top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 99 sonuç bulundu

  • Brugge | SineGezi

    Belçika’nın batısında yer alan ve kuzeyin Venedik’i olarak adlandırılan Brugge’deyim. Mimarisiyle insanı büyüleyen, eski dokusunu koruyan, masalsı ve daha b... Masalsı bir Şehir; Brugge 30.01.2017 | Gonca Kaya Paylaş Belçika ’nın batısında yer alan ve kuzeyin Venedik ’i olarak adlandırılan Brugge ’deyim. Mimarisiyle insanı büyüleyen, eski dokusunu koruyan, masalsı ve daha birçok güzel sıfatı hak eden bir şehir Brugge. Eğer bir gün yolunuz Belçika’ya düşerse veya Belçika’ya gitme planınız varsa buram buram tarih kokan, el değmemiş bu şehri kesinlikle gezinize dahil etmelisiniz. Brugge küçük bir şehir gezilecek alanlar bir elips içerisinde yer alıyor ve böyle şehirlerin en güzel yanı neredeyse şehrin tamamını yürüyerek gezebilmeniz. Uyum şehrin her yerinde adeta, elinizden fotoğraf makinenizi düşüremeyeceğinizin garantisini verebilirim. Brugge ’e Hollanda ’dan 3 saatlik bir yolculuk sonrasında ulaştık. Avrupa’da otobüs yolculukları tren yolculuklarına göre biraz daha uygun. Euroline ve Megabus benim bildiğim büyük firmalar. Tabi trenleri de sıkı takip ederseniz indirimleri yakalayabilirsiniz. Benelüks& Paris turları genellikle Brugge’ü bir günlük veya iki günlük olarak içine dâhil eden turlar gitmek için bunlara da bakabilirsiniz. Brugge büyük bir şehir olmadığı için 2 günde bile rahatça gezebilirsiniz. Ya da diğer bir seçenek olarak, kendi turunuzu ayarlayıp dilediğiniz kadar da kalabilirsiniz. Gittiğinizde ilk iş bir harita edinin kendinize, zaten haritalarda yapabilecekleriniz çok güzel bir şekilde anlatılıyor. Tarihi mekanlardan, yemek- eğlence mekanlarına kadar hepsi özenle özetlenmiş. Her hangi bir araştırma yapmadan da gitseniz bu haritalar size rehber olabilirler. İlk olarak Grote Markt Meydanı ndayız. Nereye bakarsanız ayrı bir güzellik, bu güzelliği kuş bakışı izleme ve aynı zamanda fotoğraflama şansına da sahipsiniz. Yapmanız gereken bizim gibi 83 metre yüksekliğindeki Brugge Çan Kulesinin (Berfly of Brugge ) tepesine 366 basamak çıkarak ulaşmak. Neyse ki ara ara dinlenebileceğiniz küçük odalar da mevcut. :) Diğer meydanımız Burg Meydanı burada Belediye binası bulunuyor. Binaların bir biriyle uyumu görülmeye değer gerçekten sanki fotoğrafı yaşıyormuşum hissi gezi boyunca benimleydi. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Buranın hemen yakınında ki Dijver nehrini arzu ederseniz nehir kenarında yürüyerek veya bota binerek gezebilirsiniz. Kanallar da ki kuğularsa eşsiz bir manzara sunuyorlar ve gezinizi görsel olarak zenginleştiriyorlar. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Diğer bir tarihi simge Ezelpoort (Donkey’ gate) gerçekten çok hoş bir görüntüsü var. Burası şehrin batısında yer alıyor. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Rüzgar değirmenleri için biraz fazladan yürümeniz gerekiyor ancak onlar da görülmeye değer. Yemek konusuna değinilecek olursa herkese hitap edebilecek çeşitte restoranları var meydanda olanlar biraz daha pahalılar. Diğer yandan birçok atıştırmalık seçeneğiniz var. Atıştırmalık demişken sokakları waffle ve çikolata kokan bir şehirde atıştırmaların pek masum olmadığını da belirtmek isterim. Gitmişken denemek lazım tabi. Akşam vakit geçirebileceğiniz mekanlardan bir kaçını sıralayacak olursam; 2be Beer Wall, Staminee de Garre, Cafe Rose Red en i yiler arasında. Biz yanlış hatırlamıyorsam Cafe Pick' e gitmiştik orası da gayet güzeldi. Spontane olmayı sevmiyorsanız gitmeden araştırmanızda fayda var. Bizim böyle bir kaygımız olmadı çünkü bu şehrin en güzel yanlarından bir tanesi de bir yerden diğer yere gitmek için çok büyük çaba sarf etmeniz gerekmiyor. En kötü beğenmezsiniz ve bir diğer mekana gidersiniz. Ben iki günlük kısa gezimizden çok keyif aldım ve son olarak el değmemiş yapısıyla tablo gibi olan Brugge’ü yeniden gezmek isteyeceğim bir şehir olarak hafızama kazıdım. Keyifli geziler :) Bizce İlginizi Çekebilir... Çikolata Kokan Sokaklarıyla Brüksel L’intermezzo Brüksel’de Bir Makarnacı

  • Christmas Market | SineGezi

    Her yıl aralık ayında kurulan ve 4 hafta boyunca süren Christmas Marketler yani Noel pazarlarının tarihi bayağı eskiye dayanıyor....  Maastricht : Christmas Market Gezisi 18.12.2016 | Gonca Kaya Paylaş Her yıl aralık ayında kurulan ve 4 hafta boyunca süren Christmas Marketler yani Noel pazarlarının tarihi bayağı eskiye dayanıyor. Aslında 5 kıtada kurulan Christmas Marketlerin en ünlüleri Avrupa şehirlerinde yer alıyor. Bunu en belirgin sebebi; en eski Noel pazarlarının Avrupa şehirlerinde kuruluyor olması ve bu geleneği aksatmadan sürdürüyor olmaları olabilir. Bu düşünceyi desteklemek gerekirse Viyana’da kurulan Noel pazarının tarihi taa 1294 kadar uzanmaktaymış. Almanya da Noel pazarlarının geçmişi çok öncelerine dayanıyor. Genellikle kent meydanlarında kurulan Noel pazarlarında hoşça vakit geçirmek mümkün. Daha önce Hollanda’nın Maastricht şehrinde kurulan Noel pazarında bulunduğum için orada kurulan Noel pazarı hakkındaki izlenimlerimden bahsedeceğim. Maastricht’te kurulan Noel pazarının Avrupa’nın