top of page

Boş arama ile 98 sonuç bulundu

  • Kırmızı Pazartesi | SineGezi

    Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi’nin baş kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2... Kırmızı Pazartesi - Gabriel García Márquez 22.08.2017 | Gonca Kaya Paylaş Öncelikle daha önce olay örgüsünün tersten anlatıldığı çok fazla kitap okumadığımı ve sonu belli olan bir kitabın nasıl olur da bu kadar merak uyandırdığına şaşırdığımı söyleyebilirim. Tabi bence burada yazarın dili akıcı ve usta bir şekilde kullanmış olmasının da payı büyük. Çeviri olmasına rağmen bunu hissedebiliyorsunuz. Gabriel García Márquez’ in 1981 ’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi ’nin baş kahramanı Santiago Nasar ’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2 dakika olmadan gün yüzüne çıkıyor. Bu sebepten bahsetmekten çekinmiyorum. Yazar olayı Santiago Nasar’ın arkadaşı tarafından anlatılıyormuş gibi kurgulamış. Aslında gerçek bir olaydan esinlenerek yazılan hikaye toplumun bazı dayatılmışlıklar karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Santiago Nasar bir namus cinayetine kurban gidiyor. Üstelik hiç bir kanıt yokken ve işin ilginç yanı tüm kasaba Santiago’nun öldürüleceğini duyuyor ama nasıl oluyorsa ya engelleyemiyor yada engellemiyorlar. Kitap gerçek bir hikayeden alınmış olduğu için bazı belirsizliklerle son bulmasına karşın; baştan sona okuyucudaki merak duygusunu öldürmüyor. Yazarın ustalık eseri diyebileceğimiz romanı hakkındaki görüşü de bizim ki ile benzer: “Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi öz yaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum. ” Keyifli okumalar

