Bu sitede ara
Boş arama ile 99 sonuç bulundu
- Keşiflerin Yeri: Münih | Sinegezi
Münih’in coğrafik yapısından bahsederek girizgah yapacak olursam; Münih Almanya’nın en büyük 3.şehri ve Bavyera eyaletinin başkentidir... Keşiflerin Yeri; Münih 19.07.2017 | Gonca Kaya Paylaş Münih’i anlatmak daha önce gezmiş olduğum şehirleri anlatmaktan biraz daha farklı olacak benim için neden diye sorarsanız gittiğim ilk Avrupa şehri olmasının dışında, en çok gittiğim ve sadece tatil amaçlı en çok kaldığım şehir olur kendisi. Münih’in coğrafik yapısından bahsederek girizgah yapacak olursam; Münih Almanya’nın en büyük 3.şehri ve Bavyera eyaletinin başkentidir. Denizi olmasa da Isar gibi gürül gürül akan bir nehri vardır. Almanca anlamıyla Münih ‘keşiflerin yeri’ anlamına gelmekte ve bence mimari yapısı, yaşam standartları ve barındırdığı diğer bütün güzelliklerle; yüklenilen anlamın tam da karşılığını vermekte. Bir ayrıntı daha var. Münih nüfus olarak fazlaca Türk ve Balkan halkına ev sahipliği yapmaktadır. Ama en çok tabi ki Almanlardan sonra Türklere ev sahipliği yapmaktadır. Eee ne de olsa anlıyoruz güzel şehirlerden :) Şanlıyım ki Münih’te bir çok yeri gezme fırsatım oldu ve daha büyük bir şansım daha var, oda bolca Münih’i iyi bilen, orda yaşayan rehberlerimin olması. Öncelikle kendimce gezmezseniz olmaz diyebileceğim yerlerden bahsetmek istiyorum. Deutsches Museum Münihteki en büyük müze. Gerçekten tüm günü burayı gezmeye ayırmanızı tavsiye ederim. Deniz, kara ve hava taşıtlarından, fizik, bilim, matbaa, tekstil, maden araçlarına kadar binlerce parçaya sahip zengin ve ziyaret edilmesi gereken hem tarihi hem de teknolojik bir müze. Üstelik kapıları her gün 09.00-17.00 arası ziyaretçilerine açık. Cüzzi bir giriş ücreti var yok ben onu da vermek istemiyorum derseniz aramızda kalsın saat 16.00-17.00 arası girişler ücretsiz. 1 saat içinde müzeyi gezmek pek kolay olmayacaktır ancak kısıtlı vaktiniz varsa değerlendirilebilir. Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Deutsches_Museum St. Peter’s Church Avrupa’da kilise gezmeden olmaz tabi. :) Münih’in en işlek meydanlarından Marienpatz’da yer alan kilise iç ve dış mimarisiyle oldukça etkileyici. Bir de kulenin en tepesine çıkıp Münih manzarasının keyfini çıkarma gibi bir seçenekte sunuyor size. Ancak söylemeliyim ki merdivenler biraz dar, iniş ve çıkışlar aynı yerden yapılıyor. Küçük bir ayrıntı vermek gerekirse; Münih manzaralı fotoğraflar ve seyir keyfi için tam 314 basamak çıkmanız gerekiyor aklınızda bulunsun. Kaynak:https://www.flickr.com/photos/mbell1975/4489672205/in/photostream/ Marienplatz Münih’in en işlek meydanı eski ve yeni başarılı bir şekilde harmanladıklarını söyleyebilirim. Bir çok ünlü markanın mağazası, hediyelik eşyalar satan dükkanlar ve yorulduysanız kahvenizi yudumlayabileceğiniz veya yemek yiyebileceğiniz bir çok mekanı barındıran bir yer. Mesela Marienplatz’a kadar gitmişsiniz alışverişler yapmışınız, tabi sonrasında da karnınız açıkmış. O zaman size güzel bir öneri olarak Opatija’yı önerebilirim. Porsiyonlarıyla, fiyatlarıyla ve hizmetiyle sizi memnun edebilecek bir yer. Olympia Tower Bu defa manzara için çok fazla efor sarf etmenize gerek yok. Asansörle kulenin en tepesine çıkarak, Münih manzarasının tadını çıkartabilirsiniz. En üst kata geldiğinizde 200 metreden Münih'e kuş bakışı bakabiliyorsunuz. Kulenin yüksekliği ise 292 metreyi bulmakta. Güzel bir deneyim. Hava da açıksa şanslısınız demektir. Girişin ücretli olduğunu belirteyim. Rathaus Yine Marienplatz’da yer alan eski belediye binası, böyle eski belediye binası deyince insan sadece bina düşünüyor ama Rathaus o kadar büyük ve görkemli ki önünden geçip gidemiyorsunuz. Mimarisinden bahsetmeme bile gerek yok insanda hayranlık uyandırıyor. See Life Hemen Olympiapark' ta yer alıyor. Burada binlerce balık çeşidini büyük akvaryumların içinde görebiliyorsunuz. Gezmesi oldukça keyifli olan bir yer. Schwabing Münih’in en ünlü caddesi aynı Bağdat caddesine benziyor. Cafeler, barlar, restoranlar ve birçok ünlü mağazayı bünyesinde barındıran keyifli bir yürüyüş alanı. Burada Don Luca diye bir meksikan restoranı vardı. Aklınızda bulunsun gitmişken uğranabilecek güzel bir yer. Maximilianstraße Burası cep yakan ünlü markaların mağazalarının bulunduğu cadde oluyor. Marienplatza yürüme mesafesi kadar yakın gitmişken gezmek isteyenler için bir alternatif olabilir. Pinakothek der Moderne Modern bir müze gezmek isterseniz uğrayın bence ben gezerken çok keyif aldım. Biraz da doğal yeşillik alanlardan bahsedeyim. Vaktiniz varsa buraları es geçmeyin derim. Olympiapark ta gezebileceğiniz güzel yeşil bir alan var. Westpark Münih in bir diğer yeşil alanı. Çok büyük bir alana sahip şehrin yoğunluğundan uzaklaşabileceğiniz ve sakin vakit geçirebileceğiniz bir yer. Merkeze oldukça yakın içinde Çin, Tayland ve Japon bahçesi bulunuyor. Burada meşhur alman ekmeklerinden olan bretzel eşliğinde alabalık yemenizi tavsiye ederim. Bu alanların en güzel yani kolay ulaşılabiliyor olması. Orada yaşayanlar için çok büyük bir artı. Gıbta ettim doğrusu. Starnberger See Doğal yerler arasında benim için favori yerlerden birisi. Burası merkeze biraz uzak 35 dakika kadar. (İstanbul da yaşayanlar için en yakın yer mesafesinde (: ) Kartpostalı aratmayan bir göl çevresinde bir sürü restoran ve cafe var. Göl de tekne gezisi yapmak da mümkün, uzun ve kısa süreli turlar mevcut. http://www.muenchen.de/int/en/culture-leisure/sport-fitness/starnberg.html Münih Hayvanat Bahçesi Eğer vaktiniz varsa keyifli zaman geçirebileceğiniz oldukça büyük bir yer. Ancak güneşli bir gün seçmenizi tavsiye ederim aksi takdirde bizim gibi mahsur kalabilirsiniz. (Yağmur dolayısıyla 1 saat kadar mahsur kalmıştık.) Ancak Almanya genel olarak değişik bir iklime sahip bir gün çok sıcak olabilirken diğer bir gün çok soğuk olabiliyor. Hatta bu iklim değişikliğini aynı gün içerisinde de yaşayabiliyorsunuz. Skyline Park Eğlenmeyi çok seviyorum diyorsanız. Kocaman bir alana kurulmuş lunaparka bir gününüzü ayırabilirsiniz. Bir de çilek bahçeleri var. Gidip kendi çileğinizi toplayabiliyorsunuz. Üstelik istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz çıkarken sadece topladığınız kadarını satın alıyorsunuz. Kesinlikle çok zevkli tabi çilek zamanına denk gelirseniz ve vaktiniz varsa. Çilek bahçesinden bahsetmişken bir çok çiçek bahçesi de var. En güzel yanı buradan istediğiniz çiçeği toplayabiliyorsunuz, bahçelerde hangi çiçeğin ne kadar olduğunun yazılı olduğu bir tabela ve paraların atıldığı bir varil var. Ben başında duran kimseyi görmedim. Zaten gazete kutuları da aynı şekilde hemen hemen her sokakta mevcut. İnsanların birbirine güvenmesi böyle bir şey galiba onlar için doğal olan bu olay, ne kadar üzücü ki bana çok şaşırtıcı geldi. Herhalde bizim ülkemizin bu seviyeye gelmesi için bayağı zaman geçmesi gerekiyor. Gezilecek yerler listesine devam edecek olursak; altını çizerek hatta vurgulayarak söylüyorum Dachau’ ya mutlaka gidin. Dachau Toplama Kampı Nazi Almanya’sında açılan ilk toplama kampıdır. Münih’e yaklaşık 16 km mesafede bulunmaktadır. Sosyalist Alman işçi partsi ve Alman Ulusal Halk Partisi ile koalisyon hükümeti tarafından kurulan ilk düzenli toplama kampı.