en ünlü Noel pazarlarından olduğunu da söylemekte fayda var. Hollanda’nın en eski şehirlerinden birisi olan ve aynı zamanda Brüksel’in de komşu şehri olan Maastricht gezimizi günübirlik ve Christmas marketi gezme odaklı olarak ayarladık. Günübirlik gezimizi en iyi şekilde değerlendirebilmek için hemen Maastricht tren istasyonundan Maas nehri üzerine kurulmuş olan St.Sirvaas köprüsüne doğru yöneldik ki ana meydan olan ve aynı zamanda Noel pazarınında kurulduğu Vrijthof’a çabucak ulaşabilelim. Vrijthof’a ulaştığımızda görsel olarak manzara gerçekten çok güzel ve hareketliydi. Noel pazarının ışıl ışıl görüntüsünün yanında çevredeki cafelerde çok canlıydılar. Birde burada Sint Janskerk ve Sint Servaasbasiliek isimlerinde iki klise bulunuyor. Biliyorsunuz ki kliseler Avrupa şehirlerinin tarihlerini en iyi şekilde anlayabileceğiniz görselliğe sahip olan yerler. Bu sebeple gelmişken gezmemek olmaz tabi. Gelelim Noel pazarına, şöyle bir manzara düşünün bıcır bıcır çocukların kaymaya çalıştığı bir buz pisti, ışıklandırılmış görkemli bir dönme dolap, hediyelik eşya satılan ve tatlıdan tuzluya her çeşit aperatif yemeği bulabileceğiniz bir çok tezgah bütün olmuş sizi bekliyor. Bu cıvıl cıvıl görüntüye dayanamayıp hemen pazara daldık tabi, öncelikle bir turist klasiği olarak hediyelik eşya satan tezgahlarda bolca vakit geçirdik. Sonrasında hemen yemek satan tezgahlara yöneldik. Gerçekten aperatif olarak aklınıza gelebilecek her türlü yemek satılıyor buralarda yalnız tezgahlar seyyar olduğundan oturma yeri bulmakta sıkıntı yaşayabilirsiniz. Biz tercihimizi noodledan yana kullandık. Güzelde oldu. Tabi isterseniz tatlılara da yönelebilirsiniz mesela waffle satan tezgahlar oldukça kalabalıktı. Noel pazarlarının ve Noel’in başlıca klasiklerinden olan Glühwein yani sıcak şarapta mutlaka denenmeli. Normal şaraptan farkı nedir diye soracak olursanız eğer Glühwein sıcak, tatlı ve baharatlı bu arada baharat dediğim tarçın ve karanfil oluyor aklınıza başka baharatlar gelmesin :) Sıcak şaraplar üzerinde Maastricht yazan ve Noel pazarlarını hatırlatacak bir desen bulunan kupa bardaklarla servis ediliyor. Dilerseniz bardağı da alabiliyorsunuz. Noel pazarını tamamen gezdikten sonra birazda Maastricht sokaklarında kaybolalım dedik. Gezerken çok güzel manzaralarla karşılaştık. Bolca resim çekmeyi ihmal etmedik. Gezinirken Fortress Sint Pieter kalesine kadar gitmişiz gerçekten görsel olarak çok hoş bir yerdi. Burası Maastricht’i görebileceğiniz en yüksek noktaymış aynı zamanda. Son olarak güzel bir akşam yemeği yemek istiyorsanız benimde internette araştırırken rastladığım Maastricht’te ki en iyi 6 yemek mekanını belirten linkini vereceğim sayfaya göz atabilirsiniz. Keyifli okumalar :) http://www.yourlittleblackbook.me/restaurant-in-maastricht-top-6/ Bizce İlginizi Çekebilir... Utrecht Rotterdam

  • Rotterdam | SineGezi

    Rotterdam dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden bir tanesi ve Rotterdam limanı da büyüklük ve işleyiş olarak bunun bir kanıtı gibi... Rotterdam’da Bir Gün 03.03.2015 | Gonca Kaya Paylaş Hollanda’da şehirlerarası yolculuk trenler sayesinde oldukça kolay ve Rotterdam da Hollanda’ya geldiyseniz görülmesi gereken bir yer diye düşünmekteyim. Rotterdam nüfus olarak Hollanda’nın ikinci şehri, birinci sırada tahmin edersiniz ki Amsterdam var. Rotterdam dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden bir tanesi ve Rotterdam limanı da büyüklük ve işleyiş olarak bunun bir kanıtı gibi. Şehre ayak bastığınız andan itibaren şehrin ne kadar modern bir yapıya sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Tren istasyonunun hemen önünden şehirde istediğiniz yere gidebilmeniz için tramvaylar var. Üstelik tramvaya binmek için herhangi bir karta ihtiyacınız yok, nakit para karşılığında rahatlıkla biletinizi alabilirsiniz. Uzun süre Hollanda’da kalacaksanız ov-chipcard ı önerebilirim. Otobüs ve tramvayları %40 indirimli kullanabilirsiniz bu kart sayesinde. Rotterdam’da ki ilk durağımız Euromast kulesi, kule oldukça modern bir yapıya sahip üstelik en tepeye çıkmak ve Rotterdam manzarasının keyfini sürmek için çok gayret sarf etmenize de gerek yok, asansörle 185 metre uzunluğunda ki kulenin en tepesine çıkabilir ve Rotterdam’ın güzel manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Manzaranın tadını çıkartırken duvarlardaki kule resimleri dikkatinizi çekebilir. Duvarlarda dünyadaki diğer kulelerin resmi var ve yükseklikleri yazıyor. Euromast diğer kulelerle kıyaslandığında oldukça alçak kalıyor ancak Rotterdam için yeterli yükseklikte. Manzaranın diğer bir güzel yanı da sadece binalardan ibaret olmaması şehrin içinde bizim park anlayışımızdan çok farklı büyüklükte ve güzellikte parklar var. Yeşil alanlar bu şehri daha da süslü ve başka gösteriyor. Ayrıca kuleden aşağıya iple inme gibi bir şansınız var. Bana çok heyecan verici görünmedi ama deneyenler oldukça fazlaydı. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Bir sonraki durağımız Erasmus köprüsü, köprü görsel açıdan oldukça güzel bir görüntüye sahip. Rotterdam’ın kuzey ve güneyini birbirine bağlama gibi bir özelliği var. Nieuwe Mass nehrinin iki yakasını birbirine bağlıyor da diyebiliriz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 3. durağımız Oude Haven'ın (eski liman), gerçekten çok güzel bir manzarası var. Bir sürü yat var burada ve dikkatli baktığınızda bazı insanların bu yatlarda yaşadığını görebiliyorsunuz, temellimi bilmiyorum ama oldukça keyifli ve cazip göründüklerini söyleyebilirim. Burada manzaranın keyfini çıkarmak için çeşitli kafeler de mevcut. Diğer bir gezi durağı da Kijik Kubus yani küp evlerdi. Dışarıdan görünümleri gerçekten çok ilgi çekici insan ister istemez içini de merak ediyor. Ancak bu evlerin içleri, dış görünümleri sebebiyle oldukça dar ve kullanışsız. Güzel yanı ise otel olarakta kullanılabilmeleri yani bir veya iki gün kalmak için iyi bir seçenek olabilir. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Kısa ve keyifli gezimizin son durağı tabi ki de bir yemek yeri oluyor. Vapiano(İtalyan restoranı) Türkiye’de de bildiğim için burayı tercih ettim zaten İtalyan yemeklerini her zaman lezzetli bulmuşumdur. Keyifli yemeğimizin ardından gezimizi sonlandırdık. Rotterdam gerçekten bir ticaret merkezi tanınmış büyük markaların binalarının birbirine bu kadar yakın olduğu bir yer görmemiştim. Son olarak eğer vaktiniz olursa Maritime Museum’uda(denizcilik müzesi) gezebilirsiniz. Keyifli okumalar :) Bizce İlginizi Çekebilir... Rengarenk Bir Şehir: Amsterdam Utrecht

  • Şikago Gezi Rehberi | SineGezi

    New York’la başlayan yolculuğumuz; Philadelphia, Washington ve Atlantic City’nin ardından Şikago’ya uzandı. Aslında biraz daha zamanımız olsaydı, Miami’yi de rotaya ekleyip gezinin sonunda keyifli bir güneye iniş yapabilirdik... Şikago Gezi Rehberi 20.11.2025 | Gonca Kaya Akak New York’la başlayan yolculuğumuz; Philadelphia, Washington ve Atlantic City’nin ardından Şikago’ya uzandı. Aslında biraz daha zamanımız olsaydı, Miami’yi de rotaya ekleyip gezinin sonunda keyifli bir güneye iniş yapabilirdik. Amerika uzak bir rota olduğu için, böyle bir geziyi önceden planlayıp imkanlar dahilinde birden fazla şehri kapsayacak şekilde organize etmek bence çok mantıklı. Hem zamanı verimli kullanmış oluyorsunuz hem de gitmişken birkaç farklı şehri görme fırsatı yakalıyorsunuz. Biz Şikago’da toplam 10 gün kaldık ama bu kadar uzun kalmak şart değil. Şehir 4–5 günlük bir programla da rahatlıkla keşfedilebilir. İstanbul’dan direkt uçuşlar da mevcut; ancak bizim rotamız gereği Philadelphia’dan Şikago’ya uçtuk. Temmuz ayında olmamıza rağmen Şikago’da bunaltıcı bir sıcakla karşılaşmadık. Şehir zaten rüzgârlı olmasıyla ünlü; bu nedenle hava genellikle daha ferah ve dolaşması çok daha keyifli. Gelelim gezimizin detaylarına… Rüzgârlı şehir Şikago; yükselen gökdelenleri, zengin müze kültürü, lezzet durakları ve muhteşem göl manzaralarıyla tam anlamıyla dolu dolu bir deneyim sunuyor. Göl dediğime bakmayın; Michigan Gölü’nün büyüklüğü ve görüntüsü neredeyse denizle yarışır nitelikte. Şehirde her an karşınıza çıkan bu mavi manzara, geziye bambaşka bir hava katıyor. Şikago'da Konaklama ve Ulaşım Şikago'nun metro ağı da New York kadar iyi, yani şehir merkezinin uzağında konaklasanız da kolaylıkla otelinize ulaşabilirsiniz. Büyük şehirlerde araç kiralamak masraflı olduğundan toplu taşıma daha mantıklı oluyor. Şikago’da şehir içi ulaşım büyük ölçüde “L” diye anılan metro ve tren ağıyla sağlanıyor. Renk kodlu hatlar sayesinde çoğu turistik noktaya ulaşmak oldukça kolay; örneğin Downtown’dan Navy Pier, Millennium Park veya Willis Tower gibi yerlere rahatlıkla gidebiliyorsunuz. Trenler sık ve düzenli, biletler ise tek kullanımlık veya günlük/çoklu geçiş kartlarıyla alınabiliyor. Biz tren istasyonundaki makineden 1 haftalık bilet aldık ve çok rahat bir şekilde hem metroda hem otobüslerde bu kartı kullandık. Millennium Park Şikago merkez diyince ilk burası akla gelir sanırım. Şikago’nun en canlı noktalarından olan Millennium Park, modern sanatın, doğanın ve mimarinin büyüleyici bir uyumla buluştuğu bir merkez. Devasa çelik yapı Bulut Kapısı , zarif tasarımıyla Jay Pritzker Pavilion ve suyla dans eden Crown Fountain karşılıyor. Şehrin tam kalbinde yer alan bu park, yıl boyunca konserler, sergiler ve etkinliklerle yaşayan bir açık hava müzesi gibi. Güneşli bir günde çimlere uzanarak keyifle vakit geçirebileceğiniz, aynı zamanda Şikago’nun enerjisini de en keyifli şekilde hissedeceğiniz bir yer. The Bean (Bulut Kapısı) Şikago’nun simgesi haline gelen Bulut Kapısı, halk arasında bilinen adıyla The Bean (Fasulye), Millennium Park’ın kalbinde yer alıyor. Paslanmaz çelikten yapılmış bu devasa heykel, şehrin gökdelenlerini ve gökyüzünü yüzeyinde büyüleyici bir şekilde yansıtıyor. Ziyaretçiler, kendi yansımalarını bu metalik bulutun içinde görmek için etrafında dönüyor, fotoğraf çekiyor ancak söylemem gerekiyor ki burayı boş bulmak imkansız gibi bir şey bir tık uğraşmanız gerekiyor fotoğraf çekilmek için. Buckingham Çeşmesi Hazır Millenium Park'ı görmüşken, rotanızı biraz daha uzatıp, Grant Park’ın içinde yer alan Buckingham Çeşmesine çevirebilirsiniz . Oldukça büyük ve gösterişli bir çeşme ama açıkçası beni çok