  • Kaş | SineGezi

    Dolu dolu geçen bir tatil, doğal, el değmemiş güzelliğiyle kendisine hayran bırakan, yeniden gitmek için şimdiden plan yapılan yer... Hadi Hepimiz Kaş'a Yerleşiyoruz 15.08.2015 | Gonca Kaya Paylaş Dolu dolu geçen bir tatil, doğal, el değmemiş güzelliğiyle kendisine hayran bırakan, yeniden gitmek için şimdiden plan yapılan yer, işte bütün bu tanımların karşılığı benim için KAŞ oldu bu yaz. Nasıl gidilir? Öncelikle Kaş’a nasıl gidilebileceğinden bahsetmek istiyorum. İstanbul’dan hava yoluyla Antalya’ya gelinebilir daha sonrasında Antalya’dan dilerseniz belediye otobüsüyle dilerseniz Havataş ile otogara gidilebilir. Otogardan Kaş’a giden direkt arabaları kullanabilirsiniz. Kaş’a varmadan çeşitli yerlere uğradığı, yolcu alıp, bıraktığı için yolculuk bir uzun sürüyor (4 saat kadar). Tabi yolculuğun uzun sürmesinin diğer bir sebebi de yolların virajlı olması. Başka bir alternatif de Dalaman Havalimanından Kaş’a gelmek. Sanırım direkt araba yok ancak Fethiye’ye geçip oradan gelinebilir. Daha kısa sürdüğünü söyleyebilirim. Bütün bu seçenekleri boşverip kendi arabanızla gelmekte güzel ve akıllıca bir seçenek olabilir tabi. :) Nerede kalınır? Kalınacak yer olarak biz Küçükçakıl’daki Phellos Otel’de kaldık. Otel temiz ve güzeldi ancak biraz eskiydi. Kaş’taki oteller Antalya’dakilere göre daha küçük. Ayrıca her şey dahil olayı yok, böylece dışarı çıktığınızda bir şey kaçıracakmışsınız hisside yok. Zaten Kaş gidip otele tıkılıp kalınacak bir yer değil, keşfetmeniz gereken birçok yer, katılabileceğiniz birçok aktivite ve güzel lezzetler tadabileceğiniz birçok restoranın olduğu bir yer. Kahvaltınızı yapın ve hemen günü değerlendirmek için pansiyonunuzdan ya da otelinizden ayrılın bence. Hava sıcaklığı nasıl oluyor? Önemli birde ayrıntı var. Kaş kesinlikle Antalya kadar sıcak değil. Zaten orda yaşayan insanlarda Kaş’ın ikliminin daha serin olduğunu söylüyorlar. Denize Girmek için nereler tercih edilmeli? Deniz’i de çok başka. Daha önce bu kadar berrak bir denizde yüzdüğümü hatırlamıyorum, nereye gitsem hayran kaldım. Denize girmek için gidilecek yerlerden bahsedecek olursam hemen Küçük Çakıl'ın orada Derya ve Çınarlar Beach var. Taşlık üzerine kurulmuşlar burada merdivenden denize girebiliyorsunuz. Oldukça güzel bir yer, diğer güzel yanı giriş ücretinin olmaması. Aslında Kaş’ta çoğu yerde giriş ücreti yok. Yalnız bir şeyler yemeniz içmeniz gerekiyor. Küçük bir parantez; Derya Beach’teki pizzalar gerçekten çok iyiydiler. Bu beaclerden hemen yakınında Küçük Çakıl Plajı ve Büyük Çakıl Plajı yer alıyor. Biz Derya’ya gidip memnun kalanlardanız. Ta ki Limanağzı’ndaki plajları keşfedene kadar. Limanağzına en son 60 TL karşılığında gidebiliyordunuz, herhangi bir saat yok gidiş için istediğiniz zaman gidebilirsiniz. Dönüş en son 19’da oluyor ve dönüşte herhangi bir ücret ödemiyorsunuz. Limanağzı’nda 3 tane tesis var. Nuri’s Beach, Bilal’in Yeri ve Delosh hepsi güzel tesisler. Bu tesilere de giriş için ücret ödemiyorsunuz. Üstelik çokta ilgililer hemen size yardımcı oluyorlar. Bu arada gün içinde bir birine çok yakın olan tesislerden bir başkasına geçebilirsiniz. Bu tesislerin diğer bir ortak yanı da bol karetta karettaların olması. Hiç bu kadar karetta karettayı bir arada görmemiştim. Sanırım yumurtlama dönemlerine denk gelmişsiz, o yüzden de sayıları daha da bir artmış. Balıklardan bile korkan ben karettalarla yüzerken biraz zorlandım açıkçası ama itiraf edeyim bazı gördüklerim çok tatlı ve küçüktü ama boyutu bir insan kadar olanlar da vardı işte onları çok tatlı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Diğer güzel bir plaj da dilerseniz merkezden kalkan minibüslerle, taksiyle ya da kendi aracınızla da gidebileceğiniz Hidayet’in Koyu. Denizi inanılmaz berrak gözlükle daldığınızda çok başka bir dünyada gibi hissediyorsunuz. Kayalar, balıklar ve karetta karettalar hepsi rahatlıkla görülebiliyor. Böyle bir denizde yüzmekte ayrı bir keyifli oluyor. Hidayet’in Koyunun tek kötü yanı Kaş’ın genel yapısından farklı olması çok gürültülü, benim şahsi fikrim öyle doğal bir denize sakin bir tesis daha güzel olurdu. Elbetteki deniz, plaj alternatifleri bu kadar değil. Kaputaş Plaji ve Patara’da gidilip görülmeli. Dilerseniz kendiniz gidebilirsiniz ya da bizim gibi safari turlarına katılıp Patara-Saklı Kent- Gizlikent Şelalesi ve son olarak Kaputaş’a gidebilirsiniz aynı gün içerisinde. Bu listedekilerin birini seç ya da çıkar deseniz inanın ki böyle bir seçim yapamam hepsi ayrı güzel yerlerdi. Safari Turu Safari turunu açık araçlarla yapıyorlar. Rüzgar biraz sizi zorlayabilir ama eğlenceli olduğunu da ilave edeyim. Biz tura Latebreak Tur aracılığıyla gittik, çokta memnun kaldık. İlk durak olarak Patara’ya gittik. Kaputaş daha yakınken ilk buraya gitmemizin sebebi akşam olduğunda bu plaja ışık verilmemesi. Bunun nedeni de sevgili karettalarımız ay ışını izleyerek denize ulaşıyorlar eğer başka bir ışık olursa yönlerini şaşırabiliyorlar ve denize ulaşamadıklarından ölüyorlarmış. Karetta karettalar karada yaşayamıyorlar ancak yumurtalarını karaya bırakıyorlar ve çoğu yavru ne yazık ki denize ulaşamadan ölüyormuş. Bir de Patara’da gece sadece sevimli karetta karettalarımız