(22 mart 1933) . Almanlar 45 bin kişiye mezar olmuş bu yeri utanç duyarak sergiliyorlar. Gezerken tüyleriniz diken diken oluyor ve yaşanan vahşete insanlık ayıbına inanamıyorsunuz. Görsel videolar, resimler, anlatılanlar gerçekten çok ağır. Mutlaka görülmeli! Almanca ve İngilizce rehberlik hizmetleri var. Yahudilik ve toplama kampının tarihini anlatan kitaplar ve filmlerin satıldığı bir dükkanda mevcut. Avm gezmeden olmaz diyorsanız. Olympia Einkaufszentrum, Riem Arcaden ve Pep en büyüklerinden. Ulaşım konusundan bahsedecek olursak. Otobüsleri, tren ve metroyu kullanarak gidemeyeceğiniz yer yok gibi. Hatırlamadığım için burada çok ayrıntılı bilgi veremiyorum ama en azından içiniz rahat olsun diyebilirim. Son alarak bir itiraf; aslında daha önerilebilecek çok fazla yer var. Ama özetle önerebileceğim, turistlerin en çok ilgisini çeken yerler benim izlenimlerime göre böyle. Keyifli okumalar. :)
- İsviçre Gezi Rehberi
Öncelikle İsviçre güzel olduğu kadar bütçe zorlayan bir ülke, planlama yaparken bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Gitmeden nerelere gideceğinizi de belirlerseniz, kalacağınız gün sayısını ona göre belirleyebilirsiniz.... İsviçre Gezi Rehberi 16.01.2023 | Gonca Kaya Akak Paylaş Benim için her yeni görülecek yer başka bir heyecan ve mutluluk sebebidir ama şunu söylemeliyim ki uzun zamandan beri beni bu kadar heyecanlandıran ve mutlu eden bir gezi deneyimim olmamıştı. Evet tüm heyecanın sebebi İsviçre. İsviçre öyle bir coğrafya ki baktığınız her manzara kartpostal gibi. Hal böyle olunca izlemesi, gezmesi de çok keyifli oldu. Öncelikle İsviçre güzel olduğu kadar bütçe zorlayan bir ülke, planlama yaparken bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Gitmeden nerelere gideceğinizi de belirlerseniz, kalacağınız gün sayısını ona göre belirleyebilirsiniz. Şehirle sınırlı kalmamanızı ve İsviçre'nin doğasını yakından görebileceğiniz yerleri de planınıza eklemenizi öneririz. Gelelim bizim gezimizin detaylarına; 5 günlük İsviçre seyahati sırasında dur durak bilmediğimizden bir çok yer görme fırsatımız oldu. İlk durağımızdan başlayalım. Zürih Biz seyahatimize İtalya’dan başladığımızdan Como’dan Zürih'e geçtik. Avrupa içi yolculuklar için tren veya otobüs kullanabilirsiniz. Biletlerimizi genelde Omio uygulamasından temin ediyoruz. Hizmet bedeli ekliyor ancak arkadaşınıza uygulamayı tavsiye etmeniz durumunda hem arkadaşınıza hem de size indirim kuponları tanımlıyorlar, bu da size bilet alırken avantaj sağlıyor. Gezinizi sadece Zürih’i gezmek için planladıysanız, Zürih pass çok işinize yarayacaktır. Bazı otellerin rezervasyon yapmanız durumunda ücretsiz pass verdiklerini de duyduk ancak bizim otel böyle bir hizmet sunmadı bize, rezervasyon yaparken bunu araştırabilirsiniz. Zürih merkez küçük görünse de yürüyerek gezmek biraz zor olabilir. Bu noktada pass alırsanız rahat edebilirsiniz. Gezi planınız bizim gibi sadece Zürih ile sınırlı değilse, en mantıklı adım Swiss Pass almanız. Doğrudan kendi sitelerinden pass i alabilirsiniz.(https://www.sbb.ch/en/leisure-holidays/inspiration/international-guests/swiss-travel-pass.html ) Ancak size güzel bir haber; get your guide app i indirip kaydolursanız ilk satın alma işleminize özel %10 indirim kuponu ile swiss pass inizi alabilirsiniz. Ülke pass’i olduğundan fiyatlar oldukça yüksek ama kesinlikle aldığınıza değiyor. Yani diyeceğim o ki hiç polemiğe girmeyip, Swiss pass alıp keyfinize bakabilirsiniz. Zürih’te görülmesi gereken yerler; Züri h Old Town Bölgesi Genellikle eski şehir merkezleri daha küçük ve samimi oluyor. Zürih eski şehir merkezi de aynı şekildeydi. Mutlaka uğrayınız. Zürih Gölü Yazın daha keyifli olacağı şüphesiz ancak güzel bir yürüyüş ve biraz sakinlik isterseniz, göl kenarında yürüyüş yapabilirsiniz. Bahnhofstrasse Ünlü markaların yer aldığı, insanda alışveriş yapma isteği uyandıran güzel geniş bir cadde, zaten mutlaka yolunuz buraya düşecektir. Lindenhof Şehri kuşbakışı görebileceğiniz, sizi çok yormayacak bir manzara noktası. Oldukça bilinen ve turistlerin uğrak noktası olan bir yer. Az eforla güzel fotoğraflar çekip manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Grossmünster Kilisesi Zürih’te bulunan 3 önemli kiliseden bir tanesi ve sanırım en görkemlisi. Görkemli de yince aklınıza diğer avrupa şehirlerindeki kiliseler gelmesin onların yanında burası bayağı normal kalan ve farklı bir mimarisi olan bir kilise. Lindt Museum Eğer sizde çoğu insan gibi bir çikolata severseniz, Lindt çikolata müzesi mutlaka uğramanız gereken bir yer. Gezi planınızı yaparken biletleri önden almanızı öneririz. Zira tükenmiş olabiliyor. Direkt müzenin resmi sitesinden biletlerinizi temin edebilirsiniz. Gelelim müzenin detaylarına. Öncelikle eşyalarınızı bırakıp bu sayede müzeyi rahat rahat gezebileceğiniz, büyük dolapları mevcut, seyahat boy valiz bile rahatlıkla bu dolaplara sığıyor, test edildi onaylandı. Müzeyi ses cihazları eşliğinde gezebiliyorsunuz, müze geziniz boyunca kakaonun dalından üretimine, tarihine kadar detaylı bilgi almanız mümkün. Çikolata müzesinin en keyifli yanı, birçok çikolata deneme imkanı sunması, kimse de sizi engellemiyor, aman kan şekerinize dikkat :D Fifa Museum Swiss pass ile ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz bir müze. İlgililerine duyurulur. Zürih’te Yeme İçme Yeni bir yere gittiğiniz de en cazip olan o bölgeye ait daha önce denemediğiniz tatları deneyimlemek olacaktır. İsviçre'ye ait olan bu tip lezzetlerin başında Raclette ve peynir fondü geliyor. İkisi'de peynir ağrılıklı. Biraz daha detay paylaşacak olursak. Raclette Kullanılan peynirin isim verdiği geleneksel yemek özel ızgarada yapılıyor. Izgaranın üzerinde sebze, et de pişirebiliyorsunuz, aşağıdaki bölmede de peynir koyabileceğiniz aparatları var. Peynir genellikle patates ile birlikte yeniyor. Keyifli bir yemek ancak restoranda yediğinizden ne kadar keyif alırsınız bilmiyorum. Porsiyonları çok göz doyurucu olmuyormuş. Biz şanslıydık ki Raclette makinesi olan bir arkadaşımızın evinde bu geleneksel yemeği denedik ve bıkana kadar yiyebildik. Peynir Fondü Özel bir restoran önerimiz olmayacak biz peynir fondüyü geçerken uğradığımız Bern'de yedik. Oldukça doyurucuydu. Santa Lucia Başıma bir iş gelmeyecekse burada denediğimiz pizzalar İtalya’da denediklerimizden daha güzeldi. Ya bu bir tesadüf yada biz İtalya’da pizza yemek için doğru yerleri seçmiyoruz :D Bir kaç şubesi olan İtalyan restoranının Rathaus durağına yakın olanına gittik. Mantarlı ve 4 peynirli pizzaları bizi üzmedi gayet lezzetliydi. Hiltl Vegan veya vejeteryansanız ısrarla uğramanızı tavsiye ediyoruz. Tabağın gramajına göre ödeme yapıyorsunuz, çeşitlilik çok fazla, kararsız insanlar için zorlayıcı olabilir. Terası da oldukça keyifli. Bizim