine has ve güzel. Gezmeli kısmının ilk durağı eskiden Metropol Kilisesi olan Rahmi Koç müzesi. Rahmi Koç Müzesi 1873 yılında inşa edilen Kilise, Taksiryarhis’e yani Baş Koruyucu Melekler Cebrail ve Mikail atfedilmiş. 2011 yılında Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür vakfına tahsis edilmiş ve 2014 yılında ziyarete açılmış. Biz gezerken keyif aldık mutlaka gidin deriz. Ziyaret için Gün ve Saatler: 1 Ekim - 31 Mart 10:00 - 17:00 1 Nisan - 30 Eylül 10:00 - 19:00 Pazartesi günleri kapalılarmış. Öğrenci: 2TL Tam: 5TL Agios Yannis Kilisesi/ Sevim ve Necdet Kitaplığı Baştan söyleyelim Agios Yannis Kilisesi, Aşıklar Tepesi, Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı hepsi aynı yerde bulunmakta. Konuya açıklık getirmek gerekirse bu yapını dünü Agios Yannis Kilisesi, bugünü ise Sevim ve Necdet Kütüphanesi. Sevim ve Necdet Kent Kütüphanesi oğulları Muhtar Kent’in babasından kalan kitapları bağışlamasıyla zenginleştirilmiş. Çok büyük bir kitaplık değil ancak insanın araştırma yapmak isteyeceği bir kitaplık olduğunu söyleyebilirim. Kütüphane ve Kafesi yaz-kış her gün 09:30 ve 17:30 saatleri arasında açık. Girişler de ücretsiz. Nostalji Cafe Manzarasıyla insanı etkilemeyi başaran kafede bir şeyler içmeden buradan ayrılmayın derim. Huzur var manzarada fazla fazla :) Tarihi Yeldeğirmeni Nostalji kafede churchilllerimizi yudumlarken, bize oldukça yakın görünen Tarihi Yeldeğirmenini sıradaki rotamız olarak hemen gözümüze kestirdik. Sandığımız kadar yakın olmasa da, yakın denilecek bir mesafede. Gezilecek yerler sınırlı olunca yeme ve içme meselesi daha bir gündeme geliyor. Yani Cunda’nın küçük olduğuna bakmayın. Sayısız mekan ziyaretinizi bekliyor. Taş Kahve Sanırım en merak ettiğimiz yerdi. Şuradan anlayın Cunda’ya ayakbasar basmaz Taş Kahve’nin yolunu tuttuk. Kahvaltı için çok zengin bir menü yok ancak bizim gibi omlet menemen neyimize yetmiyor ki deyip, Taş Kahve’de kahvaltı yapabilirsiniz. Sonra da kahvenizi söyleyip denize karşı kurulursunuz. (Beni biri ışınlasıın) Cook Point Kahvaltı için önerebileceğimiz bir mekan. Çeşitleri bol, sunumları güzel ve mekan da çok sevimli eee daha ne olsun biz sevdik, tavsiye de ederiz. Karadeniz Pastanesi Pastanenin bulunduğu sokak Cunda’nın en tatlı sokağı olabilir. Mekanın tatlığının yanına kurabiyelerin ve Lor tatlısının lezzeti eklenince olaylar boyut değiştiriyor ve öğlen yemeği faslını kurabiye ve tatlı ile kapatıyoruz. Lokma İmparatoru Herhalde şanını duymayan kalmamıştır. Bizzat hamurun yapılışı hariç tüm aşamalarını izledik. Çok zahmetli bir iş ve çok leziz görünüyor. Yalnız görünüşü sizi bizim gibi porsiyonu bol tutma yanlışına götürmesin efenim. Zira bu güzel lokmaları ziyan etmek istemezsiniz. Abartmıyorum en küçük boyu 3 kişi yetecek bollukta. Cunda Körfez Restorant Aslında başka planlarımız vardı. Heep adanın akşam serin olması hem gitmeyi planladığımız mekanda kimseciklerin olmaması bizi Cunda Körfez Restorana sürükledi. Gördüğümüz en dolu mekanlardandı. Hizmet çok iyiydi. Porsiyonlar oldukça doyurucuydu. Tat olarak çok farklı değildi ancak bizim keyifli bir akşam geçirmemizi sağladı. İkram ettikleri Lor tatlısı da pek bir hoştu. <3 Cunda’da gitmeyi istediğimiz başka yerler de vardı tabi. Mesela; Lal Girit Mutfağı Ayna Son Vapur Bay Nihat Vino Şarap Evi Orman Coffee / Cocktail Dondurmacı Celal Sade Coffe & Tea Artisan Liste uzar gider.. Son olarak Cunda temalı hediyelik eşyalarda alıp, Cunda turumuzu noktalıyoruz. Ama bitmiyor daha Ayvalık var diyerek Ayvalık’a geçiyoruz. Ayvalık rotamız aslında kısa ve net Şeytan Sofrasında gün batırılacak; Güler Pastanesinde Lor tatlısı yenilecek, Tostçular Çarşına gidip, esnafın daveti karşısında panik yapıp gördüğümüz ilk tostçuda tost yenilecek ve ya bir kilise varmış adıda Taksiryarhis’miş deyip kiliseye gidilecek. Ve güzel Ayvalık’a veda edilecek. Kısa da olsa gezimiz ne iyi etmişiz gelmekle dedik. İyi gezmeler,