olmuyormuş, yengeçlerde onlara eşlik ediyorlarmış. Ayrıca Patara Akdeniz’in en uzun plajı 18 km lik bir uzunluğa sahip. Kumu da çok ince hatta çölde geçen Türk filmleri de burada çekiliyormuş. Dünya’nın en ünlü antik kentlerinden birisini de bünyesinde barındırıyor Patara (Apollon Tapınağı). Tapınak, anfitiyatro, hamamlar ve ocaklar belirgin şekilde görülebiliyor. Turumuzun ikinci ve en zorlu durağı Saklıkent Kanyonu uzunca bir Kanyon biz ancak 1 km gidebildik. Buz gibi bir su ve taşlar yürümenizi bayağı zorlaştırıyor. Ancak kesinlikle çektiğiniz çileye değiyor. Muhteşem bir doğallık var. Saklıkent yakınlarında birçok yemek yiyebileceğiniz tesis de var. Yemek turla giderseniz zaten onlar tarafından belirlenen bir yerde yeniyor size seçenekte sunuyorlar. Turun üçüncü durağı Gizlikent Şelalesi burada da oldukça fazla yürüyorsunuz. En sonunda sizi küçük gürül gürül akan buz gibi bir şelale bekliyor. Suyun altına girmek zor dayak yemiş gibi oluyorsunuz. Söyle bir kıyıdan köşeden girseniz de olur bence. Kendinizi yenilenmiş ve ferahlamış hissediyorsunuz. Harika bir yer. Turun son durağı Kalkan ve Kaş arasında yer alan Kaputaş Plajı. 190 basamak inerek plaja ulaşabiliyorsunuz. Denizi ilk gördüğümde renginin göz yanılması falan olduğunu düşündüm ancak öyle değil yakından bakınca da kartpostala bakıyormuşsunuz hissi değişmiyor. Çok çok güzel anlatıldığı kadar var. Bolca yüzdükten sonra ayrılık vakti geliyor 190 basamağı gerisin geri çıkıyoruz. Tam giderken Kaputaş manzarasında karpuz ikramı da turumuzun bonusu oluyor. Tekne Turu Günlerimizi dolu dolu geçirmek istediğimizden her gün farklı bir yere gittik. Diğer bir aktivitemiz tekne turu oldu. Ona da Latebreak Tur aracılığıyla katıldık. Tekneler tura Üçağız köyünden başlıyorlar. Burası gidilecek koylara daha yakın olduğundan ve yüzmeye daha çok vakit kalması açısından tercih ediliyor. Yarım saat kadar karayoluyla gidiliyor. Tekne turu sayesinde bir çok güzel Koy’a gidip yüzme şansı bulabiliyorsunuz. Akvaryum Koyu, Tersane Koyu, Batık Şehir, Esmeralda Koyu, Korsan mağarası, Gökkaya koyu, Burç koyu son olaraktan Simena’ya gidiliyor. Bu koylarda Likyalılara ait birçok eser var. Kayık şeklindeki Likya mezarlarını görebiliyorsunuz. Likyalılar ölümden sonrada yaşama inanan bir ırk ve bu sebeple eşyalarıyla gömülüyorlar. Ancak gerçek hayatta insanlar bu inanca saygı duyamayacak kadar maddiyat düşkünü olduklarından İtalyan korsanlar bu mezarların her birini yağmalamışlar. Diğer yandan şehrin çoğu bölgesi sular altında kalmış. Surları suyun altından görebiliyorsunuz. İlaveten Likyalılara ait kalıntıları görebiliyorsunuz. Korsan Mağarası da turun dikkat çeken manzaralarından bir tanesi, mağaranın içine tam giremiyorsunuz ancak tekneler bayağı yanaşıyorlar içeriyi biraz olsun görebilmeniz için. Simena ise inanılmaz güzel bir yer. Burada manzarayı görebileceğiniz bir kale var ancak o kadar yürümek istemezseniz Rahmi Koç İlköğretim Okulunun manzarasının da kaleden görebileceğiniz manzaradan aşağı kalır yanı yok. Bu ilkokulun ilginç bir yanı var, oda sadece 4 kişiye eğitim veriliyor olması. Simena’ya karayoluyla gidilemiyor ancak burada konaklamak mümkün pansiyonlar sayesinde. Bir de oldukçada turistik eşya satan yer var. Sonuç olarak bize yeni yerler görme, şahane koylarda yüzme fırsatını sunan tekne turundan çok keyif aldığımızı söyleyebilirim. Kaş’ta görülmesi gereken diğer bir yer de Antiphelos Anfitiyatrosu merkeze oldukça yakın yürüyerek rahatlıkla gidebilirsiniz. Manzarası gerçekten büyüleyici, Likyalılara ait bir eser. O kadar güzel bir yerdeki anfitiyatro hem güneşin batışını hem de denizin duruluğunu keyifle izleyebilirsiniz. Çekebileceğiniz güzel fotoğraflardan bahsetmiyorum bile. :) Mesela biz bir otelin müşterilerine yaptığı jeste denk geldik. Kesinlikle işlerini biliyorlar. Tebrik ettik ;) Birazda hangi restoranlara gidilebilir ondan bahsedelim Öncelikle söylemeliyim ki seçeneğiniz çok bol. Bi’ Lokma Bol meze tatmak istiyorum diyorsanız Bi’ Lokma’nın meze tabağı bir harika tabi Anne böreğini de es geçmeyelim. Bahçe Balık Rakı, balık ve ahtapot diyorsanız Bahçe Balık. Zaika Zaika da et yemeği sevenler için harika bir yer hatta sevmeyenler de gidebilir hem lezzetler hem ortam çok güzel. Ayrıtılar için tıklayabilirsiniz :) Bella Vita İtalyan yemeklerini çok severim diyorsanız da Bella Vita var hemen meydanda, evet yemekler güzeldi ama tiramisunun başarısını da ayrıca bir vurgulamakta fayda var. Böyle restorantların yanı sıra atıştırmalık bir şeyler yiyebileceğiniz çay bahçeleri de mevcut. Kısacası her isteğe hitap eden mekanlar var. Biraz da Eğlenelim Eğlence için Echo Bar güzel bir seçenek, ahırdan bozma ilgi çekici bir yer. Ayı İstanbul’da da oldukça bilinen bir yer ve Kaş’ta inanılmaz bir alanda açılmış, çok büyük ve tam liman manzarasını görüyor. Voyn Terasta çok güzel bir yer, kokteylde de oldukça idealılarmış. İlgi alakada çok iyi daha ne diyelim. Bir de güneşi batırmak için Dejavu da tavsiye edilen yerlerden. Sanırım Kaş’a dair bütün yapılması gerekenleri listeledim. Umarım hep bıraktığım gibi kalır Kaş geliştirme, kalkındırma başlığı altında aynılaştırma çalışmalarından uzak olarak… Bizce İlginizi Çekebilir... Zaika Babadağ'ı Aşta Gel