deneyimleme fırsatımız olmadı ancak listemizde olan diğer restoranları da fikir vermesi açısından paylaşalım. Negishi; Suşi seviyorsanız burası çok tavsiye edildi. Le Cedre; Lübnan restoranı vejeteryanlar için güzel bir seçenek olabilir. Molino; İtalyan mutfağı sevdiğimiz doğrudur. Molino'da başka bir İtalyan restoranı. Hooters; Amerikan markası olan Hooters fast food yiyebileceğiniz bir mekan. İsviçre herkes tarafından bilindiği üzere çikolataları ile ünlü. Laderach'da yerel çikolata üreticilerinden ve bize denememiz için tavsiye edildi. Fiyatları cep yaksa da tat olarak çok tatmin ediciydi. Zermatt Matterhorn yani meşhur Toblerone dağının bulunduğu bölge Zermatt bölgesi oluyor. Buraya Zürih'ten ulaşım yaklaşık 4 saat sürüyor. Ondan kışın gidiyorsanız, gidiş planınızı erken saatlerde yapmanızı tavsiye ederiz. Swiss pass Zermatt’a kadar geçerli ancak trenle daha yukarı bölgelere devam etmek isterseniz ek bilet almanız gerekiyor ki bu biletlerin maliyetleri de oldukça yüksek, bu sebepten biz tercih etmedik. Zaten Matterhorn’u daha yakından görebilmeniz için bir sürü yürüyüş rotası mevcut, kondisyonunuza güveniyorsanız mutlaka bu yürüyüş parkurlarını deneyimlemelisiniz. Küçük bir itiraf en kısa parkurlardan birini seçmemize rağmen soğuk ve yokuşlar beni biraz zorladı ama değer mi diye sorarsanız kesinlikle değer. Zermatt küçük bir kasaba gibi bir yer ancak oldukça fazla kafe restoran seçeceği de var. Mağazalar derseniz daha çok outdoor ve lüks markaların çoğunlukta olduğunu söyleyebileceğimiz mağazalar yer alıyor. Burada İsviçre’ye özgü lezzetleri deneyebilirsiz. Bunlar ne mi diye sorarsanız benzer tatlar birisi Racklet diğeri de peynir fondü. İki seçenekte peynir ağırlıklı olduğundan biraz ağır diyebiliriz ama kışın güzel gidiyor . Rigi İsviçre’nin en güzel yanı harika manzaralar görebileceğiniz bir çok turistik tepe noktası bulunuyor. Rigi’de bunlardan bir tanesi. Bizim Rigi’yi tercih etmemizdeki sebep hem ana konaklama yerimiz olan Zürih’e yakın olması hem de Swiss pass ile ulaşımın olması. Swiss pass 3 noktaya ücretsiz, diğer daha ünlü noktalarda son tren de %50 indirim alabiliyorsunuz pass sayesinde ama İsviçre’den bahsediyoruz. %50 indirimli hali bile oldukça pahalı. Stanserhorn, Rigi, Stoos, Brunni and Klewenalp Swiss passiniz varsa gidebileceğiniz tepe noktalar. Rigi'ye çıkmak için birden fazla seçenek mevcut, biz tren ile zirveye kadar çıktık. Dönüşte önce trenle 1-2 durak giderek tepenin daha alt seviyelerine indik ve bu istasyondaki teleferik ile başka bir rotadan aşağıya inmeyi tercih ettik. İkisinin de manzarası ayrı güzeldi. Ayrıca kondisyonunuza güveniyorsanız çıkışta bu istasyonlardan herhangi birinde inebilir ve birbirinden güzel alternatif hiking rotalarını takip ederek zirveye kadar ulaşabilirsiniz, bu şekilde hiking yapmaya gelen bir çok kişi de gördük açıkçası. En tepe noktada bir otel bulunuyor. Burada yemek de yiyebiliyorsunuz. Sanırım biz şanslı günümüzdeydik, tepe noktaya ilk ulaştığımızda gökyüzü tamamen bulutluydu. Bulutların üzerinden karlı dağların manzarası çok hoştu. Sonrasında bulutlar dağıldığında da güzel bir göl manzarası ile karşılaştık, oda ayrı bir güzeldi. Tepe noktada olduğunuzdan 360 derecelik bir görüş açınız oluyor. Dolayısıyla birçok fotoğraf noktası var, açıkçası gitmeden bu kadar keyif alacağımı hiç düşünmemiştim. Vaktiniz kısıtlı değilse, mutlaka gitmeniz gereken bir nokta. Luzern Zürih'ten yaklaşık 1 saat uzaklıkta olan Luzern,nehir kenarına kurulmuş harika bir şehir. Biz Rigi'den sonra Luzern'e uğramayı tercih ettik ve öğleden sonramızı Luzern'de geçirdik. Görülmesi gereken yerlerden bahsedecek olursak Ahşap chapelle köprüsü, Aldstadt(eski şehir), Aslan anıtı ve Luzern gölü şeklinde sıralayabiliriz. Ahşap Chaplle köprüsü aslında Avrupa'nın en eski köprüsü olarak biliniyormuş ancak 90'lı yıllarda çıkan yangın sonrası köprü tamamen yanmış ve yerine bugünki replikası yapılmış. Şehre ayrı bir hava kattığını ve turistlerin ilgisinin yoğun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Alpler bölgesine akın olan keyifle vakit geçirebileceğiniz Luzern'i İsviçre gezi planınıza yarım günlüğüne de olsa mutlaka eklemelisiniz. Sonuç olarak İsviçre konumu gereği çok komşusu olan bir ülke ve bu komşu bölgelerin kültürlerini de etkiliyor ister istemez. Mesela Zürih'te Almanya şehirleri havası var iken Luzern İtalya'ya benziyor. Bu sebeple gezinizi tek şehirle sınırlandırmamanız konusunda ısrarcıyız. Doğası, hem geleneksel hem de modern şehirleriyle bizi etkilemeyi başaran İsviçre umarım arayı çok açmayız. Bizce İlginizi Çekebilir... Venedik Gezi Rehberi Roma Gezi Rehberi Floransa Gezi Rehberi
- Leon:The Professional | SineGezi
994 yapımı olan filmde Jean Rêno, Gary Oldman ve Natalie Portman rol almaktadır... Leon: The Professional - Sevginin Gücü -1994 23.12.2015 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 8,6/10 Tür : Dram, Polisiye, Gerili, Aksiyon Süre :110 dk 132 dk (uzun versiyon) Yönetmen : Luc Besson Oyuncular : Jean Reno, Gary Oldman, Natalie Portman, Danny Aiello Senaryo : Luc Besson En bi sevdiğim filmler arasında yer alan Leon’un gerçekten izlenilesi bir film olduğunu kendi adıma rahatlıkla söyleyebilirim. 1994 yapımı olan filmde Jean Rêno, Gary Oldman ve Natalie Portman rol almaktadır. Filmde bolca katil, ölüm ve acı olduğunu düşünürsek; suç ve dram temalı bir film izlemek isteyenler için şiddetle tavsiye edilir. Gelelim filmin konusuna, Mathilda New York’ta ailesiyle yaşayan 12 yaş civarında bir kızcağızdır. Erkek kardeşi dışında ailesinden kimseyi sevmiyor. Zaten babasının karıştığı uyuşturucu işi yüzünden ailesini çok kısa bir zaman için izleme fırsatımız oluyor. Kız sadece erkek kardeşinin ölümüne üzülerek kendi canını kurtarmak için yan komşuna sığınıyor. Komşu deyince de insan yardımsever, hamarat bir insan bekliyor tabi ama filmde Leon karakterinin çok benim komşu profilime uyduğunu söyleyemeyeceğim. Leon’un çok soğukkanlı bir seri katil olduğunu anlamam uzun sürmüyor zaten. İlk başta kızdan kurtulmaya çalışsa da zamanla aralarında baba veya arkadaş ilişkisine benzer ne olduğunu tam anlayamadığım bir bağlılık oluşuyor ve kızı koruyup kollamaya başlıyor. Filmin isminin Türkçe çevirisinin Sevginin Gücü olmasının da bir anlamı var ve film de bunu çok etkili bir şekilde gözler önüne seriyor. Sevgi hafife alınmaması gereken, çok güçlü bir duygu ve her şeyi değiştirebilir deyip iyi seyirler diliyorum. :)
- Cehenneme Övgü | SineGezi
Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgüsü (Gündelik Hayatta Totalitarizm) 20 bölümden oluşan, okudukça insanı düşünmeye ve sorgulamaya davet eden, totalitarizm... Cehenneme Övgü- Gündüz Vassaf 13.08.2016 | Gonca Kaya Paylaş Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgüsü (Gündelik Hayatta Totalitarizm) 20 bölümden oluşan, okudukça insanı düşünmeye ve sorgulamaya davet eden, totalitarizm kavramının ne kadar boş olduğunu eşsiz bir şekilde işlendiği ve başucu kitabı olarak nitelendirebileceğim bir eser. Herkesin kütüphanesinde olması gereken bu dolu dolu eserin bazı beğendiğim bölümlerinden cümlelerle kitap hakkında fikir sahibi olunabilmesi için küçük notlar aldım. Kitabı henüz okumayanlara çok fazla kopya vermek istemem ama belki akıllarda bir fikir oluşması açısından biraz yardımcı olabilirim. Öncelikle kitabın ağırlıklı olarak bahsettiği totalitarizm kavramının bireysel özgürlüklerin tamamen kısıtlandığı, devlete itaatin şart olduğu ve tüm yetkilerin merkezleştirildiği bir yönetim şekli anlamına geldiğini bilmekte fayda var. Ama zaten bilmeseniz de yazar okura bu kavramı değişik noktalardan, aynı bakış açısıyla gayet başarılı bir şekilde aktarıyor. Biraz düşünüp, sorguladığınızda ne kadar içi boş bir kavram olduğunu yazarın savunduğu tezler yardımıyla çok rahat anlıyorsunuz. Gelelim kitabın içinde yer alan ve benim bilhassa çok etkileyici bulduğum bölümlerin bir kısmından bahsetmiş olduğum notlarıma… I. Geceye Övgü “Gündüzler bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar.” Gündüzler bizi toplumda geçmişten beri süregelen kalıpların içine sokar aslında insan kendi hapishanesindedir gündüzleri. Bir diğer söylemle gündelik hayatın getirmiş olduğu zorunlulukları yerine getirerek, üstümüze düşün görevi tamamlarız. Sorgulamayı bırakın hayatın getirdiği sorumluluk, stres ve sıkıntı içinde benliğimizi, neleri sevdiğimizi, nelerden nefret ettiğimizi hepsini unutuveririz. İşte tam da bu anda geceler devreye girer yazarında söylediği gibi “Yaşam gecenin konusudur.” Geceler, gündüz taktığımız maskeleri çıkardığımız ve özgürleştiğimiz zaman dilimini kapsar. Tabi gündüzün yoğunluğuna yenilmediyseniz. XI. Ölüm Unutkanlığı “Ölümün bilincinde olmayan insan, yaşadığının bilincinde de değildir. Her anımız ölüm unutkanlığı içinde geçiyor.” Zamanla uçup giden şey bireyin kendisidir aslında. Hepimizin gerçeği olan ölümü bu kadar rafa kaldırmak doğru mudur? Peki ölümü unutmak biraz bugünü daha endişesiz yaşayabilmek adına yaptığımız bir eylem olabilir mi? Aslında ölümü unutmak bizi tembelleştiriyor, hayatı erteleyen bireyler haline getiriyor. Unutarak yani düşünmeyerek aslında hayatın akışına katılmayı beceremiyoruz. İşte böyle bir bakış açısıyla baktığınız da korktuğunuz ölüm değil, onu unutarak nasılda vakit kaybettiğiniz oluyor. XIII. Yaşasın Anlaşmazlık “Anlaşma, yaratıcılığı durduran bir frendir” Hayat bizi öylesine aynılaştırıyor ki farklı düşünceye sahip olmak için onu ispatlamaya ihtiyaç duyuyoruz. Farklılaşmaya enerjimiz ya da vaktimiz mi yok? Belki de kolaya kaçtığımız için aynılaşıyoruzdur. Yazar kendi kendimize anlaşmama borcumuz olduğunu savunuyor ve ekliyor “ Anlaşmamak suretiyle yalancılıktan kurtulur, özgürleşiriz.” Farklı düşünmemiz, farklı olmamız ve özgürleşmemiz dileğiyle…
- Paris Gezi Rehberi | SineGezi
Rüya şehir, âşıklar şehri… Paris, beklentinin her zaman tavan yaptığı bir yer... Paris Gezi Rehberi 12.02.2026 | Gonca Kaya Akak Bonjour Paris :) Nereden başlasam bilmiyorum: Paris’i anlatmayan bir gezi blogu kalmamıştır herhalde. Ben de seyahatten önce epey blog karıştırdım ve 3–4 güne sığmayacak kadar gezilecek, görülecek yeri notlarıma ekledim. Bu yüzden bu yazı klasik bir rehberden ziyade, gezimin ruhunu anlatan bir yazı olacak. Gerçi kendimi tutamayıp detaylara da girerim, onu baştan kabul edelim. Rüya şehir, âşıklar şehri… Paris, beklentinin her zaman tavan yaptığı bir yer. Hele benim gibi iki kez bilet alıp gidemediyseniz, artık siz düşünün. Resmen Paris’e platonik duygular besliyor gibiydim ve bunun bir noktada son bulması gerekiyordu. Neyse, fazla dramatize etmeyeyim; gezinin detaylarına geçelim. Biz Paris’e nisan başında gitmeyi tercih ettik ama daha sıcak bir dönem daha mantıklı olabilir. Mont, şapka, bere, atkı, gözlük, şemsiye derken insan gerçekten yoruluyor. Hava bir anda değişebiliyor. Ulaşım Paris’te ulaşım için bence en mantıklı seçenek, zamanlamanız uygunsa Navigo Pass. Kart haftalık olarak yenileniyor ve pazartesiden pazara kadar geçerli. Örneğin geziniz cumartesi başlıyorsa kartı sadece iki gün kullanabiliyorsunuz; buna dikkat etmek gerekiyor. Birkaç farklı versiyonu var. Biz tüm bölgeleri kapsayan versiyonu tercih ettik ve ekstra hiçbir ulaşım masrafı yapmadık. Eğer Orly Havalimanı’nı kullanıyorsanız, Orlyval bu karta dahil değil. Ancak Orly Bus’lar geçerli. Sonrasında otelinizin konumuna göre otobüs veya metro aktarması yapmanız gerekebilir. Konaklama Paris’te konaklama seçerken merkezin tam içinde olmak şart değil; asıl önemli olan metroya yakınlık. Şehir çok iyi bir metro ağına sahip olduğu için merkezi ama kalabalık olmayan bir bölgede kalmak hem daha konforlu hem de daha ekonomik olabiliyor. Biz République metrosuna çok yakın bir konumda kaldık ve ulaşım açısından gerçekten çok rahattı. Birden fazla metro hattının kesişmesi sayesinde şehrin her yerine kolayca ulaştık; bu da gezi temposunu ciddi anlamda kolaylaştırdı. Gezilmesi Gereken Yerler Eyfel Kulesi Paris’in simgesi. İlk kez görmek bile insanı heyecanlandırıyor. Gün batımında ayrı, gece ışıkları yanınca bambaşka oluyor. Champ de Mars Eyfel’in önünde uzanan geniş yeşil alan. Güzel havalarda piknik yapmak ya da uzanıp etrafı izlemek için harika bir alan. Trocadéro Eyfel’in en ikonik fotoğraflarının çekildiği nokta. Sabah erken saatler daha sakin oluyor. Pont Alexandre III Paris’in en şık köprülerinden biri. Altın detayları ve manzarasıyla özellikle gün batımında çok keyifli. Arc de Triomphe Şehrin tam merkezinde yükselen anıt. Tepesine çıkarsanız Paris’i 360 derece izleyebiliyorsunuz. Louvre Müzesi Dünyanın en büyük müzelerinden biri. Tamamını gezmek neredeyse imkânsız; gitmeden önce görmek istediklerinizi seçmek şart. Notre-Dame Katedrali 2019’daki yangından sonra hâlâ toparlanma sürecinde ama dışarıdan görmek bile Paris ruhunu hissettiriyor. Yapı şuan da ziyaret edilebiliyor, ancak restorasyon tamamen bitmiş değil. Shakespeare and Company Küçük ama ruhu büyük bir kitapçı. Oldukça kalabalık, önünde fotoğraf çektirmek için bile beklemek gerekebiliyor. Montmartre Dar sokakları, bohem havası ve sanatçı ruhuyla Paris’in en karakterli bölgelerinden. Amelie izleyenler burayı beğendi. <3 Sacré-Cœur Bazilikası Paris’in en yüksek noktalarından birinde. Manzarası gerçekten nefes kesici; tüm şehir ayaklarınızın altında. Tuileries Bahçesi Louvre ile Concorde arasında yer alan geniş bir bahçe. Şehir içinde kısa bir mola için birebir. Pont des Arts Seine Nehri üzerinde, yürüyüş için çok keyifli bir köprü. Gün batımında ayrı güzel. Jardin du Luxembourg Parislilerin en sevdiği parklardan. Sandalyeye oturup etrafı izlemek bile keyifli. Paris’te Yeme-İçme Kahvaltı Holybelly Paris’te “iyi kahvaltı” denince ilk akla gelen yerlerden. Kalabalık ama yumurtaları gerçekten lezzetli. Filtre kahve bulabilmek büyük artı. Pancake’leri bana hitap etmedi. Du Pain et des Idées Paris’in en meşhur fırınlarından. Kapalıydı ama vitrinine bakmak bile insanı iştahlandırıyor. Boulangerie Utopie Küçük, salaş ve çok iyi. Oturacak yer