  • Gizli Güzellik | SineGezi

    Will Smith, Gizli Güzellik filminde hırslı, dinamik ve karizmatik bir reklam yöneticisi olan Howard olarak karşımıza çıkıyor... Gizli Güzellik (Collateral Beauty) - 2016 25.12.2016 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 6/10 Tür : Dram Süre : 97 dk Yönetmen : David Frankel Oyuncular : Will Smith , Kate Winslet , Keira Knightley Senaryo : Allan Loeb Will Smith, Gizli Güzellik filminde hırslı, dinamik ve karizmatik bir reklam yöneticisi olan Howard olarak karşımıza çıkıyor. Howard yaşadığı trajik olay sonrasında onu tanımlamak için sıralamış olduğum tüm özellikleri kaybediyor ve hayattan zevk almayan, kendisini ailesinden arkadaşlarından soyutlayan ve hatta neden yaşadığını sorgulayan bir insana dönüşüyor. Howard’ın bu halini gören yakın arkadaşları aynı zamanda iş ortakları hem Howard’ı düşündüklerinden hemde şirketlerini düşündüklerinden kolları sıvayıp çözüm aramaya başlıyorlar. Bu arada Howard’ın yakın arkadaşlarını da birbirinde ünlü isimler canlandırmakta; Kate Winslet, Edward Norton ve Michael Pena. Bu 3 lü Howard’ı izlemesi için tuttukları dedektif sayesinde Howard’ın ölüm, zaman ve aşka terapi amaçlı mektup yazdığını öğrenirler ve sonrasında asıl hikaye başlamış olur seyirci için. Ölüm, zaman ve aşk üçlüsü beden bulmuş şekilde Howard’ın karşısına çıkar. Yazdıkları için Howard’ı sorgularlar. Film bu süreçte Howard gibi izleyiciye de bu kavramları sorgulatmakta. İnsan yaşadıkları sebebiyle yönünü kaybedebilir. Önemli olan tekrar bulmasıdır. Filmde de Howard’ın can bulmuş ölüm, zaman ve aşk üçlüsü sayesinde yönünü tekrar bulması ve gizli güzelliği keşfetmesini izliyoruz. Her yaşam başlı başına bir hikayedir. Her hikayede de ayrı bir güzellik vardır. Filmdeki gizli güzelllik kavramı da bana göre kimi zaman yaşadığın andır, kimi zaman hissettiğin sevgidir, kimi zamanda özlemdir, ölümdür, kaybediştir, kavuşacağını bilmektir. Film klasik konuları ele alsa da, oyuncular ve yorumlayış açısından ortalamanın üzerinde, izlemeye değer bir film. İyi seyirler dilerim :)