  • Doğa Harikası, Kültür Şehri: Trabzon | SineGezi

    Bir çok imparatorluğu bünyesinde barındıran Trabzon dolayısıyla hepsinden izler taşıyan 4000 yıllık bir şehir ve gezilecek keşfedilecek birçok yeri var... Sayfa Başı Sümela Manastırı Karaca Mağarası Atatürk Köşkü Trabzon Kalesi Boztepe Uzungöl Doğa Harikası, Kültür Şehri: Trabzon 15.09.2016 | Gonca Kaya Karadeniz bölgesinin Samsun’dan sonra ikinci büyük ili olan Trabzon; karadeniz sahili ve Zigana Dağları arasında yer almaktadır. Biraz geçmişe gidip tarihine bakacak olursak; Trabzon isminin nereden geldiğiyle ilgili çeşitli söylemler var; bunlardan bir tanesi Evliya Çelebi’nin söylemidir. Evliya Çelebi’ye göre Trabzon’un kurucusu şen bir kadın olduğundan bu şehre neşeli kadın anlamına gelen “Tarb-zen” denilmiş, ya da havası ve suyunun güzelliğinden dolayı “Tarb-ı efzun” denilmiş. Bir diğer söylem ise şehre gelen Köroğlu’nun, gücünü göstermek için sikkenin tuğrasını parmağı ile bozduğu için kendisine Tuğra Bozan denildiğinden şehrin adının da ondan kaldığını ve şehre gitgide Trabzon denilmesinden ibaret. Şehrin isminin kökeninin Yunanlardan da geldiği de söylenmekte. Ortada bir hikaye olduğu kesin, hangisi hoşunuza gittiyse ya da inandırıcı geldiyse ona inanbilirsiniz. Araştımacı ruhlular veya bilenler beni de bu konuda aydınlatabilirler tabi :) Paylaş Sümela Manastırı Ayrıntılar için tık :) Bir çok imparatorluğu bünyesinde barındıran Trabzon dolayısıyla hepsinden izler taşıyan 4000 yıllık bir şehir ve gezilecek keşfedilecek birçok yeri var. Hem nefes almak, hem kültürlenmek hem de biraz yorulmanız için bir dolu tavsiyem olacak. Şimdiden keyifli okumalar :) 1.Sümela Manastırı Trabzon’un simgesi haline gelen dağların arasında inşa edilmiş, müthiş bir görsele sahip Sümela Manastırı veya başka bir değişle Meryem Ana ilk ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Sümela Bizans İmparatorluğu zamanında te 300 lü yılların sonunda Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronios isimli iki rahip tarafından kurulduğu düşünülmektedir. Tabi bu kuruluşunda bir hikayesi varmış: iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa ’nın öğrencilerinden Aziz Luka ’nın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem 'in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon'a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve kilisenin temelini atmışlardır (wikipedia.com, 2016). Gelelim gezecekleri ilgilendirecek konulara Sümela’ya ulaşmak için arabanızla belli bir yere gidiyorsunuz ancak sonrasında yaya olarak devam etmeniz gereken tabi ki yokuş yukarı 10-15 dakikalık bir yol var. Sümela ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadan oluşmaktadır. Yapıyı güzelleştiren fresklerinde etkisini atlamamak lazım. Müzenin açılış kapanış saatleri ve giriş ücreti için http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/sumela-manastiri linke tıklayabilirsiniz. Sümela Manastırı 2. Hamsiköy Öncelikle Hamsiköy’ün isminin hamsi balığından gelmediğini söyleyeyim. Gelseydi de çok yadırgamazdım sonuç olarak hamsinin memleketinde gezmekteyiz. 5 köy anlamına gelen Hamseköy gerçektende 5 köye ev sahibeliği yapmaktadır ve zamanla Hamsiköy ismini almıştır. Bizim Hamsiköy sütlacıyla meşhur. Yolunuz düştüyse mutlaka burada sütlaç yiyin hatta biz sütlaç yemek için yolumuzu Hamsiköy’e düşürmüştük. Nerde yiyelim derseniz çok aramayın direkt Osman Usta’nın Sütlaç Yeri’ne yönelin derim. 3. Zigana Hamsiköy’ü ilersin de yer alan Zigana’da et yemenizi de şiddetle tavsiye ediyoruz efenim. Zigana’ya kadar gelmişken Zigana’nın ilersinde Gümüşhane Torul’da yer alan tam bir doğa mucizesi olan Karaca Mağarasına devam etmelisiniz. Dolomitik kireçtaşları içerisinde gelişen karsitik oluşumlarıyla ön plana çıkan Karaca mağarası 1996 yılında açılmıştır. Mağara’nın oluşumu hala devam etmektedir. 1 cm lik dikit ve sarkıtın tam 12 yılda oluştuğu düşünülecek olursa karşımızda aynı zamanda tarih yer almakta. İçerdeki yüksek oksijenden de bahsetmeden geçmeyeyim, dikkat edin çarpmasın. Karaca’nın az bilinen bir hikayesi de var. Karaca mağarasının broşüründen okuduğum hikayeyi paylaşıyorum: Ailelerinin birlikte olmalarına müsade etmediği iki genç biri Hristiyan diğeri Müslüman... En güçlü duygularda olan aşk Rum güzelyle, garip çobanı bu mağarada buluşturmuş. Aileleri onları kabul edene kadar keşfettikleri bu güzel mekanı kimseye söylememişler ancak aileleride hiç bir zaman onları kabul etmemiş. Bunun üzerine kavuşamayan iki genç, bütün sevgililer için kendilerini feda etmişler. Bu olayın tek tanığının sahibini çok seven çoban köpeği olduğu söylenmektedir. Mağara keşfedildikten sonra dillere destan olmuş bu kara sevdaya hürmeten “Karaca” adını aldığı söylenmekte. Akan su damlalarının da sırt sırta vermiş iki aşığın üzerini kireçle kaplanmasına sebep olduğu ve öylece kaldıkları söylenmekte... Son olarak Gümüşhane’ye gitmişken Gümühane’nin meşhur pestil ve kömesinden satın alabilirsiniz. Karaca Mağarası To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 4. Trabzon Merkez Akıllara İstiklal Caddesini getiren Uzun Sokak gezilecek yerlerden. Trabzon merkezdeki yeme içme yerlerinden biraz bahsedeyim zira ilgi alanıma hitab ediyor. Tarihi Kalkanoğlu Pilavı 1856’dan beridir aynı yerde hizmet veren ve bir pilav ne kadar farklı ve lezzetli olabilir sorularının cevaplarını rahatlıkla alabileceğiniz bir yer. Yalnız belirteyim plavınızı gram hesabı sipariş ediyorsunuz. Pilavın yanında arzuya göre kavurma ve kurufasulye alabilirsiniz. Hoşafıda ihmal etmeyin. Aklınızda bulunsun pilav biterse meşhur pilavı tadamadan dönebilirsiniz, bunun için planınızı ona göre yapın derim. Yani akşam 5’ten önce gidin mutlaka. Beton Helva ve Nejla’nın Laz böreği de es geçilmemesi gereken lezzetlerden. Gezinizi bizim gibi abartmadan bu güzel lezzetlerle renklendirin derim. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 5. Ayasofya Müzesi Trabzon İmparatorluğu zamanında yaptırılan Ayasofya kilisesinin adı “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir. Trabzon’nun merkezinde bulunan müze görsel açıdan oldukça zengin. Vaktiniz olursa en çok ziyaret edilen yerlenden olan Ayasofya müzesine mutlaka uğrayın derim. Ayrıca Ayasofya Müze Çay Bahçesinin Trabzona özgü lezzetlerden kuymaklı, kayganalı serpme kahvaltısıda oldukça meşhurmuş. Programınıza kahvaltıyı da dahil edebilirsiniz. 6. Atatürk Köşkü Atatürk köşkü mutlaka ama mutlaka görülmeli! Trabzon’a hakim Soğuksu sırtlarında, çam ormanları içinde yer alan köşk, 1980 yılında yazlık olarak yaptırılmıştır. Avrupa ve Batı Rönesans mimarisinin etkilerini taşıyan binada büyük ve gösterişli Avrupa simgeleri kullanılmıştır (kulturvarliklari.gov.tr, 2016). Duvarları Atatürk’ün resimleriyle donatılmış köşkü ziyaret kesinlikle atlanmamalı. Dilerseniz geniş ve ferah bahçesinde bulunan cafede çayınızı veya kahvenizide yudumlayarak hoşça vakit geçirebilirsiniz. Atatürk Köşkü 7.Trabzon Kalesi Trabzon merkezde yer alan kale, şehrin en yüksek bölümünde yer almaktadır. (şehir merkezinin) Eski anıtlardan toplanmış taşlardan yapılmıştır. Yukarı hisar, aşağı ve orta hisar şeklinde ki yapısıyla, deniz seviyesinden şehrin en büyük tepelerine kadar kale devam etmektedir. Aklınızda bulunsun Trabzon kalesi haftaiçi saat 17’ye kadar açık ve kaleyi gezmek için herhangi bir ücret ödemiyorsunuz. Trabzon Kalesi 8. Boztepe Trabzon merkezi gezerken gidilmesi gereken bir diğer güzel yerlerden olan Boztepe yoğun gezi programının ardından dinlenmek için ideal bir yer. Hem Karadeniz hem de Trabzon manzarasına nazır, semaver de çay keyfi de dinlenirken size eşlik edebilir. Özellikle gün batımını seyretmek çok keyifli oluyor belirteyim. Boztepe 9. Çal Mağarası Düzköy İlçesi’nin 5km güneybatısında denizden 1050m yüksekte Çal köy Beldesi içerisinde yer almaktadır. Doğanın mucizelerinden olan Çal mağarasına gitmeden biraz araştırma yaptığımda 2000 yılında açılan bu mağaranın Dünya’nın en uzun ikinci mağarası olduğunu öğrendim. Mağaranın içi oldukça serin, ona göre giyinmenizii tavsiye ederim. Mağara belli bir yerden sonra 2 yola ayrılıyor, bir tarafta mağaranın içinden geçen ve 150 metre yürüyerek ulaşabileceğiniz derenin kaynağı olan baca bölümü bulunuyor. Diğer tarafın ulaşılabilen uzunluğu 400m. Bol oksijenli mağaradaki parkuru gezdikten gidilebilcek en uç noktya gittikten sonra mağaranın güzel kafesşnde dinlenebilirsiniz. Çal mağarası Karaca Mağarasının daha büyüğü ve aynı zamanda daha genci olduğunu söyleyebilirim. Mağara hakkında daha ayrıntılı bilgi için http://www.trabzonkulturturizm.gov.tr/TR,57786/tarihce.html linkine göz atabilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 10. Sera Gölü Akçabat sınırlarında yer almakta, göl heyelan ve aşırı yağış sonucunda oluşmuştur. Vaktiniz olursa uğramanızı tavsiye ederim. Tabi Akçabat’a gelmişken meşhur Akçabat köftesinden yemeden de dönmeyin. Cemil Usta, Nihat Usta ve daha birçok seçeneğiniz var, tercih sizin :) 11. Uzungöl Trabzon’un Çaykara ilçesinde yer alan Uzungöl tartışmasız en turistik yerlerden, konaklayabileceğiniz, yemeğinizi yiyebileceğiniz ve hediyelik eşya satın alıp hoşça vakit geçirebileceğiniz birçok mekanı bünyesinde barındırıyor. Her gittiğimizde Uzungöle gideriz, genellikle göl kenarındaki mekanlarda vakit geçiririz. Bu defa birde tepeden görelim, manzaranın keyfini çıkartalık aynı zamanda güzel bir kahvaltı yapalım dedik. Bayağı bir tepede olan Galo Omad Cafe & Kahvaltı Evi’nin yolunu tuttuk. Kahvaltımız biraz geç geldi ama beklerken ki manzara insanı sinirlenmekten alıkoyuyor. Kahvaltıda beklediğimize deyince pek ses çıkarmadık. Uzungölü tepeden seyretmek, insanda tabloya bakıyormuş hissi uyandırıyor. Mutlaka gidin derim! Uzungöl’e gelmişken biz Rize’ye devam ettik. Eğer Rize’yi gezme planınız varsa sizde bizim gibi bir rota izleyebilirsiniz. Uzungöl To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 12. Yaylalar Trabzon’da birçok yayla var. Şenlik zamanına denk gelirseniz keyifli zaman geçirebilirsiniz. Hıdırnebi Yaylası, Çatma Obası, Düzköy Yaylası, Kadırga Yaylası, Çaykara Sultan Murat Yaylası, Vakfıkebir yaylaları benim duyduklarım. Aynı zamanda memleketim olan Trabzon’da şuana kadar gezdiğim bütün yerlerden bahsettim sanırım. Eminim ki daha birçok yer vardır. Gezmek, nefes almak ve doğaya karışmak için mutlaka ziyaret edin derim. Keyifli okumalar :)