yok; paket alıp dışarıda yemek en mantıklısı. Pratik ve lezzetli bir kahvaltı için ideal. Tatlı (ve evet, biraz daha tatlı) Pierre Hermé Makaron denince çıtayı çok yukarı koyan yer. Neden bu kadar sevildiğini anlıyorsunuz. Ladurée Klasik ve şık. Makaronları güzel ama Pierre Hermé kadar vurucu değil. Angelina Paris Çok popüler ve çok kalabalık. Mont Blanc görsel olarak harika ama tat olarak beklentimizi karşılamadı. Yine de denemek isteyenler için ikonik. Odette Küçük, tatlı bir durak. Hafif tatlı isteyenler için güzel bir alternatif. Yemek Le Relais de Venise l’Entrecôte Paris’te açık ara favorim. Menü sabit ama boşuna değil. Et ve patatesin iki kez servis edilmesi kalbimi çaldı. Sıra bekliyorsunuz bayağı ama bence değiyor. Ober Mamma Enerjisi yüksek, kalabalık ve keyifli. Pizzaları gerçekten başarılı ama rezervasyon şart. Daroco Ambiyansı çok güzel. Pizza konusunda beklentiyi çok yükseltmemek lazım ama açken iş görüyor. Le Train Bleu Tren garının içinde inanılmaz şık bir restoran. Menü bize hitap etmedi ama atmosfer için bile görülebilir. Little Red Door Küçük ama çok karakterli. Kokteylleri gerçekten başarılı. Vaktimiz çok geniş olmadığı için bu seyahatte Orsay Müzesi, Moulin Rouge, Versay Sarayı ve Disneyland Paris gibi ikonik durakları pas geçtik; Paris’le olan randevumuzu yarım bırakıp, bir sonraki gelişe sakladık. Paris sizi bekler… Şimdiden iyi gezmeler 🙃
- Kapadokya Müze Rehberi | SineGezi
Kapadokyadagezilecek müzeler, müze giriş saatleri ve ücretleri hakkında bilgileri içermektedir. Kapadokya Müze Rehberi 21.03.2017 | Gonca Kaya Güray Müze Müze kart geçmiyor. Giriş ücreti: 10 TL Otopark: Ücretsiz Çömlek yapıp kapıp gitme: 5 TL Adres: Yeni Mahallesi, Dereyamanlı Cd., 50840 Avanos/Nevşehir Yazıya Geri Dön Paşabağ Vadisi Giriş Ücreti: Yok. Otopark: Ücretsiz Yazıya Geri Dön Zelve Örenyeri Giriş Ücreti: 10 TL Müze Kart: Geçerli Tatil Günü: Her gün açık Giriş saatleri : Nisan-Ekim (Yaz Dönemi) : 08:00 - 19:00 Kasım-Mart (Kış Dönemi) : 08:00 - 17:00 Otopark: 3 TL Yazıya Geri Dön Çavuşin Kilisesi Giriş Ücreti: 8 TL Müze Kart: Geçerli Tatil Günü: Her gün açık Giriş saatleri : Nisan-Ekim (Yaz Dönemi) : 08:00 - 19:00 Kasım-Mart (Kış Dönemi) : 08:00 - 17:00 Otopark: Ücretsiz Adres: Göreme Tarihi Milli Parkı, 50500 Çavuşin Köyü/Avanos/Nevşehir Yazıya Geri Dön Kızılçukur Vadisi Giriş Ücreti: 2 TL Otopark: Ücretsiz Yazıya Geri Dön Güvercinlik Vadisi Adres: Aşağı Mahallesi, 50240 Uçhisar Belediyesi/Nevşehir Merkez/Nevşehir Yazıya Geri Dön Kaymaklı Yeraltı Şehri Giriş Ücreti: 30 TL Müze Kart: Geçerli Tatil Günü: Her gün açık Giriş saatleri : Nisan-Ekim (Yaz Dönemi) : 08:00 - 19:00 Kasım-Mart (Kış Dönemi) : 08:00 - 17:00 Otopark: 4 TL Yazıya Geri Dön Derinkuyu Yeraltı Şehri Giriş Ücreti: 25 TL Müze Kart: Geçerli Tatil Günü: Her gün açık Giriş saatleri : Nisan-Ekim (Yaz Dönemi) : 08:00 - 19:00 Kasım-Mart (Kış Dönemi) : 08:00 - 17:00 Otopark: Ücretsiz Yazıya Geri Dön Ihlara Vadisi Giriş Ücreti: 20 TL Müze Kart: Geçerli Tatil Günü: Her gün açık Giriş saatleri : Nisan-Ekim (Yaz Dönemi) : 07:00 - 19:30 Kasım-Mart (Kış Dönemi) : 08:00 - 17:00 Otopark: 5 TL Yazıya Geri Dön Uçhisar Kalesi Öğrenci: 3.5 TL Tam: 7 TL Müze Kart : Geçerli değil. Giriş saatleri : 07:00 – 18:45 Otopark: Ücretsiz Yazıya Geri Dön Göreme Açıkhava Müzesi Giriş Ücreti: 30 TL Müze Kart: Geçerli Karanlık Kilise: 10 TL (Müze kart geçerli değil) Tatil Günü: Her gün açık Giriş saatleri : Nisan-Ekim (Yaz Dönemi) : 08:00 - 19:00 Kasım-Mart (Kış Dönemi) : 08:00 - 17:00 Otopark: 6 TL Yazıya Geri Dön Please reload
- Kapan | SineGezi
Şüphesiz ki çoğumuz bir filme gitmeden IMDB puanını kontrol ediyor. Yüksek puanlı filmlerde IMDB’ye daha çok güveniyorum... Kapan (Get Out) - 2017 24.04.2017 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 8,2/10 Beyaz Perde : 4,5/5 Tür : Korku, Gerilim Süre : 104 dk Yönetmen : Jordan Peele Oyuncular : Daniel Kaluuya, Allison Williams, Catherine Keener , Bradley Whitford Şüphesiz ki çoğumuz bir filme gitmeden IMDB puanını kontrol ediyor. Beni Kapan’a götüren de itiraf etmeliyim ki; IMDB puanının yüksekliği oldu. Yine de film çok yeni olduğundan, IMDB puanına kanıp çok yüksek bir beklenti ile gitmedim. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: son dönemde izlediğim gerilim, korku başlığı altındaki filmlerin en iyisi idi! Olay örgüsü, dozunda gerilim ve oyuncuların gerçekçi performansları filmin başından sonuna kadar izleyiciyi ayık tutmayı başarıyor hatta adeta hipnotize ediyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamanız ve oradaymışsınız hissi çok az filmde olur. İşte böyle başarılı bir yapım var karşımızda. Film Amerika’da ki siyah-beyaz muhabbetini konu edinmiş ve anlamlı bir bakış açısıyla işlemiş. Biraz ayrıntı verecek olursak: Rose siyahi erkek arkadaşı Chris’i ailesiyle tanıştırmak amaçlı şehir dışındaki evlerine davet eder. Chris ten renginden ötürü kendini rahatsız hissederken Rose bunun ailesi için hiç sorun olmayacağını söyler ve nitekim de ailesinin Chris’e karşı tutumu gayet iyidir. Zaman ilerledikçe Chris evde yaşayanlarda ve yakın akrabalarda bir tuhaflık olduğunu keşfeder, bizim de izleyici olarak fikirlerimiz vardır tabi ama bu kadarı da olmaz diyebileceğimiz bir sonla film bizi şaşırtmayı başarır. Bahsetmeden geçmeyelim; Chris'in yaşadığı tuhaflıkları birebir arkadaşına anlatması ve arkadaşının üstün şüpheciliği; esas oğlanın yani Chris'in olaylara biraz daha şüpheci bakmasını ve olayların daha hızlı ilerlemesini sağlıyor. (Chris ve arkadaşının dialogları seyirciyi azda olsa gerilim havasından çıkarıp, filme renk katacak cinsten.) Aslında daha anlatılacaklar var tabi ama spoilersiz bu kadar anlatılıyor :D İyi seyirler..
- Okumalı | SineGezi
Okuduğumuz sevdiğimiz tavsiye ettiğimiz tüm kitaplar ve yorumları burada... Kırmızı Pazartesi | Gabriel García Márquez Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi’nin baş kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2 dakika olmadan gün yüzüne çıkıyor. Bu sebepten bahsetmekten çekinmiyorum... Cehenneme Övgü | Gündüz Vassaf Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgüsü (Gündelik Hayatta Totalitarizm) 20 bölümden oluşan, okudukça insanı düşünmeye ve sorgulamaya davet eden, totalitarizm kavramının ne kadar boş olduğunu eşsiz bir şekilde işlendiği ve başucu kitabı olarak nitelendirebileceğim bir eser... Kardeşimin Hikayesi | Zülfü Livaneli Aşk, dram ve gizem türündeki bu roman 2013 yılında yayınlanmış. Okumaya başladığınızda ilk sayfadan itibaren roman; gerek kurgusu gerek akıcı diliyle okuyucunun merakla bir sonraki sayfayı çevirmesini sağlıyor... Körlük Kitap Jose Saramago'nun okuduğum ilk eseri. Kitaba ilk başladığım anda beni kendine çekmeyi başardı. Gerek dili, gerek konusu çok ilginç ve Saramago'nun kaleminden daha da keyifli işlenmiş... Kürk Mantolu Madonna | Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak; bugün hala en çok okunan kitaplar listesine baktığınızda bu eseri rahatlıkla görebilirsiniz...