etkilemedi. Kısa bir durup fotoğraf çekmek yeterli oldu; özellikle zaman kısıtlıysa burayı atlayabilirsiniz. Navy Pier Navy Pier, Şikago’da en çok keyif aldığım yerlerden biriydi. Göl kenarındaki esinti, yürüyüş yolu ve manzara gerçekten güzel. İlginizi çekiyorsa dönme dolaba binip şehri yukarıdan izleyebilirsiniz veya bir kafede oturup etrafı seyredebilirsiniz. Burası bayağı Turistik ama yine de Şikago’nun enerjisini hissetmek için güzel bir nokta. Wilis Tower Şikago’nun en yüksek binalarından biri. Seyir terasına çıkmak şehri kuşbakışı görmek için güzel bir deneyim ama kalabalık ve bilet sırasının fazla olduğunu duyduğumuzdan biz en erken giriş saatine rezervasyon yaptırdık ve alan bir nebze boştu. Bu ziyaretteki en heyecan verici kısım cam zeminli bölüme adım atmak; yükseklik korkusu olanlar için küçük bir meydan okuma gibi. Bir de cam zemin üzerinde belli biz zaman kalabiliyorsunuz. Saniye bitince tekrar sıraya girmeniz gerekiyor. Bir yandan yükseklik korkusu bir yandan saniye baskısı farklı bir deneyim oluyor. Şikago Nehri Mimari Gezi Şehir ve şehrin mimarisini tanımak adına bir de tekne turu yapabilirsiniz. Biz oldukça farklı bilgiler edindik, tur rehberinin anlatımı da oldukça keyifliydi. Tekne gezisini öğlen saatlerine ayarladıysanız havada güneşli ve sıcaksa yanınıza mutlaka şapka alın derim. Gerçi teknenin kapalı alanı da var ancak ordan rehberi duyamayabilirsiniz. Müzeler Art Institute of Chicago Burası New York MET müzesi gibi oldukça büyük, köklü ve bir çok koleksiyona ev sahipliği yapan bir müze. Buraya en az 3-4 saatinizi ayırmanızı tavsiye ederiz. Gitmeden müzenin sitesinden görmek istediğiniz eserlere göre bir planlama yapabilirsiniz. Biz daha çok tablolarla ilgilendiğimizden kısa bir araştırma yapıp görmek istediğimiz tablolara yönelik müze gezimizi planladık. Mesela müzenin kendi sitesinde yönlendirmelerde var. 1 saat içinde hangi eserleri görebilirsiniz gibi. https://www.artic.edu/highlights/3/what-to-see-in-an-hour Field Museum Field Museum’a özellikle ünlü T. rex fosili Sue’yu görmek için gittik. Sue, bildiğimiz klasik dinozor bilgilerinin çoğuna göre oldukça farklı bir T. rex türü; devasa boyutu, olağanüstü korunmuş iskeleti ve detaylı anatomisi sayesinde bilim insanlarına pek çok yeni bilgi sunuyor. Müze boyunca diğer dinozor fosilleri de vardı ama Sue’nun etkileyiciliği ve tarihi önemi kesinlikle ayrı bir yer tutuyor. Museum of Contemporary Art Farklı bir deneyim istiyorsanız bu müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Modern sanatı iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir yer. Biz canlı müzik etkinliğine de denk geldik, keyifliydi ancak mutlaka görmeniz gerekiyor diye ısrar edemem. Yeme-İçme Au Cheval Sanırım Amerika’da yediğimiz en iyi hamburgerlerden biri Au Cheval’deydi. Mekan oldukça küçük ve bu yüzden bayağı sıra bekledik, ama değdi. İlginç bir detay da burger seçenekleriyle ilgili: Single Burger ve Double Burger var, ama kimse bize single burgerin aslında double, double burgerinde triple olduğunu söylemedi. Biz de double sipariş verdik. Pişman mıyız? Kesinlikle hayır, ama oldukça doymuş, kalorilenmiş ve mutlu bir şekilde ayrıldık. Bir de sonradan öğrendik ki, Small Cheval anında daha büyük bir şubeleri de varmış; biraz ironik olsa da tercih edilebilir. Bence burası mutlaka deneyimlenmeli. Gino’s East Şikago'ya özgü bir lezzet olan deep-dish pizzayı denemek için önerilen en meşhur yerlerden birisiydi burası. Pizzanın pişme süresi normal pizzalara göre bi tık daha fazla, biz sebzeli bir şey seçtik ama ben açıkçası domates ve hamur dışında bir tad alamadım. Bana çok hitab etmedi ama seveni çok ondan gitmişken şans verilebilir. The Smith New York listemizde olan bir mekandı, gitmek Şikago'da denk gelince gittik, bulunduğu bölge de oldukça keyifliydi tavsiye ederiz. Chipotle Mexican Grill Çok özel bir tavsiye değil, her yerde gördüğümüz bu mekandı deneyelim dedik. Ayaküstü yemek için uygun. Lezzet olarak da beğendiğimiz bir yer oldu. Chick-fil-A Yine hamburger zincirlerinden bir tanesi aslında New York'ta da var ancak sıra buraya gelmemişti. Şikago'da deneyimleyebildik. Levain Bakery New York'da başlayan Levain aşkımız burada da devam etti. Şeker koması garantili kurabiyeleri daha önce önerdiğim gibi paylaşımlık almanızda fayda var. Cindy's Rooftop Şikago manzarasını izlemek için güzel bir yer. Gökdelenler ve göl manzarası eşliğinde oturmak keyifliydi, ama oldukça turistik ve biraz kalabalıktı. Bir kahve, kokteyl ya da küçük bir atıştırmalık eşliğinde manzara izlemek yeterli oluyor; uzun vakit geçirmek zorunlu değil. Bonus: Şikago deniz kenarında bir şehir değil ancak şehirde Michigan Gölü kıyısında pek çok plaj var. (Göl dediğime bakmayın Marmara denizinden büyük olan bir gölden bahsediyorum.) Oak Street Beach veya North Avenue Beach gibi plajlar yazın hem yerel halkın hem de turistlerin tercih ettiği noktalar; kum, göl manzarası ve yürüyüş yollarıyla keyifli vakit geçirebilirsiniz. Gölde yüzme fikri bize pek sıcak gelmediği için biz bu opsiyonu değerlendirmedik ancak fazladan vaktiniz varsa bir gününüzü buna ayırabilirsiniz. Keyifli geziler..