  • Lviv Yeme İçme Rehberi | SineGezi

    Lviv Yeme İçme Rehberi 30.01.2019 | Gonca Kaya Paylaş Gittiğimiz çoğu kafe ve restorant merkeze yakın yerlerde kolaylıkla bulunabilecek yerlerdi. Şimdiden bol yemeli bir geziye hazırlayın kendinizi :) Gittiğimiz yerlerden kısa kısa bahsedelim; Cukor Kahvaltısı ve burgeri ile meşhur olan yeri kahvaltı için tercih ettik. Porsiyonları oldukça doyurucu hatta siyah çay söylerseniz bayağı demlikte geliyor. Tek bir demlik 2 kişi için yeterli olacaktır. Baczewski Restourant Madem yazıya günün en sevdiğimiz öğünü olan kahvaltıdan başladık. Kahvaltıdan devam edelim. Gitmeden araştırma yaparken hemen hemen sayfada karşılaştığımız Baczewski'ye biz de gitmesek olmazdı. Sabah 9:00 ve 11:00 arasında verilen şampanyalı, piyanolu kahvaltı için erken gitmezseniz sıra beklemeniz gerekebiliyor. Sanırım tek sıra beklediğimiz yer burasıydı. Açık büfeden lezzet konusunda bir Türk kahvaltısı beklentiniz olmasın ancak çeşit ve lezzet olarak gayet iyiydi. 150 grivna ücret ödeyerek, açık büfe kahvaltıdan faydalanabiliyorsunuz. Lviv Coffee Manufacture Oldukça turistik bir yer olan Lviv Coffee Manufacture hem kahve, hediyelik alabileceğiniz hem de kafesinde oturup kahve ve tatlılarını tadabileceğiniz bir mekan. Kafe bölümüne geçmeden yer altını gezebilirsiniz. Girişte size baretler veriliyor, oturma yerlerinin de olduğu bölüm ilgi çekici. Kafe bölümünden bahsetmek gerekirse biz Lviv usulü cappucino ve kahve denedik. Kahvesi likor ve limon eşliğinde sunuluyor. Türk kahvesinden biraz daha yumuşak, bizce bir şans verilebilir.Kahvenizin yanına Napolyon pastasından söylemeyi unutmayınız. Kahve içebileceğiniz bir kaç yer daha önermek isteriz. Hemen otelimizin orada bulunan Black Honey, Snikerslı kahvesi ile ünlü Urban cafe, Lviv El Yapımı Çikolata Burası hem çikolatanın imal edildiği, hem satıldığı hem de sunulduğu 4 katlı sevimli bir atölye. İlk katta küçük bir kafesi var. Diğer 2 katta çikolata satışı yapılıyor. Aynı zamanda çikolata yapan ustaları da izleme fırsatınız olabiliyor. En üst katta bulunan kafesinde çikolata, tatlı ve kahve seçeneklerinin olduğu menüleri bulunuyor. Sowa Cafe Waffle yemek isterseniz, test ettik ve beğendik Tercih edebilirsiniz. Celentano Pizzeria Çok merkezi bir yerde olan pizzacı, küçük bir mekan gibi görülse de içerisi bayağı büyük. Dekorasyonu da oldukça güzel hatta dekorasyonu ne kadar sevdiysek, pizzamızın fotoğrafını çekmeyi unutmuşuz. Pizzaları merak edenler için; pizzaları da standart pizza lezzetinin bir tık üzerindeydi. Biz memnun kaldık. Centuar Cafe Rynok meydanında bulunan kafe menü olarak oldukça zengin, biz burada yerel tadlardan olan Varenyky (Mantı) ve Derucy(Patatesli Pancake) ve lokal biralarından denedik. Fiyatlar bizim para birimimize göre makuldü. Lavantalı kahvesi ve kuruvasanlarının da güzel olduğunu duyduk. Atlas Cafe Centuar kafenin çok yakınında yer alan cafenin dekorasyonu bizim hoşumuza gitti. Burada mantar çorbası denedik. Biraz tuzlu bulduğumuzu itiraf edebiliriz. Mons Pius Ermeni sokağında bulunan restorant, Lviv'de et yiyebileceğiniz meşhur restorantlardan, ancak menüsü ile ilgili bir ayrıntıyı paylaşalım. Et fiyatları ise 100gr olarak yazılmış. Ancak steak söylediyseniz; 100 gr olarak servis edilmiyor. İçeceklerin fiyatı ml olarak yazılmış. 3 katı ücrette hesap gelirse şaşırmayınız. Sipariş verdikten sonra el yapımı ekmekten isteyip, istemediğinizi sorabilirler, bu tuzağa düşmeyin, bir numarası yok, bunu onlara da söyledik bayağı şaşırdılar. Meat and Justice Konsept bir restorant olan Meat and Justice'da hesaplar satır ile kesilmekte. Bu tip konseptleri seviyorsanız, lezzetli etler tadabileceğiniz restorantı tercih edebilirsiniz. Champagneria X&X Şampanyalarıyla ünlü mekanda gürcü pidesi ve hot dog da tercih edilen yemeklerden. Beer Theather Akşam keyifli vakit geçirebileceğiniz, kendi üretimleri olan biralarıyla meşhur mekana mutlaka uğramalısınız. Gezimizin bol yemeli içmeli olduğunu yazımızdan da anlayabilirsiniz. Biz porsiyonları bölüşüp, daha çok lezzet tatmaktan yanayız. Ona rağmen gidemediğimiz yerler de oldu. Bir daha ki sefere diyelim. :)