- Şirince - Matematik Köyü | SineGezi
Efes ve Selçuk gezisinden sonra; Şirince ve Nesin Matematik köyünü kendimize rota olarak belirledik. Ne yalan söyleyelim Şirince’yi 21 Aralık 2012 Maya... Şirince - Nesin Matematik Köyü 27.11.2016 | Gonca Kaya Paylaş Efes ve Selçuk gezisinden sonra; Şirince ve Nesin Matematik köyünü kendimize rota olarak belirledik. Ne yalan söyleyelim Şirince’yi 21 Aralık 2012 Maya Takviminin bitimi olması, Marduk gezegeninin Dünya’ya çarpacağı ve Şirince’nin sağlam kalan yerlerden birisi olacağı efsanesiyle tanıdık hatta tüm dünya tanıdı da diyebiliriz. Neyse reklamın iyisi kötüsü olmaz. Biz de uzun zamandır Şirince’yi merak ediyorduk. İzmir gezisi planlamışken de bu efsanevi köyü gidip görmeden yapamazdık. Şirince’ye nasıl gidilir? Selçuk’tan kalkan minibüslerle (3TL) ulaşılabilir, taksiyle (50 TL civarı) gidilebilir veya kendi aracınızla gidebilirsiniz. Şirince Selçuk’a 8 km mesafede bulunuyor. Yolları virajlı ancak hiç köy yolu gibi değil asfalt yollar sürüşü oldukça kolaylaştırıyor. Şirince köyünün içine araçla giremiyorsunuz. 2 seçeneğiniz var. Girişinde arabanızı bırakmak veya köyün sonuna kadar arabayla gidip orada arabanızı bırakmak. Köyün yolları pek araba ile gezmeye elverişli değil, zaten binlerce kişinin ziyaret için geldiği köye arabayla girilseydi gezebilecek bir köy kalmazdı herhalde :) Biz Şirince’ye araçla gitmeyi tercih ettik. Aracımızı hemen köyün girişinde bıraktık. Hatta köyün girişindeki otopark Papazın Mahzeni adında bir şarap evi ile anlaşmalı. Eğer oradan şarap alırsanız otopark ücreti ödemiyorsunuz. Üstelik gidip aldıktan sonra arabanıza kadar aldığınız şarapları götürüyorlar. Güzel hizmet :) Bizde bu hizmeti sevdiğimizi ve faydalanacağımızı söyleyip. Şirince’yi keşfetmek için yola koyulduk. Köy oldukça turistik ve canlı idi. Çarşısında Şirince’ye dair birçok şey bulabilirsiniz. Baharatlar, zeytinyağları, nar ekşileri, zeytinyağlı sabunlar, kremler, reçeller, incik boncuklar, şaraplar ve birçoğu sizi bekliyor. Çarşısı evet çok hoştu, satıcılar çok ilgiliydi ancak fazla ilgi rahat gezmenizi engelleyecek cinsten bir de köy atmosferinde böyle olunca pek doğal bir köydeymişsiniz hissini vermiyor. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim. Şirince şaraplarından ayrıca bahsetmek istiyorum. Şirince Şarapları Üreticiler suyunu çıkarabildikleri hemen her meyveden şarap yapıyorlar. Şarapların tadı ve tatlığı da meyvelere göre değişiyor. Çeşitlerini sayarsam aklınızda biraz olsun şekillenir diye düşünüyorum: Yaban mersini, Karadut, Böğürtlen, Şeftali, Nar, Çilek, Erik, Ahududu, Ayva, Kavun. Karadut ayrı bir üne sahip burada. %8 alkol oranı ve %12 alkol oranı ile yapılan meyve şarapları var. %12 likler biraz daha sert ancak meyve aromasını daha çok hissediyorsunuz. Biz tercihimizi Karadutun şanına dayanamayıp; Karadut’tan yana kullandık. Yanında bir de yaban mersinli şaraptan alıverdik. Tabi diğer şaraplardan da denemeden etmedik. İkram konusunda da gayet bonkör Şarap satıcıları, bu konudan yana derdiniz olmasın. Şirince’de ne yenir? Sabah Selçuk’u gezip öğlen Şirince’ye gelince ilk işimiz yemek yeri aramak oldu bizim. Şirince’de genelde köy evleri; hem pansiyon hem de restoran olarak kullanılıyor. Neler yiyebileceğinize gelirsek çöp şiş, gözleme, meze, mantı, Efe kebabı, çökertme, keşkek, zeytinyağlılar gibi birçok yemek alternatifi bulabilirsiniz. Biz Sedir Börek & Mantı Evi'ne gittik. Burada da zengin bir menü vardı. Yemek yedikten sonra mutlaka kumda kahve içmenizi öneririz. Şirince'sw çok meşhurdu. Farklı ve güzel bir tadı olduğunu söyleyebilirim. Kahve severler denemeden geçmesin. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Şirince’de görülmesi gereken yerlerden bir diğeride St John Baptist Kilisesi; kilise oldukça eski ancak manzarası gerçekten çok güzel. Sonbahar sayesinde doğanın yaza vedasını gördük. Köy yolu ve Kilise manzarası ciddi anlamda insanın üzerinde tabloya bakıyormuş hissi bırakıyordu. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Köyün sokaklarını turladıktan, yemeğimizi yedikten, kahvemizi ve şarabımızı içtikten sonra hemen 1 km ötedeki Nesin Matematik köyüne doğru yola koyulduk. Dilerseniz yürüyebilirsiniz. Ancak bizim fazla zamanımız olmadığından ve enerjimizi köye ulaşırken değil köyü gezerek harcamaktan yana olduğumuzdan, arabayla gittik. Şirince ye gelir gibi asfalt değil yolları ama kötü de değil. Matematik Köy’üne giderken beklentimiz çok yüksek değildi. Ne bulacağımızı da çok bilmiyorduk dolayısıyla doğası, sakinliği bizim için tam bir sürpriz oldu. Hayran kaldık, hatta keşke daha fazla vakit ayırsaydık dedik. Sonbahar renkleriyle bütünleşince köy daha da bir güzel göründü gözümüze. Köy öğrenciler için yapılmış. Yaz aylarında matematik dersi veriliyormuş öğrencilere. Biraz incelediğimde lisansüstü derslerinin bile verildiğini gördüm. Yani gitmek için çokta geç değilmiş. Matematik köyü Aziz Nesin’in oğlu Ali Nesin tarafından 1995 te kurulmuş ve hiçbir kar amacı gütmemekteymiş. Dilerseniz matematik köyüne yardımda bulunabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için sitesini ziyaret edebilirsiniz > http://nesinkoyleri.org/ To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Güzel dolu dolu geçen günün sonunda Şirince’ye ve Matematik Köyüne veda ettik ve daha gezeceğimiz yeler var diyerek İzmir merkeze doğru yol aldık. Gelecek yazımız İzmir merkezi içerecek :) Keyifli okumalar :) Bizce İlginizi Çekebilir... Tarihin Başkenti : Selçuk Sonbaharda İzmir Turu
- İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı | SineGezi
Oyun hemen hemen bir çoğumuzun ama uzun ama kısa bir süre de olsa deneyimlemiş olduğu işsizlik sürecini konu alıyor. İkinci Dereceden İ şsizlik Yanığı 12.02.2017 | Gonca Kaya Paylaş Yazar : Ali Cüneyt Kılcıoğlu Yönetmen : Elif Erdal Oyuncu : Berkay Tulumbacı Süre : 1 saat 40 dakika (2 Perde) Ödüller : Ekin Yazın Dostları 2014 Tiyatro Ödülleri, Yılın Erkek Oyuncusu, XIV. Direklerarası Seyirci Ödülleri, Genç Yetenek Ödülü, İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı Ali Cüneyt Kılcıoğlu ’nun kaleminden çıkan bir oyun. Oyunun konusu, kurgusu oldukça başarılı. Oyun hemen hemen bir çoğumuzun ama uzun ama kısa bir süre de olsa deneyimlemiş olduğu işsizlik sürecini konu alıyor. Ancak bu işsizlik 2001 kriz zamanında yaşanıyor ve piyasalar sebebiyle bir hayli uzun zaman alıyor, tabi hal böyle olunca etkileri çokta hafife alınacak cinsten olmuyor. Oyunu tek başına sırtlanan, başından sonuna kadar hiç falso vermeden, tempoyu düşürmeden, tüm duygularını bize samimiyetle yansıtan işsizimiz; Berkay Tulumbacı ’yı tebrik etmek gerekiyor. Oyun hakkında biraz daha fazla ayrıntı vermek gerekirse; 2001 yılında yaşanan herkesi etkileyen krizle birlikte bütün piyasalar tepetaklak oluyor. Tam da bu sırada askerliğini tamamlayıp, iş aramaya başlayan işsizimizin yaşadığı süreçlere şahit oluyoruz. Olay Berkay Tulumbacı tarafından geriye dönük bir şekilde anlatılıyor. İş görüşmesi ritüellerini yani; sinir bozan, nabız yoklayan sorulara sabırla cevap verdiğiniz, güçlü bir psikolojiye sahip olmanızın zorunlu olduğu, mezun olduğunuz bölümle ilgili bir iş aramakta olup aranmayı beklerken ciğerinizin solduğu, issizlikten bunalıp istemediğiniz işler için kendinizi bir masanın diğer ucunda bulduğunuz zamanların olduğu saçma sapan bir dönemeç! Durun daha bitmedi; yazılan kitapların, verilen tavsiyelerin herkesi bir kalıba sokulduğu düzende, iş verenin hem bu kıstaslara uymanızı hem de farklı olmanızı beklediği, çok fazla aday olduğundan sadece onların sizi değerlendirdiği, sizin değerlendirme hakkınızın hatta bunun ötesinde kendiniz gibi davranma hakkınızın bile olmadığı berbat ötesi sorunlu bu dönemi en güzel noktalarına değinerek, yakalayan oyun hem gülümsetti hem de derin derin düşündürdü bizi. Gülümsetme kısmında Berkay Tulumbacı’nın renkli anlatımının payı büyük. Oyun bittikten sonra, 2013’ten bu yana oynanan bu oyunu neden daha önce izlemediğimi sorguladım diyebilirim. Herkese tavsiye ediyorum :)