  • İstanbul Burger Rehberi | SineGezi

    Üşenmedik, sırf bu rehberi hazırlamak için; nerede iyi burgerci var araştırdık hatta araştırmakla kalmayıp,  gurmecanlığa soyunup, gittik tattık. Samimi olarak gerçekten beğendiklerimizi de tavsiye verilebilecekler listesine ekledik. Burger Rehberi 06.05.18 | Gonca Kaya Paylaş Üşenmedik, sırf bu rehberi hazırlamak için; nerede iyi burgerci var araştırdık hatta araştırmakla kalmayıp gittik tattık. Samimi olarak gerçekten beğendiklerimizi de tavsiye verilebilecekler listesine ekledik. Kalorileri almaya hazırsanız. . İstanbul’daki en iyi burger önerilerimiz aşağıdadır :) 1. Vitello Steakhouse Listemizde daha önce olmayan Vitello tesadüf eseri yeni tanıştığımız bir lezzet olmasına karşın, listemizde ilk sıraya yerleşecek kadar da iddalı. Eğer insanlar bizim gibi Vitello'nun burgerlerinden tadıp tavsiye etmeden duramıyorsa, çok yakındır yeni şubelerinin açılması. Çok tavsiye ederiz. Adres : Kozyatağı Mahallesi Taç Sk No:28/D 34742 Kadıköy/İstanbul 2. Baltazar Hangi burgeri denersek deneyelim. Ama bi Baltazar değil, yorumunu yaptığımızı söylersek, bizim için yerinin ne kadar ayrı olduğunu anlarsınız. Ayarında sosu, etinin lezzeti ve güzel patatesi ile Baltazar ilk sırada sizlerle efendim. Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa Mahallesi, Kılıç Ali Paşa Mescidi Sk. 12/A, 34425 Beyoğlu/İstanbul 3. Nusret Burger Nusret’te et yiyemiyor isek biz de burger yeriz Havuç Dilim baklavanın da dahil olduğu menü, bayağı şölen gibi. Tavsiye edilir. Adres: Esentepe Mahallesi, Kanyon AVM,, 34394 Şişli/İstanbul 4. Virginia Angus Virginia Angus diğerlerine göre biraz daha ağır. Ancak lezzetine diyecek pek bir lafımız yok. Sevdiklerimiz arasında. Adres: Halaskargazi Mahallesi, Valikonağı Cad..Kuyumcu İrfan Sok. No:8, 34371 Şişli/İstanbul 5. Mini Eatery Kadıköy’de yer alan Mini Eatery küçücük bir mekan ve her daim dolu. Bu sebepten biraz sıra beklemeniz gerekebiliyor ama bu sizi yıldırmasın mini mini hamburgerleri oldukça lezzetli. Duxelle ve Şamburger’in çok beğendiğimizi ancak ev yapımı içeceklerini çok şekerli bulduğumuzu ekleyelim. Adres: Caferağa Mahallesi, C, Moda Cd. No:55, 34710 Kadıköy/İstanbul 6. Akali Bir kaç kişiden duyarak gittiğimiz Akali burger, aslında biraz ıslak hamburger sınıfına giriyor. Etini biraz yağlı bulduk. Ancak yine de tadı oldukça iyiydi. Akalinin diğer bir özelliği burgerinize küçük farklar ödeyerek istediğiniz malzemeyi ilave ettirebilmeniz. Aklınızda bulunsun. Adres: Vişnezade Mahallesi, Dibekçi Sk. No:11, 34357 Beşiktaş/İstanbul 7. Biber Burger Burgerlerinin ismi oldukça yaratıcı olan küçük, şirin bir mekan. İçerikleri okumanın yanında, acı sevmeyenlere sosları sormanızı tavsiye ederim. Adres: Yıldız Mh., Çırağan Cd. No:11, 34349 Beşiktaş/İstanbul 8. Burger Joint Vedat Milor’un da önerdiği burgerciyi önermemek ayıp olur tabi. Etini ve patates kızarmasını oldukça lezzetli bulduğumuzu söyleyebiliriz. Adres: Türkali Mahallesi, Ihlamurdere Cd. No:94, 34357 Beşiktaş/İstanbul 9. Daily Dana Burger Bir kaç şubesi bulunan Daily Dana Burger ortalamanın üzerinde olan burgercilerden. Karar veremeyip 3 çeşit mini burgerin bulunduğu menüden alabilirsiniz. Adres: Caddebostan Mahallesi, Caddebostan Plaj Yolu Sk. No:15, 34728 Kadıköy/İstanbul 10. Smash Food Works Sunumuyla ve tadıyla bizi şaşırtan Smash buger mutlaka denenmesi gerekenlerden. Adres: Caferağa Mahallesi, Muvakkıthane Cd. No:35, 34710 Kadıköy/İstanbul

  • Bay Hiçkimse | SineGezi

    Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür. Keyfin kaçtıkça, kendini mutlu hissedemedikçe hangi filmi izlemek istersin deseler... Bay Hiçkimse (Mr.Nobody) - 2009 26.09.2016 | Nesrin Ergün Paylaş IMDb : 7,9/10 Tür : Dram, Fantastik Süre : 141 dk Yönetmen : Jaco Van Dormael Oyuncular : Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger, Linh Dan Pham Hikaye: Jaco Van Dormael Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür. Keyfin kaçtıkça, kendini mutlu hissedemedikçe hangi filmi izlemek istersin deseler söyleyeceğim filmlerden biri de bu filmdir. Mr.Nobody hayatımda çok önemli bir yere sahip nedense. Film beni öylesine içine çekti ki ne uzunluğu ne de yer yer kafa karıştırması; değil filmden soğumayı filmin daha da hoşuma gitmesini sağladı. Film ele aldığı konu bakımından çok güzel yaptığımız seçimler, karşımıza çıkan olaylar esnasında takındığımız tavırlar ve sonucunda kazandıklarımız, kaybettiklerimiz... Filmde bu çok güzel işlenmiş Nemo hayatında devamlı seçim yapmak zorunda bırakılan bir çocuk. İstese de istemese de seçim yapmak zorunda ve yaptığı seçimlerin sonuçlarına da katlanmak zorunda. Annesi ve babası arasında tercih yapmak zorunda , yaşayacağı yer, seveceği insan, çevresi hepsi yaptığı seçimleri sonucunda şekil alıyor. Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam, ölümsüzlük bulunduktan sonra ölümlü olarak yaşamını sürdürmüş son insan. Ölümü yaklaşırken tek tek yaptığı ve yapmış olduğu (olacağı) tercihler ile hayatının nasıl şekilleneceği filmde gözler önüne seriliyor. İyi seyirler :)