  • Barcelona | SineGezi

    Son derece spontane Barcelona gezimi kaleme alıp, anılarımı tazelemek bir de az buçuk size rehber olayım diyerek, başlıyorum sevgili yazıma... Trajikomik Barcelona Seyahati 15.04.2017 | Gonca Kaya Paylaş Son derece spontane Barcelona gezimi kaleme alıp, anılarımı tazelemek bir de az buçuk size rehber olayım diyerek, başlıyorum sevgili yazıma. Brüksel’den Rynair aracılığıyla Barcelona’ya gittik. Öğrenci bütçesi için son derece ideal Rynair’dan ayrıca söz edeceğim, insanın ucuz uçak bileti için katlandığı durumlar bayağı komik olabiliyor. Neyse bir ekim akşamı Rynair’la kazasız belasız 3 arkadaş Barcelona’ya (El Prat Havalanına ) varıyoruz. Havaalanından şehir merkezine yani Catulunya’ya otobüs aracılığıyla çok rahat bir şekilde gidiyoruz. Ekim sonu olmasına rağmen inanılmaz güzel bir hava olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Atmosfer, hava ve Barcelona çok güzel ama kalacak yer ayarlamadıysanız biraz panik havası olmuyor değil. İnternetten birkaç hostel ismine bakmıştım ancak not aldığım kağıdı unutunca hepsi puf oldu uçtu. Neyse ki wifi denen bir şey var. Cafeye wifi sorarak giren tipik turistlere dönüştük hemen. Baktık baktık ancak karar veremedik, bir kaç tanesini not edip yola koyulduk. İnternette bulduğumuz hosteller biraz tırt çıktı. Tesadüf eseri Barcelona’nın meşhur caddelerinden La Rambla ’da tam da Barcelona Üniversitesi karşısında bir Hostel bulduk. Hemen yerleşip ortalığı keşfe çıktık 4 günümüzü en iyi şekilde değerlendirmek istiyorduk. Kısa gezintimiz esnasında Hostelimizin Casa Mila' ya çok yakın olduğunu keşfettik. Yaratıcılıkta sınır tanımayan ve Barcelona’ya mimari açıdan imzasını atan Antoni Gaudi ’in eserlerinden Casa Milla beni oldukça etkiledi. Mutlaka gezilmesi ve bol bol fotoğraflanması gereken bir yer. Şehir merkezinin yakınlarındaysanız ilk olarak buradan başlayabilirsiniz. Ulaşım Ulaşım açısından çok kalmayacaksanız size önerim şehir merkezinden hareket eden Turist otobüslerini kullanmanız. Aklınıza gelebilecek bütün Turistik yerleri bu otobüslerle gezebilirsiniz. 3 farklı rotayı izleyen 3 farklı renkte otobüs mevcut. Bilet aldığınızda size harita birde çeşitli yerlerde müze, restoran, gece klübü vb yerlerde faydalanabileceğiniz indirim kuponları da hediye ediyorlar. Biletler ne kadar derseniz 1 günlük 26 euro, 2 günlük 34 euro cıvarında. Bunun dışında Barcelona büyük bir şehir metro, otobüs veya taksi kullanarak gitmek istediğiniz yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Biletlerinizi toplu alırsanız indirimde oluyor. Örnek vermem gerekirse tek bilet için 2euro ödemek yerine 10 bilet alıp 10.2 euro ödeyebilirsiniz. Veya daha da kolaya kaçıp Barcelona kart alabilirsiniz. Ulaşımın yanı sıra ücretsiz bir şekilde müzelere de giriş yapabileceğiniz bu kart gerçekten avantajlı olabilir. Biz bu seçeneği sonradan keşfettiğimizden Turist otobüsleriyle idare ettik. İlk durağımız hepimizin çok merak ettiği: La Sagrada Familia Bakmalara doyamayacağınız yapı Gaudi’nin en önemli eserlerinden ve şehrin simgesi. 1882 yılında inşasına başlanan eserin inşası hala devam etmekte olup 2026-2028 gibi tamamlanması planlanmakta. Hala tamamlanmamış olsada inanılamaz güzel bir görsele sahip kendisi. Kilisenin bitmiş halini merak edenlere şu videoyu izlemelerini öneririm > Video için bir tık :) Dışından yeterince etkilenen biz, bazilikanın içine girmeme gibi bir hata yaptık. Siz siz olun yapmayın öyle şeyler :) İkinci Durak olarak Gracia' ya uğrayabilirsiniz. Üçüncü durağımız meşhur Park Güell Gaudi bu sefer de La Sagrada Famillia’dan sonra iddialı bir yapı ile karşımızda. Oldukça geniş bir alana kurulu olan parkta güzel vakit geçirebilir bolca fotoğraf çekilebilirsiniz. Museu Gaudi de ziyaret etmek isteyeceğiniz yerlerden olabilir. Size önerim hediyelik eşyaları dönüş yolunda almanız zira parkın içinde seyyar satıcılar var. Dükkanlara nazaran daha farklı ve uygun hediyelikler bulabilirsiniz. Biz çok kilise gezmek istemediğimizden Reial Monestir de Santa Maria de Pedrlbes ’i pas geçiverdik. Gotik tarzı mimariye ilgi duyuyorsanız ve bol vaktiniz varsa uğramanızı öneririm. Bir sonraki durağımız Barcelona Futbol Stadyumu ; gitmesek olmazdı. Çok meraklılara stadyum turu yapmalarını ve müzeyi gezmelerini öneririm. Diğer bir keşif yeri olarak Plaça d’Espanya meydanı evet nereye baksanız bir eser göryorsunuz bu meydanda Venetian kuleleri, Les Arena binası ve hemen yakındaki Katalan Ulusal Sanat Müzesi (MNAC). 1 gün içinde ancak bu kadar yer gezebiliriz diyerek turistik gezimizi o günlük sonlandırdık. Kahvaltı ve öğlen yemeğini aberatiflerle geçiştirdikten sonra akşam yemeği için güzel bir yere gitmeye karar verdik. Tavsiye üzerine Placa Reial meydanında yer alan Les Quiniz Nits adındaki restorana gittik çokta memnun kaldık. Ayrıntılar için bi tıklayın bence :) Son derece memnun kaldığımız akşam yemeğimizden sonra son derece spontane takılıp, ilk içki bedava kampanyalarından faydalanıp epey bir club gezdik. İsimlerini ne yazık ki not etmemişim. Sonrasında internetten araştırdığımız Club Apolla ’ya yol aldık. Saat gece 12’yi geçmesine rağmen inanılmaz bir kuyruk vardı. Bir de sırada bekleyen ergenleri görünce vazcaydık. Geceyi Mc Donald’s ta sonlandırmış olabiliriz. Zira oreolu Mc Flurry’ye karşı özel bir ilgimiz vardı :) Nereler meşhurmuş sonrasında öğrendim CDLC, Shoko ve Opium Mar tercih edilebilir. Diğer Bloggerların yalancısıyım. Bir