- Kapadokya | SineGezi
Farklı dokusuyla dikkat çeken, aynı zamanda doğal ve kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi Unesco’da yer alan; Kapadokya uzun zamandır gitmek istediğimiz.. Kapadokya'da Üç Mevsim 20.03.2017 | Gonca Kaya Fotoğraflar: Hande Samancı, Lütfiye Ünal, Gonca Kaya Paylaş Farklı dokusuyla dikkat çeken, aynı zamanda doğal ve kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi Unesco’da yer alan; Kapadokya uzun zamandır gitmek istediğimiz bir yerdi. Ya Nisan-Mayıs ya da Eylül-Ekimi tercih edin dediler. Evet bizce de öyle tercih edilse güzel olabilir. Ancak daha fazla erteleyemeyip ve bir çılgınlık yapıp kapıdan baktırıp kazma kürek yaktıran sevgili mart ayının tee en başında yola koyulduk. Mart ayını seçmemizin dezavantajlarının yanında bir çok avantajı oldu. Mesela uçak biletlerini neredeyse yarı yarıya aldık. Oteli inanılamayacak kadar uygun bulduk ve bonus 3 mevsimi birden yaşadık. Yaz kesinlikle bunlardan değildi. Üşüdük hatta donduk ama yılmadık. Her yeri gezmek için 3 günümüz vardı ve durmadan gezmeliydik. Bu sebepten sağlam bir plan yaptık ki gideceklere yegane tavsiyemdir; rotanızı doğru oluşturursanız 3 günde Kapadokya gezilir ama tadını çıkara çıkara gezmek için 4-5 gün daha ideal olacaktır. Güray Müze Ayrıntılar için tık :) Ulaşım Efenim ilk olarak ulaşımdan bahsetmek istiyorum. Uçak bilet fiyatı burada biraz etkili oldu. 2 seçeneğimiz vardı. Nevşehir Havalimanı veya Kayseri Havalimanından birisini seçecektik. Pegasus amcaya inandık ve Kayseri Havalimanından yana tercihimizi kullandık. Rotamız bir ölçüde buradan belirlenmiş oldu. Kayseri’den hemen bir araç kiraladık. Nevşehir’i gezmek için gerçekten arabaya ihtiyaç var. Otobüs ve minibüsler belli bir yere kadar ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyor. Taksi deseniz o kadar zengin değiliz. Kalacak Yer Kalacak yer olarak Göreme’yi belirledik ve ona göre hareket ettik. Elite Stone House’da çok makul bir fiyata konakladık. Diğer seçeneklerimiz Travellers Cave Otel ve Sultan Cave Otel idi. Onlar da uygun fiyatlıydı. Sıkı takipte olursanız bizim gibi kampanyalara denk gelebilirsiniz. Neyse aracımızı Sixt rent a car dan kiraladık. Kayseri – Nevşehir arasın en fazla 1 saat alıyor. Biz en yakın konum olan Avanos’u gidilecek ilk yer olarak belirledik: Gelelim rotamıza: Avanos Sallanan Köprü Kızılırmak sallanan köprü ilk durağımız oldu. Biraz gezinip soğuğa yenik düştük ve hemen yakındaki, oldukça merak ettiğimiz saç müzesine doğru yol aldık. Saç Müzesi Müzeye giriş ücretli değil. Müze dışında hediyelik Kapadokya'ya dair hediyelikler satılıyor burada. Saç müzesinin temasına gelecek olursak, bizi oldukça şaşırtan bir manzara ile karşılaştık. Bize aktarıldığı kadarıyla, Fransız bir kadın dükkan sahibiyle yaşadıkları duygusal ilişki sonrasında hatıra olarak, telefonunu, adresini ve bir tutam saçının olduğu bir kağıt bırakır. Hikayeyi dinleyen kadınlar, etkilenip aynı şekilde saçlarını kesip, iletişim bilgilerini yazarlar. Her yıl 10 kadın bıraktıkları hatıra saçlardan rastgele seçiliyor, Kapadokya'da çömlek kursuna gitme hakkı kazanabiliyormuş. Müzede resim çekmek ne yazık ki yasak. Biz de saygı duyduğumuzdan çekmiş olsak da paylaşmıyoruz :) Güray Müze Hem modern sanattan hemde eski tarihten bir şeyler bulabileceğiniz, hediyelik eşya alıp, kendi çömleğinizi yapıp, kapıp gidebileceğiniz bir yer. Gezerken ve çömlek yaparken çok keyif aldık ve hiç kolay bir iş olmadığını da görmüş olduk. Müze ve ören yerleri için giriş saatleri, ücretlerini derledik. Ayrıntılar için tıklayınız. Sonraki durağımız Uranos Sarıkaya Restourant oluyor. Ayrıntılar için tıklayınız. Güray Müze Sayfa Başı Güray Müze PAşabağ Zelve Örenyeri Kızılçukur Vadisi Güvercinlik Vadisi Kaymaklı Yeraltı Şehri Derinkuyu Ihlara Uçhisar Aşıklar tepesi Göreme Açıkhava PAşabağ Paşabağ Vadisi Rahipler Vadisi olarak da bilinen Paşabağ Avanos – Göreme yolu üzerinde Zelve tabelasını takip ettiğinizde karşınıza çıkıyor. Peribacası masum köylüler olarak. Her yerini resimlemiş olabiliriz. Diğer gezdiğimiz yerlere göre gezilmesi daha kolay olan bir yer. Zelve Örenyeri Paşabağ’ın hemen 1 km ilerisinde bulunan Zelve oldukça geniş bir yerleşim. 3 vadiden oluşuyor ve peribacalarının en yoğun olduğu bölge, bunu ilk girişte farkedebiliyorsunuz. Hristiyanlar 9. Ve 13. Yüzyıllar arasında Zelve’de yaşamış ve ilk Din eğitimleri burada verilmiş. Zelve Örenyeri Çavuşin Köyü Burada gidilebilecek 2 kilise var. Vaftizci Yahya Kilisesi Çavuşin Kilisesi Kızılçukur Vadisi Kızılçukur’a ulaşmak için bayağı bir tırmanıyoruz. Güneşi batırmak için çok ideal bir nokta, peribacalarının kızıllığı ile ortaya çıkan manzara görülmeye değer. Giriş bedeli kişi başı 2 TL. Oturabileceğiniz bir çay bahçesi mevcut. Burada atıştırabileceğiniz yiyecekler de var. Manzaraya karşı konulmuş eski koltuklar sedirlerle nasıl deli dehşet fotoğrafların çıktığından bahsetmiyorum bile. Mutlaka gidilmeli ve güneş batırılmalı. İlk günün yorgunluğu bizi bizden alıyor ve birşeyler yemek ve içmek için Göreme merkezinde yer alan, oldukça samimi bir ortama sahip, şık sunumlarıyla bizden tam not alan Mydonose cafede soluğu alıyoruz. Ayrıntılar için tıklayınız. İkinci günün planı bol merdiven içeriyor. Planı yaparken mesafelere göre yaptık. Bu kadar yorulacağımızı düşünmemiştik. Baştan uyaralım. Kızılçukur Vadisi 2.Gün Güvercinlik Vadisi Meşhur nazar boncuklu ağacın olduğu vadi. Göreme ve Uçhisar arasında kalıyor. Treking yapmak isteyenler için ideal bir mesafe olabilir. Güvercinlik Vadisi Kaymaklı Yeraltı Şehri Nevşehir’e 20 km uzaklıkta yer alan Kaymaklı yeraltı şehrinin tarihi M.Ö. 3000 yılına kadar dayanıyor. 8 kattan oluşan yerleşimin 4 katı gezilebiliyor. Girişte kırmızı okları, dönüşte de mavi okları takip ederek gezebiliyorsunuz. Oklar olmasa halimizi düşünemiyorum. Hititler döneminde 8 katı oluşturulan şehir Roma ve Bizanslılar tarafından genişletilip bir şehir haline getirilmiş. Yeraltı şehirlerinden en geniş alana sahip olanı Kaymaklı Yeraltı şehri. Kaymaklı Yeraltı Şehri Derinkuyu Yeraltı Şehri Kaymaklı Yeraltı şehrini gezdikten sonra bir 10 dakika daha gidip Derinkuyu’ya ulaşabilirsiniz. Derinkuyu Kaymaklı’ya oranla daha dar ve dik. 50 metre aşağıya inceğimiz söylendi. En aşağıya yani kilisenin olduğu bölüme inerken dar bir koridordan geçmeniz gerekiyor. Aşağı inerken veya yukarıya çıkarken bağrınız. Aksi takdirde sıkışıp kalabilirsiniz. Bu dar koridorda bir turist kafilesiyle karşılaşılmasını hayal bile etmek istemiyorum. Roma’lı askerlerin zulmünden kaçmak için uzun süre yaşamaları gerektiği için Hristiyanlar, yeraltı şehrine saraphane, toplantı odaları dahil bir çok alan inşa etmişler. Müze ve örenyerleri için giriş saatleri, ücretlerini derledik. Ayrıntılar için tıklayınız. Derinkuyu Ihlara Vadisi Derinkuyu yeraltışehrinden Ihlara Vadisine doğru yola koyulduk. Ihlara vadisi Kapadokya’ya gidenlerin genellikle gezi planına dahil ettiği bir yer ancak Aksaray’da yer aldığının bigisini verelim. Göreme merkezinede 1 saat 15 dakika uzaklığında olduğunu da ekleyelim. Tabelaları takip ederek giderseniz yol sizi vadinin orta girişine getiriyor. 