  • Sonbaharda İzmir Turu | SineGezi

    Durdurak bilmeden Selçuk, Efes ve Şirince turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı İzmir'e çevirdik. Şelçuk'tan arabayla çıktık yola bir, bir bucuk saatte azıcık.. Sonbaharda İzmir Turu 05.12.2016 | Hande Samancı Paylaş Durdurak bilmeden Selçuk, Efes ve Şirince turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı İzmir'e çevirdik. Şelçuk'tan arabayla çıktık yola bir, bir bucuk saatte azıcık kaybolarak (navigasyon ve birazda İzmirlilerin yol tariflerinin azizliğine uğrayarak ) Konak'ta bulunan otelimize kavuştuk. Otelimiz biraz esnaf yerinde olsada gayet merkezi bir yerdeydi ve gayet temizdi. Alsancak'a arabayla 10 dakika uzaklığında konumu olan Antikhan Otel'de kaldık. İzmir'de park sıkıntısı yaşandığı için ve şehri daha çok yürüyerek keşfetmek istediğimiz için kiraladığımız arabayı İzmir merkezde teslim ettik. Aklınızda bulunsun Enterprise Rent a Car müşterisine böyle bir imkan sunuyor. İzmir'e geliş saatimiz biraz geç olduğundan geldiğimiz ilk gün sadece Alsancak'a gittik. Alsancak'ın diğer yerlere göre akşam daha hareketli olduğunu söyleyebilirim. Kordon sahili boyunca bir çok kafe, restoran ve pub bulunmakta. Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinde illaki seveceğiniz ve hoşunuza gidecek bir mekan bulmak mümkün. Biz Sardunya Kafe'yi tercih ettik. Garsonların gayet samimi ve çalan müziklerinde gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Bir şeyler içeyim yanında da atıştırayım diyorsanız tercih edebilirsiniz. İzmir'deki ikinci günümüz daha hareketli ve bol bol yürüyüşlü geçti. Güne İzmir’in meşhur Boyozlarından tadarak başladık. Alsancakta bulunan Dostlar Fırını çeşit çeşit Boyozların tadına bakmak için en iyi mekan. Biz sade, tahinli ve pırasalı olanlardan denedik. Her damak tadına uygun çeşitte Boyoz bulmanız mümkün, çok fazla müşteri olduğu içinde fırın sürekli sıcak yani istediğiniz boyozu sıcak sıcak alıp, afiyetle yiyebilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Selçuk ve Efes'te olduğu kadar burada da ziyaret edebileceğiniz bir çok müze bulunmakta. Biz Atatürk Müzesi ve İzmir Arkeoloji Müzesi'ne gidebildik. İkisi de Kordon sahil boyunca bulunmakta ama tam tersi lokasyondalar. Atatürk Müzesi'ni ziyaret ettikten sonra Kordon boyu güzel ılık ve güneşli havada yürümeyi tercih edip İzmir Arkeoloji Müzesine ulaşabilirsiniz. Yaklaşık yarım saate yürünebilir. Ya da 10 numaralı otobüse binip yakın bir yerde inebilirsiniz. Bizim müze kartımız olduğu için bir ücret ödemen girdik. Ama giriş fiyatlarını merak ederseniz Arkeoloji Müzesi için 10 TL ödemelisiniz, Atatürk Müzesini ise ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Sabah saat 8:00’de açılan müzeleri yazın 19:00, kışın ise 17:00'ye kadar ziyaret edebilmeniz mümkün. Ayrıca Etnografya Müzesi, İzmir Arkeoloji Müzesinin hemen yanında bulunuyor. Türklerin günlük hayatı, örf ve adetleri ile ilgili eserlerin yer aldığı Etnografya Müzesinin mutlaka ziyaret etmelisiniz. Sonrasında ise meşhur saat kulesinin bulunduğu Konak meydanına geçmemiz 5 - 6 dakikamızı alıyor. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Kasımda gitmemize rağmen hava oldukça güzel ve güneşli olduğundan her yer cıvıl cıvıldı doğal olarak. Saat kulesinin de orası haliyle baya kalabalıktı. Ek bilgi olarak Saat Kulesi 1901 yılında II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılında yaptırılmış. Saat kulesinin hemen ilerisinde ise Kütahya işi çinileriyle dikkat çeken Konak Cami bulunmakta. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Aynı günün devamında rotanızı İzmir'in ara sokaklarına çevirip 20 dakika yürüyerek Tarihi Asansöre gidebilirsiniz. İki mahalle arasında yükseklik farkı olduğu ve merdivenle çıkılması baya zor olduğundan 1907 yılında bir hayırsever tarafından yaptırılmış. Ve daha sonrasında da 1992 yılında restore edilerek İzmir halkının kullanımına tekrar kazandırılmış. Tarihi Asansörle yukarı çıkıp deniz manzarası eşlinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Akşamın da ise Konak tarafına gidip eğlenebileceğiniz mekanları keşfedebilirsiniz. Biz Alsancak sokakta yer alan Vecihi ve Tren mekanlarının ikisine de gittik. Vehici biraz daha eski dönem şarkılarıyla Tren ise Dj performansıyla eğlenceli bir akşam geçirmemizi sağladı. İki mekanında kendine ait bir konsepti olduğunu söyleyebilirim. Son günümüzü ise daha sakin geçirmeyi planladık ama insan her yeri gezmek istiyor işin doğrusu. Öncelikle Alsancak'tan Karşıyaka'ya vapur ile geçip, Karşıyaka çarşısını gezdik. Amaç çarşı gezmekten çok bir Karşıyka havası almaktı. 1- 2 saat dolaşıp geri döndük ve soluğu Kumrucu Şevki’de aldık. Nasıl güzel birşeydir bu kumru diye kumruya övgüler yağdırarak, afiyetle kumrularımızı yedik. Kalan zamanımızı da Kemeraltı Çarsına ve Kızlarağası Hanına giderek değerlendik. Kemeraltı çarşısı Anafartalar Caddesi üzerinde yer almakta ve çok geniş bir alanı kaplıyor. Kalabalık ve hareketli olan Kemeraltı Çarşısında hemen hemen herşeyi bulmanız mümkün. Buradan da çarşıya yakın yine yürüyerek geçebileceğiniz Kızlarağası Hanına geçip kumda kahveyi deneyebilirsiniz. Han 1774 yaptırılmış ve kullanıma açılmış. Osmanlı mimarisinin hakim olduğu bu hanın içerisinde çeşitli hediyelik eşyayı bulmanız mümkün. Gezintimizi tamamladıktan ve epeyce yorulduktan sonra toparlanıp havaalanının yolu tutuyoruz. Havaalanına ulaşım izban sayesinde gayet kolay oldu. Konak'tan önce metroya binip İzban’a aktarma yaptığınız zaman yaklaşık 40 dakikada havaalanına ulaşabilirsiniz. Eğer sizde bir çılgınlık yapıp Kasımda İzmir'e gitmek isterseniz genel olarak havanın güzel olduğunu ve ince mevsimlik şeyler giyerek dolaşabileceğinizi, mutlaka ulaşım ve izban kullanmak için İzmirim kartının gerekli olduğunu, yer yön bulmak için insanlardan çok haritalara güvenmeniz gerektiğini unutmadan güzel bir sonbahar gezisi yapabilirsiniz. İyi gezmeler:) Bizce İlginizi Çekebilir... Şirince - Nesin Matematik Köyü Tarihin Başkenti : Selçuk

  • Müttefik | SineGezi

    Daha film vizyona girmeden yaratığı magazin sansasyonu ile eminim ki hepimizde ayrı bir merak uyandırdı. Kendi adıma konuşayım vizyona girmesini zor bekledim... Müttefik (Allied) -2016 24.12.2016 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 7,2/10 Beyaz Perde : 3,7/5 Tür : Gerilim, Romantik, Tarihi Süre : 125dk Yönetmen : Robert Zemeckis Oyuncular : Brad Pitt, Marion Cotillard Senaryo : Steven Knight Daha film vizyona girmeden yaratığı magazin sansasyonu ile eminim ki hepimizde ayrı bir merak uyandırdı. Kendi adıma konuşayım vizyona girmesini zor bekledim. Gerek fragman gerek magazin haberleri hali ile beklentiyi de bayağı üst seviyelere taşıdı. Gelelim Brad Pitt’ın Amerikan İstihbarat subayı Max Vatan, Marion Cotillard’ın Fransız direniş savaşçısı Marianne Beausejour olarak karşımıza çıktığı filmin konusuna; iki müttefikimizin yolu bir görev sebebiyle kesişir. İki müttefik Kazablanka’da bir Alman subayına suikast düzenlemek için görevlendirilmişlerdir. Bu sebepten aynı işe kendini adayan iki farklı insan birlikte vakit geçirmek durumundadırlar. Savaşın getirdiği psikolojik durum, ortak bir amaç için çalışmak ve en önemlisi yaşadıkları çevreye karşı olmadıkları biri gibi davranmak bu iki insanı yakınlaştırıyor ve birbirinin yoldaşı yapıyor. Kazablanka’da başlayan iş ilişkisi Londra’ya aşk ilişkisi olarak taşınıyor. Filmin ilk yarısı oldukça durağan geçiyor. İkinci yarıda akıl almaz bir şüphe ile savaşan Max’ı görüyoruz. Durum filmin sonuna kadar netlik kazanmıyor ve izleyicinin heyecanını ve merakını arttırıyor. Beklentinizi çok yüksek tutmadığınız takdirde izleyip beğenebileceğiniz bir film: Müttefik. İyi seyirler dilerim :)