sonraki gün uyandığımızda külçe gibiydik ama yılmadık. Kahvaltımızı yapıp, kahvemizi alıp (gözünü sevdiğim kafein) yola koyulduk. Bir sonraki günümüzü daha sakin geçirmeye karar verdiğimizden çokta acele etmeden keyifli bir şekilde yola koyulduk. İlk durağımız Teleferic de Montjuic oldu. Teleferiğe binip kuş bakışı Barcelona manzarasının keyfini çıkardık. Torre Agbar ’ı yakından göremesekte uzaktan gördük. Ben şahsen ne mana dedim :) Barcelona gibi tarihi dokusu olan bir şehire modern dokunuş mu yapmak istemişler anlayamadım. Sonraki durağımız Port Vell Port Vell de gidebileceğiniz bir çok yer mevcut. Denizcilik Müzesi (Museu Maritim), Barcelona Akvaryumu, Catulunya Tarihi müzesi ve Maremagnum Alışveriş Merkezi . Bizim düştüğümüz hataya düşüp alışveriş merkezini gezmenizi önermiyorum. Zira Rynairla döneceğimizi ve sadece tek parça el bagaji hakkımızın olduğunu unutup kışlık kazaklar alma gafletinde bulunmuşluğumuz var. Sonu acı bitti tabi. El çantama sığdıramadığım kazakları uçağa binerken giyinmek durumunda kaldım. Bir de montum vardı. Tabi arkadaşlarımın ve diğer yolcuların da aynı durumda olmaları biraz olsun içimi rahatlatsa da, bu olay bizim için traji komik bir anı olarak kaldı. Rynairla ilgili paylaşmazsam olmaz bir bilgi daha var uçak biletini alırken veya check-in yaparken firma herhangi bir koltuk ayırmıyor size, bu da komik manzaralara sebep olabiliyor. Uçağa koşmak gibi mesela :D Yazıyı çok uzatmak istemiyorum. Geri kalan tavisyelerimi daha kısa vereceğim: Mercat De La Boquria ’ya meşhur yiyecek pazarına mutlaka gidilmeli. İspanyolların en ünlü yemeklerinden Paella mutlaka denenmeli. Deniz mahsülü sevmeyenler içinde çeşitleri mevcut. Meşhur tapasları da unumamak lazım. İspanyollara özgü küçük aperatif yiyeceklerden bahsediyorum. Biz direk Tapa Tapa diye bir yere gittik. Tapa Tapa’yı birkaç yerde gördük ve turist otobüslerine aldığımız biletin yanında verdikleri indirim kuponları Tapa Tapa da geçerliydi olduğu için tercihimizi oradan yana kullandık. Porsiyonlar( bayağı küçüktü) bizi ne kadar şoke ettiyse artık indirim kuponumuzu kullanmayı da unuttuk. Acaba sonra yine Mc Donald’s a mı gittik tam hatırlayamadım ama kesin gitmişizdir. Gece eğlencesi için sokaktaki bilet satmaya çalışan tiplere çokta güvenmeyin. Bol fotoğraf çekilmeli. Dar sokakları es geçmeyin. Bisiklet kiralayın şehrin keyfini geniş güzel caddelerinde ara sokaklarında kaybolarak, yeni yerler keşfederek çıkartın. Vakit varsa Andorra’ya gidilmeli. Çok ucuzmuş. Marka çantalar yerlerde geziyor diyorlar vallahi. Gidemedik acımız büyük. (Parantez bagaj hakkınız varsa tercih edin) Ve son olarak turist olmanın tadını çıkarın. Anılarınızı not edin sonradan okuyunca çok tatlı oluyor. Keyifli okumalar :)

  • Sonbaharda İzmir Turu | SineGezi

    Durdurak bilmeden Selçuk, Efes ve Şirince turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı İzmir'e çevirdik. Şelçuk'tan arabayla çıktık yola bir, bir bucuk saatte azıcık.. Sonbaharda İzmir Turu 05.12.2016 | Hande Samancı Paylaş Durdurak bilmeden Selçuk, Efes ve Şirince turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı İzmir'e çevirdik. Şelçuk'tan arabayla çıktık yola bir, bir bucuk saatte azıcık kaybolarak (navigasyon ve birazda İzmirlilerin yol tariflerinin azizliğine uğrayarak ) Konak'ta bulunan otelimize kavuştuk. Otelimiz biraz esnaf yerinde olsada gayet merkezi bir yerdeydi ve gayet temizdi. Alsancak'a arabayla 10 dakika uzaklığında konumu olan Antikhan Otel'de kaldık. İzmir'de park sıkıntısı yaşandığı için ve şehri daha çok yürüyerek keşfetmek istediğimiz için kiraladığımız arabayı İzmir merkezde teslim ettik. Aklınızda bulunsun Enterprise Rent a Car müşterisine böyle bir imkan sunuyor. İzmir'e geliş saatimiz biraz geç olduğundan geldiğimiz ilk gün sadece Alsancak'a gittik. Alsancak'ın diğer yerlere göre akşam daha hareketli olduğunu söyleyebilirim. Kordon sahili boyunca bir çok kafe, restoran ve pub bulunmakta. Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinde illaki seveceğiniz ve hoşunuza gidecek bir mekan bulmak mümkün. Biz Sardunya Kafe'yi tercih ettik. Garsonların gayet samimi ve çalan müziklerinde gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Bir şeyler içeyim yanında da atıştırayım diyorsanız tercih edebilirsiniz. İzmir'deki ikinci günümüz daha hareketli ve bol bol yürüyüşlü geçti. Güne İzmir’in meşhur Boyozlarından tadarak başladık. Alsancakta bulunan Dostlar Fırını çeşit çeşit Boyozların tadına bakmak için en iyi mekan. Biz sade, tahinli ve pırasalı olanlardan denedik. Her damak tadına uygun çeşitte Boyoz bulmanız mümkün, çok fazla müşteri olduğu içinde fırın sürekli sıcak yani istediğiniz boyozu sıcak sıcak alıp, afiyetle yiyebilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Selçuk ve Efes'te olduğu kadar burada da ziyaret edebileceğiniz bir çok müze bulunmakta. Biz Atatürk Müzesi ve İzmir Arkeoloji Müzesi'ne gidebildik. İkisi de Kordon sahil boyunca bulunmakta ama tam tersi lokasyondalar. Atatürk Müzesi'ni ziyaret ettikten sonra Kordon boyu güzel ılık ve güneşli havada yürümeyi tercih edip İzmir Arkeoloji Müzesine ulaşabilirsiniz. Yaklaşık yarım saate yürünebilir. Ya da 10 numaralı otobüse binip yakın bir yerde inebilirsiniz. Bizim müze kartımız olduğu için bir ücret ödemen girdik. Ama giriş fiyatlarını merak ederseniz Arkeoloji Müzesi için 10 TL ödemelisiniz, Atatürk Müzesini ise ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Sabah saat 8:00’de açılan müzeleri yazın 19:00, kışın ise 17:00'ye kadar ziyaret edebilmeniz mümkün. Ayrıca Etnografya Müzesi, İzmir Arkeoloji Müzesinin hemen yanında bulunuyor. Türklerin günlük hayatı, örf ve adetleri ile ilgili eserlerin yer aldığı Etnografya Müzesinin mutlaka ziyaret etmelisiniz. Sonrasında ise meşhur saat kulesinin bulunduğu Konak meydanına geçmemiz 5 - 6 dakikamızı alıyor. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Kasımda gitmemize rağmen hava oldukça güzel ve güneşli olduğundan her yer cıvıl cıvıldı doğal olarak. Saat kulesinin de orası haliyle baya kalabalıktı. Ek bilgi olarak Saat Kulesi 1901 yılında II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılında yaptırılmış. Saat kulesinin hemen ilerisinde ise Kütahya işi çinileriyle dikkat çeken Konak Cami bulunmakta. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Aynı günün devamında rotanızı İzmir'in ara sokaklarına çevirip 20 dakika yürüyerek Tarihi Asansöre gidebilirsiniz. İki mahalle arasında yükseklik farkı olduğu ve merdivenle çıkılması baya zor olduğundan 1907 yılında bir hayırsever tarafından yaptırılmış. Ve daha sonrasında da 1992 yılında restore edilerek İzmir halkının kullanımına tekrar kazandırılmış. Tarihi Asansörle yukarı çıkıp deniz manzarası eşlinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Akşamın da ise Konak tarafına gidip eğlenebileceğiniz mekanları keşfedebilirsiniz. Biz Alsancak sokakta yer alan Vecihi ve Tren mekanlarının ikisine de gittik. Vehici biraz daha eski dönem şarkılarıyla Tren ise Dj performansıyla eğlenceli bir akşam geçirmemizi sağladı. İki mekanında kendine ait bir konsepti olduğunu söyleyebilirim. Son günümüzü ise daha sakin geçirmeyi planladık ama insan her yeri gezmek istiyor işin doğrusu. Öncelikle Alsancak'tan Karşıyaka'ya vapur ile geçip, Karşıyaka çarşısını gezdik. Amaç çarşı gezmekten çok bir Karşıyka havası almaktı. 1- 2 saat dolaşıp geri döndük ve soluğu Kumrucu Şevki’de aldık. Nasıl güzel birşeydir bu kumru diye kumruya övgüler yağdırarak, afiyetle kumrularımızı yedik. Kalan zamanımızı da Kemeraltı Çarsına ve Kızlarağası Hanına giderek değerlendik. Kemeraltı çarşısı Anafartalar Caddesi üzerinde yer almakta ve çok geniş bir alanı kaplıyor. Kalabalık ve hareketli olan Kemeraltı Çarşısında hemen hemen herşeyi bulmanız mümkün. Buradan da çarşıya yakın yine yürüyerek geçebileceğiniz Kızlarağası Hanına geçip kumda kahveyi deneyebilirsiniz. Han 1774 yaptırılmış ve kullanıma açılmış. Osmanlı mimarisinin hakim olduğu bu hanın içerisinde çeşitli hediyelik eşyayı bulmanız mümkün. Gezintimizi tamamladıktan ve epeyce yorulduktan sonra toparlanıp havaalanının yolu tutuyoruz. Havaalanına ulaşım izban sayesinde gayet kolay oldu. Konak'tan önce metroya binip İzban’a aktarma yaptığınız zaman yaklaşık 40 dakikada havaalanına ulaşabilirsiniz. Eğer sizde bir çılgınlık yapıp Kasımda İzmir'e gitmek isterseniz genel olarak havanın güzel olduğunu ve ince mevsimlik şeyler giyerek dolaşabileceğinizi, mutlaka ulaşım ve izban kullanmak için İzmirim kartının gerekli olduğunu, yer yön bulmak için insanlardan çok haritalara güvenmeniz gerektiğini unutmadan güzel bir sonbahar gezisi yapabilirsiniz. İyi gezmeler:) Bizce İlginizi Çekebilir... Şirince - Nesin Matematik Köyü Tarihin Başkenti : Selçuk

  • Bi Gezdik Geldik | SineGezi

    Bi gezdik geldik ve size anlatacaklarımız var Venedik Gezi Rehberi 400’ü aşkın köprüden oluşan Venedik aynı zamanda çok sürpriz olmayacak şekilde Kanallar Şehri, Sular Şehri ve Maskelerin Şehri olarak da anılmaktadır. Gelelim gezimizin detaylarına; Devamı > Floransa Gezi Rehberi Gezi planımızın ikinci durağı olan Floransa’ya Roma’dan tren yolu ile ulaşımı tercih ederek geldik. Trenle 2 saatten az bir zamanda Floransa’ya varabiliyorsunuz. 1 gece konaklayacağımız için biz herhangi bir ulaşım veya şehir kartı almadık... Devamı > Roma Gezi Rehberi Uzun zamandır planlanan Roma gezimizi gerçekleştirmenin hem mutluluğunu hem de hüznünü yaşıyoruz. Hüzün neden diye sorarsanız, her köşesi tarihle dolu, kalabalık ve sıcakkanlı bu İtalya şehrini çok sevdik, onunla vedalaşamıyoruz. Gelelim gezimizin detaylarına; Devamı > Alaçatı Gezi Rehberi Uzun zamandır, Çeşme'nin popüler bölgesi Alaçatı'ya gitmek istiyorduk. Sonunda bir fırsat bulduk ve soluğu Alaçatı'da aldık... Devamı > Lviv Gezi Rehberi Son zamanlarda bayağı popüler olan Lviv’e biz de bir çıkartma yapalım dedik. Kışların çetin ve oldukça soğuk geçtiği Lviv’e Ocak ayında gitmek ne kadar mantıklıydı? Onu hala bilmiyoruz ama.. Devamı > Antakya Gezi Rehberi Özellikle yemeklerini merak ettiğimiz Hatay gezimizi Ekim ayında gerçekleştirdik. Hava konusunda hem şanslıydık hem de biraz şansızdık... Devamı > İğneada Gezi Rehberi İstanbul’dan 3 ile 3 buçuk saat arasında ulaşacağınız İğneada’da hafta sonunuzu doğa ile içi içe değerlendirebilirsiniz.Gidiş zamanınız ayçiçeklerinin açtığı döneme denk gelirse... Devamı > Belgrad Gezi Rehberi Vizesiz olması, uygun olması, yakın olması ve en önemlisi her gezimizde yaşadığımız yeni yerler görmenin verdiği mutlulukla Belgrad gezimizi planladık... Devamı > Viyana Gezi Rehberi Öncelikle Viyana için gezi planı yapacaklara bir tavsiyem var: Viyana'da o kadar çok müze, tarihi bina ve kilise var ki gezinizi kısa tutma gibi bir fikriniz varsa tekrar düşünün derim... Devamı > Bursa Gezi Rehberi Havalar soğuk gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken, daha