  • Sil Baştan | SineGezi

    Sevdiğini unutmak ve nedenleri karşısında tekrardan tarafsız kalmak üzerine.. ​ Sil Baştan, Oscar kazanmış 2004 yapımı film. Yönetmenliğini Michel Gondry'nin.. Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) - 2004 27.12.2016 | İrem Ceyda Boztepe Paylaş IMDb : 8,3/10 Beyaz Perde : 4,5/5 Tür : Drama, Romantik Süre : 108 dk Yönetmen : Michel Gondry Oyuncular : Jim carrey, Kate Winslet, Mark Ruffalo, Kristen Dunst Senaryo : Michel Gondry, Charlie Kaufman ve Pierre Bismuth Sevdiğini unutmak ve nedenleri karşısında tekrardan tarafsız kalmak üzerine.. Sil Baştan, Oscar kazanmış 2004 yapımı film. Yönetmenliğini Michel Gondry'nin üstlenmiştir. Senaryosunu Michel Gondry, Charlie Kaufman ve Pierre Bismuth birlikte yazmıştır. Kaufman ve Bismuth En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü'nü kazanmıştır. 2yıl boyunca beraber olduğu sevgilisinden oldukça şaşırtıcı bir haber alan Joel Barish, bir teknolojik deneye katılan sevgilisine ilişkilerini tamamen hafızasından silinmeden hatırlatmaya çalışmaktadır. Yani Barish’in kim olduğunu bile hatırlamamaktadır. Bu gelişme üzerine küplere binen adam, aynı prosedürü kendi üzerinde de gerçekleştirmek ister. Film, adamın hafızası silinirken, yaşanılan ilişkiyi gözler önüne serer. Adam da bir kez daha oldukça iyi başlayan ve sonradan tadı kaçan ilişkiyi izler. Fakat zaman geçtikçe ve sıra yaşanılan güzel şeylere gelince, üzerindeki müdehaleyi durdurmak ister. Çünkü pişman olmuştur. Sevgilinizi, onunla yaşadığınız anıları kafanızdan sildirmeniz mümkün olsaydı, onu yine de unutabilir miydiniz sorusunu soran bir filmdir. Sevgilisinden ayrılan her insanın "ah keşke zihnime bi format çekebilsem" lafının ne kadar boş ve de anlamsız olduğunu söyleyen süper ötesi bir film. Belki bu orjinal bir fikir olabilir ama acı ve tatlısıyla bu hayata "benim hayatım" diyebiliyoruz. bolca acılar yaşıyoruz, aşk kırıklıkları da üzerine tuz biber ekiyor. Eğer tüm bunları silme gibi bir şansımız olsaydı, hayatımızdaki aşkları, kırgınlıkları, mutsuzlukları silebilseydik geriye ne kalırdı? Belki acı çekmez unutursak eğer mutlu olabilirdik düşüncesi hepimizde var. Ama o zaman güzel anlardan "ondan" eser kalır mıydı geriye? 1-2 mutlu anıdan mı ibaret olacaktı yani "o"? Diyende var. acılarımı seviyorum, ben onlarla öğrendim hayatı ve onlarla varım diyebilmeliyiz. Eğer acı çekilmezse mutlulukların kıymeti bilinmez zaten. İyi seyirler..

bottom of page