  • Yemeli-İçmeli Kapadokya | SineGezi

    Seten  Restaurant: Kapadokya'da ünlü ve bilinen bir restoran olduğunu ve bunu sonuna kadar hak ettiğini söylemek mümkün. Yemeli- İçmeli Kapadokya 22.03.2017 | Hande Samancı Paylaş Seten Restaurant: Kapadokya'da ünlü ve bilinen bir restoran olduğunu ve bunu sonuna kadar hak ettiğini söylemek mümkün. Göreme merkezine çok yakın bir konumda olan Seten restaurantı bir akşam yemeği için tercih ettik. 3 arkadaş değişik yemekler seçtik ve yediklerimizden hiç pişman olmadık :) Taş bir evin içine yapılmış olan mekan şöminesi ve konseptiyle Kapadokya ruhunu tamamen içeriyor. Böylece şarabınızı yudumlayıp sakin, huzurlu ve baya doymuş şekilde gecenizi geçirebiliyorsunuz. Yemek ne önerirsin diye sorarsanız kiremitte tavuk, tavuk sarma ve sebze sevenler için ise sebzeli krepi denemenizi tavsiye ederim. Ek olarak çalışan herkesin çok kibar olduğunu belirtmeliyim. Musuem Hotel Lil'a Restaurant: Uçhisar'da bulunan hem oteli hem de restoranı bulunan manzarasıyla insanı büyüleyen mekan. İster bir akşam üstü kahvesiyle isterseniz de eşsiz menüsünden bir şeyler seçip atıştırırken, güzel vakit geçirebilirsiniz. Biz yorgunluğumuzu atmak için Türk Kahvelerimizi söyleyip manzaranın tanıdı çıkarmayı tercih ettik. Eğer daha fazla zamanınız varsa mekanın eşsiz manzarasında bir şeyler yemeyi denemelisiniz. Uranos Sarıkaya Restaurant: Çanak ve çömlekleriyle meşhur Avanos'ta dağın içinde bulunan kendine özgü bir tarzı olan bir Uranos Sarıkaya Restaurant testi kebabı ile meşhur olmuş ve ün salmış durumda. Bizde buraya kadar gelmişken denemek lazım diyip kendimizi burada bulduk. Gerçekten otantik ve güzel bir ortamı olduğunu söyleyebilirim. Ancak bir küçük sıkıntısı var menüden bir şeyler seçme şansınız çok olmuyor. Fix menü olarak seçenekler sunuluyor. Mercimek çorbası, pastırmalı kuru fasulye, çömlek kebabı ve baklavadan oluşan fix menü sunuyorlar. Eğer bunlardan sevmediğiniz yemek varsa çok tercih edilesi olmuyor haliyle. Ancak et sever insanlara rahatlıkla önerebilirim. Çalışanların nazik ve güler yüzlü olması, servisin hiç aksamaması gerçekten restoranı öne çıkartan özelliklerinden olduğunu düşünüyorum. Mydonose Kafe: Göreme merkezde bulunan küçük,samimi bir ortamı olan, bir şeyler yeyip içerken keyifli zaman geçirme garantili Mydonose Kafe bulunduğu konumla gidilesi yerler arasında yer aldı bizim için. Menüde her çeşit şeyi bulmanız mümkün. Atıştırmalık şeyler seçmeyi düşünürseniz gözleme, sigara böreğini tavsiye edebilirim. Güzel müzikleri ve sakin ortamıyla güzel bir akşam geçirebileceğiniz bir mekan. Pasha Kafe: Bir çok kafede olduğu gibi canlı müzik seçeneği sunan Göreme'de yer alan güzel, eğlenceli zaman geçirmeye gidilebilecek yerlerden biri. Diğer mekanlara göre her zaman daha dolu olduğunu söyleyebilirim. Bir şeyler içeyim canlı müziğimi de dinleyeyim derseniz tercih edebilirsiniz. Daha çok vaktimiz kalmadığı için gidemediğimiz ama içimizde kalan mekanlar oldu. Ziggy's, Seki Restaurant ve Argos in Cappadocia mekanlarını da deneyebilirsiniz. Genel anlamdan çok isteğinize göre yemek bulamama olasılığınız da var. Biraz et ağırlıklı menülere sahip kafe ve restoranların daha çok olduğunu söylemek mümkün. Ek olarakta yeme-içme olayları beklediğinizden biraz daha fazla pahalıya gelebilir. Menü fiyatları bazı restaurantlarda artış gösterebiliyor. Şimdiden afiyet olsun:)

  • Yeldeğirmeni | SineGezi

    Kadıköy aşığı biri olarak Moda'dan sonra en sevdiğim yerlerden birinin Yeldeğirmeni olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk duvarları, eski binaları ve güzel,şirin.. Yeldeğirmeni'nde Gidilesi 3 Mekan 14.12.2016 | Hande Samancı Paylaş Kadıköy aşığı biri olarak Moda'dan sonra en sevdiğim yerlerden birinin Yeldeğirmeni olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk duvarları, eski binaları ve güzel,şirin kafeleriyle mutlaka keşfedilmesi gereken bir semt. Bende gidip beğendiğim 3 mekanı sizin için sıraladım. 1. Garda Cafe İsmini Haydarpaşa Garı' nın içi gibi dekore edilmiş olmasından dolayı almış. Duvardaki resimler garın bütün özelliklerini anlatıyor ve kafenin içerisinde bir duvarda Haydarpaşa Gar Binası'nın tarihçesi asılı. Konsept çok güzel yaratıldığından içeri girildiğinde gar havası daha da hissediliyor. Bu açıdan çok sevdiğimi söyleyebilirim. Menüsünde kahvaltıdan ana yemeğe kadar çeşitlilik bulunmakta. Son derece samimi ortamı ve kibar, güler yüzlü çalışanlarıyla mutlaka ya bir sabah kahvaltısına yada bir çay, kahve içmeye uğramanız gereken bir mekan. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. "İki biradan sonra herkes herkesi severt. Sen beni kahvaltıda sev." 2. Kafe Küff Garda Kafe'nin hemen çapraz karşısında yer alan içinde büyük bir kütüphaneye sahip Küff konseptiyle ilgi çekici bir kafe. Yeldeğirmeni'nde en kalabalık kafelerden biri olduğunu da eklemek lazım. Ne zaman gitsem gelenin gidenin eksik olmadığını söylemeden geçemeyeceğim. Hem içerde hemde dışarda ki oturma alanıyla gayet geniş bir alanda yer alan Küff menüdeki yemek fiyatları ve lezzetleri olarakta gayet iyi. Özellikle sandviçlerini deneyebilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 3. Bilumum Şeyler Şirin mi şirin, küçük ama butik bir kafe arıyorsanız Bilimum Şeyler tam size göre. Sessiz sakin bir yerde çayımı, kahvemi içip güzel vakit geçirmek isterseniz tercih edebilirsiniz. Menüsü içecek ağırlıklı ve alternatif olarak tatlı ve boşnak börekleri bulunmakta. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle :)

  • Nar Çiçeği Kahvaltı Evi | SineGezi

    Bodrum Yalıkavak’ta yer alan Nar Çiçeği Kahvaltı Evi yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı önereceğim bir yer... Nar Çiçeği Kahvaltı Evi - Bodrum 23.08.2016 | Gonca Kaya Paylaş Bodrum Yalıkavak’ta yer alan Nar Çiçeği Kahvaltı Evi yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı önereceğim bir yer. Hatta bizim gibi yolunuzu oradan geçecek şekilde de ayarlayabilirsiniz. :) Nar Çiçeği Kahvaltı Evi kocaman bahçesi ile tam da ailelere hitap ediyor. Kahvaltı serpme olarak gelmekte, altını çizelim her şey el yapımı. Normal kahvaltılıklar dışında 3 çeşit börek ve sarma da kahvaltıya dahil. Onun dışında reçellerden de bahsetmeden edemeyeceğim 4 çeşit reçel geldi masamıza hepside daha önceden denemediğim tatlardı. Limon reçeli, karpuz kabuğu reçeli ve mandalina reçeli oldukça güzeldi. Mekanın sahipleri de oldukça güler yüzlü insanlar, işlerini severek yaptıkları her hallerinden belli. Kısa bir sohbet etme şansımız oldu. Nar Çiçeği yaz kış açıkmış. Kışın güzel bahçesi hizmete kapalı olsa da, kahvaltı evinin iç kısmında yine keyifle kahvaltınızı yapabilirsiniz. Yalnız aramızda kalsın açık hava, mis gibi mandalina kokan bol yeşillikli bahçe de kahvaltı ayrı bir hoşuna gidiyor insanın, hatta yedikçe yiyesiniz geliyor. Doyma konusuna gelince fazlasıyla doyuyorsunuz hem de oldukça makul bir fiyata. Benim gibi kahvaltı sever bir insansanız ve Cemal Süreya gibi kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğunu düşünüyorsanız e birde Bodrum’daysanız, Nar Çiçeği Kahvaltı Evi güzel bir seçenek aklınızda bulunsun.