14 km lik bir vadiden bahsettiğimiz için nereden giriş yaptığımızın çok önemi olmuyor bizim için. Yalnız yorucu bir ayrıntı var. Vadiye orta girişten yani Belisırma girişinden girerseniz 400 merdiven inip 400 merdiven çıkmanız gerekiyor. Vadiye indiğinizde sola doğru yürürseniz. 1.5 km uzakta gözleme yapan restaurantlar var. Müze ve örenyerleri için giriş saatleri, ücretlerini derledik. Ayrıntılar için tıklayınız. Ihlara Uçhisar Kalesi Ihlara vadiside bizi yıldıramadı yine güneşin batışını izleyecektik. Hem de Kapadokya’nın en yüksek noktasından izleyecektik. Bütün merdiven unsurunu barındıran gezi noktalarını da aynı gün içerisinde seçmemiz biraz talihsiz oldu ne yalan söyleyelim ama yine de karşılaştığımız manzaralar bizi motive ettiğinden yüzlerimiz gülüyordu. Bütün Kapadokya’yı kuş bakışı görebilceğiniz bir konumda olan kale, gün batışı için ideal nokta olabilir. Müze ve ören yerleri için giriş saatleri, ücretlerini derledik. Ayrıntılar için tıklayınız. Uçhisar Museum Otel Uçhisar kalesinden yorgun, argın ve üşümüş olarak çıkış yapıyoruz. Bu yorgunlukla olmaz deyip bir kahve molası verelim diyoruz ki zaten akşam yemeği yemek dışında daha başka bir aktiviteye halimizde yok. Tüm merdivenleri başarıyla tüketmişiz. Bunun için deli kalorili şeyler yiyebiliriz tabiki. Museum otelin kendine ait bir restoranı bulunuyor. Lil’a restaurant, oldukça geniş bir menüye sahip olmanın yanında son derecede şık bir restaurant. Osmalı motiflerini her köşede görebiliyorsunuz. Yemek olmasa da kahve ve manzara için mutlaka uğrayın derim. 2.günün son durağı olarak Seten Restourant’ı belirledik. Göreme’de yer alan restaurant hakkındaki ayrıntılar için tıklayınız. 3.Gün Aşıklar Tepesi Güne erken başlamak bir alışkanlık oldu bizde, bugün de balonları göremezsek bayağı moraller bozulacaktı. Neyse ki şansımız yaver gitti ve balonların uçuş yapacağını öğrenip, hemen fırladık. Balon demişken biz hava şartları sebebiyle cesaret edemedik, balona binme işini erteleyip seyretme ile yetinmeye karar verdik. Balonları izlemek için en iyi nokta bence Aydın Kırağı Tepesi aynı zamanda Aşıklar tepesi olarakta anılıyor. Aman diyeyim internetten aşıklar tepesi diye yön bulmaya çalışmayın, çok uzaklara götürmeye kalkıyor. Arabayla belirli bir noktaya kadar gidip sonrasında en fazla 5 dakikada tepeye ulaşabiliyorsunuz. Sonrasında balonların birer birer havalanmasıyla görsel bir şölen başlıyor. İzlemek fotoğraf çekmek hepsi çok keyifli. Balonları uzunca seyrettikten sonra kahvaltı molası verdik ve 1 saatlik molamızda aniden başlayan kar yağışı sonrasında her yer bembeyaz oldu. Gezinin başından beri karlı da çok güzel olur buralar deyip duruyorduk. Bayağı şanslıydık ki 3 günde Kapadokya’yı beyazlara bürünmüş bir halde de görebildik. Aşıklar tepesi Göreme Açıkhava Müzesi Göreme açık hava müzesini son güne bırakma sebebimiz çok yakınımızda olmasından kaynaklanıyordu. Göreme açık hava müzesi kiliselerden oluşuyor desek yalancı olmayız. Göreme Açık Hava Müzesi’nde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise gezilebiliyor.(muze.gov.tr,2017) Karanlık Kiliseyi görmek istiyorsanız giriş ücreti haricinde 10 TL extradan ödemeniz gerekiyor. Biz merakına yenilenlerdeniz. Karanlık kiliseye terettütsüz giriyoruz. Burasını diğer kiliselerden farklı kılan duvardaki resimlerin son derece özenli bir şekilde korunması. Tüm figürler çok net ve fotoğraflamak kesinlikle yasak. Bu kadar canlı görünmelerinde iyi bir bakımın olduğunuda düşünmekteyiz, çünkü bayağı yağlı boya yapmış kurumaya bırakmışsınız havası var duvarlarda, çok beğendik. Müze ve ören yerleri için giriş saatleri, ücretlerini derledik. Ayrıntılar için tıklayınız. Göreme Açıkhava Üçgüzeller Göreme müzesinde gezmedik yer bırakmadıktan sonra Ürgüp’e doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde olduğunu bildiğimiz Üç güzellere uğrama planımız var. Bayağı ne tabela var ne bir işaret, Göreme’den Ürgüp’e giderken solda kalıyor güzellerimiz bilginiz olsun. Ürgüp diğer gezdiğimiz yerlere göre daha büyük bir ilçe gibi geldi bize. Asmalı Konak Asmalı Konak’a vaktimiz olursa uğrayacaktık derken pat diye karşımıza çıktı, bizde uğramadan yapamadık. Dizide kullanılan bazı eşyalar hala duruyor bu konakta. 3 TL vererek burayı geebiliyorsunuz. Gezerken insan eskiyi hatırlıyor tabi çok flu olarak. Ne diziydi be diyorsunuz geziyi tamamladıktan sonra :) Turasan Şarap Fabrikası Asmalı Konak’ın hemen ilerisinde bulunan şarap fabrikasının satış ve tadım için ayrı bir bölümü bulunuyor. Daha önce hiç görmediğim bir ilgi ve sabır ile şarap ikramları yapılıyor. İstemiyorum desenizde bakıyorsunuz kadehler dolmuş. Herkesin damak tadı farklı tabi ama ben Turasan Öküzgözü ve Boğazkere’i ayrı bir övmek istiyorum. orta sertlikte ve içimi çok rahat ikisininde. Mustafa Paşa Sinasos olarakta anılan Mustafa Paşa Hristiyanlığın yoğun yaşandığı bir bölge, bu sebeple 30’a yakın kiliseyi bünyesinde barındırıyor. Aziz George, Aziz Vasilios ve Aziz Stefanos Kiliseleri ve Aziz Basil Şapeli bu kiliselerden öne çıkanlar. Kapadokya Sanat ve Tarih Müzeside bu bölgede yer almakta. Müze ve ören yerleri için giriş saatleri, ücretlerini derledik. Ayrıntılar için tıklayınız. Dönüş Dönüş zamanı yaklaştığı için ve gezeceğimiz yerleri büyük ölçüde verimli bir programla tamamladığımız için mutlu ve yorgun olarak Güzel Atlar Ülkesini yani Kapadokya’yı geride bırakarak Kayseri’ye doğru yola çıkıyoruz. Mutlaka gezilip, görülmesi gereken bu topraklar bizi çok etkilemeyi başardı, şimdiden bir daha ne zaman gitsek planları yapmaya başladık bile. Keyifli okumalar :) Bizce İlginizi Çekebilir... Kapadokya Müze Rehberi Yemeli-İçmeli Kapadokya
- Duyguların Rengi | SineGezi
Duyguların Rengi (The Help) filmi, Kathyn Stockett'in en çok satanlar listesinde bir numarada yer alan romanından uyarlanmış ve kitapla aynı ismi taşımaktadır. Duyguların Rengi (The Help) - 2011 17.08.2016 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 8,1/10 Beyaz Perde : 4,1/5 Tür : Biyografi, Dram, Komed, Politika Süre : 146dk Yönetmen : Tate Taylor Oyuncular : Emma Stone, Bryce Dallaas Howard, Mike Vogel, Jessica Chastain, Viola Davis Senaryo : Tate Taylor Duyguların Rengi (The Help) filmi, Kathyn Stockett'in en çok satanlar listesinde bir numarada yer alan romanından uyarlanmış ve kitapla aynı ismi taşımaktadır. 2011 yapımı olan film drama, komedi, biyografi ve siyasi olmak üzere 4 kategoriyi içermektedir. Bu açıdan film geniş bir kitleye hitap ediyor. Eee hal böyle olunca filmi izlerken birçok duyguyuda aynı anda yaşıyorsunuz. Afişine baktığımızda film her ne kadar romantik komedi tadında bir filme benziyor olsada, aslında ırkçılık karşıtı bir yapım olduğunu ve bu açıdan da filmin içeriğinin gayet başarılı şekilde izleyiciye aktarıldığını söylemek mümkün. Beyaz bebeklere bakıcılık yapan siyahileri konu alan The Help filminin bazen güldürdüğünü ancak genel olarak insanı hüzenlendirdiğini söyleyebilirim. Başroldeki araştırmacı, inatçı ve güzel gazetecimiz Skeeter (Emma Stone : sevdiklerimden) ilaveten oyunculuğuyla göz dolduran siyahı bakımcımız Aibileen (Viola Davis) film için gerçekten başarılı iki seçim olmuş. Karakterlerin ikiside başarıyla canlandırılmış. Sadece filmdeki beyaz anneleri biraz abartılı bulduğumu söyleyebilirim. İzlerken insanın beyaz anneleri devamlı tokatlayasının geldiğini de ek bilgi olarak buraya yazalım :) Son olarak benden tavsiye; bir beyaz ve bir siyah karakterin arkadaşlığını ele alan ve o dönemki ırçılığı farklı bir bakış açısıyla yansıtan filmi izlemeden geçmeyin. İyi seyirler :)