  • Bursa Gezi Rehberi | SineGezi

    Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan Bursa’ı planımızı.... Bursa Gezi Rehberi 29.01.2018 | Gonca Kaya Paylaş Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan; Bursa gezi planımızı ertelemeyip, yola koyulduk. Bursa’ya Nasıl Gidilir? Biz Bursa’ya bize en yakın yer olan Kadıköy’den deniz yoluyla gitmeyi tercih ettik. Kadıköy’den Mudanya’nın Güzelyalı bölgesine ido seferleri bulunmakta. (Sitesinde ne yazık ki bu bilgiye rastlayamadık.) 2 saat süren yolculuk sonrasında eğer planınız Bursa merkeze gitmekse hemen çıkışta minibüsleri kullanabilirsiniz. Emek metro durağına kadar bu minibüslerle 2,5 TL karşılığında ulaşabiliyorsunuz. Metro durağına 5 ve 10 TL lik kağıt banknotlarla gitmenizi veya BKM Express hesabınız varsa şifrenizi bilerek gitmenizi öneririz. Zira biz çok zorlandık. Makineler 5 veya 10 TL kabul ediyor. Şöyle düşünün, muhtemelen bir çok insan bizimle aynı şekilde düşünüp, metro istasyonundaki bankamatiklerden 10 TL çekmeyi düşünmüş ve bankamatikler de 5 ve 10 TL lik banknot kalmamış. Bayağı bir çabaladıktan sonra para bozdurmaktansa, tümletmeyi deneyip, başardık. 10 TL’ye içinde 2 geçiş hakkı tanımlı Bursa kart aldık ve şehir merkezine doğru yola koyulduk. İlk işimiz sabahın erken saatleri olması sebebiyle kahvaltı yapabileceğimiz bir yer aramak oluyor. Alışılmışı boş verip, Kahvaltı için Bursa’nın ünlü Tahinli Çöreklerinden tadabileceğimiz bir yer olan Taş Fırını seçtik. Tahin severler yaşadı diyebiliriz. Sonrasında Tahinli Çöreğin verdiği enerjiye güvenerek bol üşümeli gezimize başladık: Gezilecek Yerler Ulu Cami Ulu Cami, Bursa’da I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılmış. Kent merkezide Atatürk Caddesinde bulunan cami oldukça görkemli. Ulu camiye metro Şehreküstü istasyonunda inerek kolayca ulaşılabiliyor. Koza Han Ulu Camiye çok yakın olan Koza Han, 1492 yılında II. Beyazıt tarafından İstanbul da ki cami ve medresesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmış. Adından da anlaşıldığı gibi Koza Han da ipek böceği kozalarından üretilen; ipek kumaştan yapılma şallar, eşarplar satılıyor. Bugün baktığınızda Koza Han’da ağırlıklı olarak ipek ürünleri satılıyor. Vitrinlerden gördüğümüz kadarıyla her bütçeye uygun şallar mevcut. Hanın alt katında çay/kahve içip dinlenebileceğiniz alanlar mevcut. Koza Hanın oldukça canlı olduğunu söyleyebiliriz. Irgandı Köprüsü Koza Han sonrasında yürüme mesafesindeki Irıgandı Köprüsüne gidiyoruz. 1442 yılında yaptırılan Irgandı Köprüsü; dünya üzerinde yer alan dört arastalı köprüden biriymiş. Köprü deprem ve savaşlar sonrasında ciddi şekilde hasar görmüş ve sonrasında tekrar yapılmış. Eğer bizim gibi merkez odaklı bir gezi planınız varsa; Bursa’da ulaşım konusunda çok zorlanmazsınız. Cumalıkızık Köyü Zira bir sonraki durağımız Cumalıkızık köyüne ulaşımımız da çok zor olmadı. Yine metroyla bir yere kadar gidip (Cumalıkazık durağı), hemen metro çıkışından Cumalıkızık’a giden minibüslerle köy merkezine ulaştık. Köy geçmişinde dizi çekimlerine de ev sahibeliği yaptığı için oldukça ünlü. Ünlü olduğu kadar da turistik. Köy kahvaltısı yapabileceğiniz, burada yaşayanların işlettiği bir çok müessese var. Hediyelik eşya, yiyecek konusunda da oldukça çeşitliliğe sahip köy, kısa süre de gezilebiliyor. Bol bol fotoğraf çekip, Cumalıkızık’tan ayrılıyoruz. Minibüs ile kent merkezine gidiyoruz. Sonrasında kısa bir şehir turunu aratmayan Tramvaya binip, gezimizin yegane hedefine ulaşıyoruz: Kebapçı İskender :D Soğuğa ve sıraya isyan ederek biraz da içeridekiler yedi mi, hesabı ödedi mi, kalkıyorlar mı? Diye bakınarak 45 dakikayı deviriyor ve iskenderimize ulaşıyoruz. Kısa gezimizin sonuna geldik ve geri dönüş yoluna koyulduk. Dolu dolu bir günün ardından; Bursa’da başka nerelere gidebiliriz diye düşünerek, kendi çapımızda yeni planlar yaparak Bursa’dan ayrıldık.

  • Yabancı | SineGezi

    Kendisine yabancı, çevresine yabancı, annesine yabancı, hayata karşı yabancı ama bir o kadar da içinde her şeyin ... Yabancı - Albert Camus 03.05.2017 | Nesrin Ergün Kendisine yabancı, çevresine yabancı, annesine yabancı, hayata karşı yabancı ama bir o kadar da içinde her şeyin ; aslında biraz romanın kahramanı olan Meursault için uygun olabilir bu yazdıklarımız. İnsanların koyduğu kurallarla, ahlak ile, bağ ile arası olmayan, kavramlarla, isimlendirmelerle arası barışamamış biri o, çoğu insanın düz bir adam o diye tabir ettiği biri belki de. Herkesin her şeye çok fazla değer atfettiği, hayatı çok fazla ciddiye aldığı ve her şeyden anlam çıkarmaya çalıştığı bir yerde bütün her şeyi bir kenara bırakıp olanları olmuyormuş gibi göstermeyi başaran bir kitap Yabancı. Albert Camus hayat ile insan ile nasıl başa çıkması gerektiğini o kadar iyi biliyor ki veya bilmese bile o kadar iyi işin içinden çıkıyor ve içten içe alay ediyor ki tüm bu olanlara yazdıklarına hayran kalmaktan ve durup okumaktan başka bir şey gelmiyor insanın elinden. Belki durup basitleştirmek gerekiyor romanın kahramanı Meursault gibi " herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir" demesini bilmeli belki de. Kitap öyle güzel başlıyor ki bilmiyorum diyor ama bilinmezlik bizler tarafından toplum tarafından kabul görmeyen bir kalıp bunu düşünmüyor Meursault. Bilmiyor, aldırmıyor, kabulleniyor belki de inanın ben de bilmiyorum tam olarak ne düşünüyor. Hepimiz yabancı hissederiz belki de yaşadığımız yere ama bunu sesli bir şekilde söyleyemeyiz çünkü hoşa gitmez bu romanda da var sanırım bu kadar yabancının ciddi tavırları arasında ciddi olamamak. Yabancı benim için sorgulatıcı cümleleri ve düşündürücü paragrafları ile Camus kitapları arasında okunması gereken ilk kitap diyebilirim. Keyifli okumalar :) Paylaş

bottom of page