fazla ertelemeyelim diyerek, Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan; Bursa gezi planımızı ertelemeyip, yola koyulduk... Devamı > Rüya Şehir: Prag Prag görmeyi merak ettiğim yerlerden birisiydi ve sanırım Prag’ı gezmek için Christmas döneminden daha güzel bir dönem olamazdı. Bu sebepten hali hazırda Viyana’ya gelmişken; Viyana gezimize günü birlik bir Prag turu eklemekten kendimizi alı koyamadık.. Devamı > Antalya Gezi Rehberi Uygun fiyatlı uçak biletlerini takip etmenin en güzel yani yeni yerler görmek ve yeni planlar yapmak tabi ki. Bu defa Alternatif bir Antalya turu yapalım, daha önce görmediğimiz yerlere gidelim dedik. Dolu dolu bir plan oldu baştan söyleyelim :) Devamı > Cunda - Ayvalık Gezi Rehberi Sakinliği, kendine has havası ve samimiliği ile kalbimizi fetheden Cunda ♥; Alibey adası olarak da biliniyor ve kendisi, Ayvalık koyunda yer alan irili ufaklı 22 adadan birisi oluyor... Devamı > Keşiflerin Yeri; Münih Almanca anlamıyla Münih ‘keşiflerin yeri’ anlamına gelmekte ve bence mimari yapısı, yaşam standartları ve barındırdığı diğer bütün güzelliklerle; yüklenilen anlamın tam da karşılığını vermekte. Devamı > Denizli Gezi Rehberi Denizli seyahatimizin ilk durağı olarak yerli Maldivler olarak adlandırılan Burdur’a bağlı Salda Gölü’ne doğru yola çıktık.... Devamı > Bozcaada'da Bir Kamp Macerası Bozcaada huzurlu ve sakin bir tatil geçirmek isteyenler için mis gibi havası, tertemiz denizi ve kumsallarıyla tercih edilesi yerlerden... Devamı > Trajikomik Barcelona Seyahati Son derece spontane Barcelona gezimi kaleme alıp, anılarımı tazelemek bir de az buçuk size rehber olayım diyerek, başlıyorum sevgili yazıma... Devamı > Eskişehir'de Bir Hafta Sonu Hazır bahar mevsiminde iken bir hafta sonu planı yapıp 2 gününüzü değerlendirmek isterseniz Eskişehir doğru bir rota... Devamı > Kapadokya'da Üç Mevsim Mutlaka gezilip, görülmesi gereken Güzel Atlar Diyarı bizi çok etkiledi, şimdiden bir daha ne zaman gitsek planları yapmaya başladık bile... Devamı > Sular Altında Kalan Bir İlçe: Halfeti Halfeti, Şanlıurfa gezim sırasında gitme fırsatı bulduğum, iyi ki de gitmişim dediğim Urfa’nın guzide bir ilçesidir. .. Devamı > Şanlıurfa Şanlıurfa’ya giderken havanın çok fazla sıcak olmadığı zamanı ayarlamaya çalışmanızı bizzat tavsiye ediyorum... Devamı > Bir Tadımlık Gaziantep Bugüne kadar methini çok duyduğum gezmeyi ve bilhassa lezzetli yemeklerini tatmak istediğim güneydoğunun en eski şehirlerinden Gaziantep’teyiz.. . Devamı > Masalsı Bir Şehir: Brugge Belçika ’nın batısında yer alan ve kuzeyin Venedik ’i olarak adlandırılan Brugge ’deyim. Mimarisiyle insanı büyüleyen, eski dokusunu koruyan, masalsı ve daha birçok güzel sıfatı hak eden bir şehir Brugge. Devamı > En Spontanından Köln Gezisi Köln Almanya’nın en büyük 4. şehri ve çokta turistik bir yer. Bunu adımınızı attığınız ilk andan itibaren anlayabiliyorsunuz özellikle benim gibi trenle seyahat sonrasında Köln’e ayakbastıysanız. Devamı > Çikolata Kokan Sokaklarıyla Brüksel Belçika ’nın başkenti olan Brüksel’deyiz . Brüksel’i gezmek çok planladığım bir şey değildi, bu sebeple gitmeden çok araştırma yapamadım. Ancak şehir merkezinden alacağım bir haritanın iyi bir rehber olabileceğinden emindim. Devamı > Maastricht: Christmas Market Gezisi Her yıl aralık ayında kurulan ve 4 hafta boyunca süren Christmas Marketler yani Noel pazarlarının tarihi bayağı eskiye dayanıyor. Aslında 5 kıtada kurulan Christmas Marketlerin en ünlüleri Avrupa şehirlerinde yer alıyor.. Devamı > Sonbaharda İzmir Turu Durdurak bilmeden Selçuk , Efes ve Şirince turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı İzmir'e çevirdik. Devamı > Şirince - Matematik Köyü Efes ve Selçuk gezisinden sonra; Şirince ve Nesin Matematik köyünü kendimize rota olarak belirledik. Ne yalan söyleyelim Şirince’yi 21 Aralık 2012 Maya Takviminin bitimi olması, Marduk gezegeninin Dünya’ya çarpacağı ve Şirince’nin sağlam kalan yerlerden birisi olacağı efsanesiyle tanıdık Devamı > Efes - Selçuk Gezi Rehberi Ucuz uçak bileti kampanyası varmış. Eee hadi o zaman İzmir'e gidelim diyerek yaptığımız İzmir seyahati planının, gidip gördükten sonra çok yerinde bir plan olduğuna karar vermiş bulunuyoruz. Devamı > Rengarenk Bir Şehir : Amsterdam Birçok kültürü içinde barındıran, özgürlüklerin şehri adlandırılmasını sonuna kadar hak eden Hollanda’nın başkenti Amsterdam , eminim ki gezmeyi seven herkesin merak ettiği, gitmek istediği ve gidilecek yerler listesinde bulunan bir şehirdir.... Devamı > Doğa Harikası, Kültür Şehri: Trabzon Bir çok imparatorluğu bünyesinde barındıran Trabzon dolayısıyla hepsinden izler taşıyan 4000 yıllık bir şehir ve gezilecek keşfedilecek bir çok yeri var. Hem nefes almak, hem kültürlenmek hem de biraz yorulmanız için bir dolu tavsiyem olacak.... Devamı > Peri Masalından Farksız: Kotor-Karadağ Neden Karadağ ? sorusunu çevremden sıkça duyuyorum. Öncelikle pek çok ülkenin aksine vize almadan gidebiliyorsunuz. Para birimi olarak Euro kullanıyor fakat diğer ülkelere oranla çok daha ucuz. Az para harcarken dünyanın en güzel sahillerinden birinde olmayı kim istemez!?... Devamı > Babadağı'ı Aşta Gel Sen de hep yamaç paraşütü yapmak isteyip ancak bir türlü cesaretini toplayıp yapamayanlardan mısın? Sana bir sır vereyim mi? Adrenalin seviyorsan ve ne korkacağım aman kaç bin metre yüksek olursa olsun diyorsan hatta ve hatta korkuyorsan bile kesinlikle denemen gereken bir etkinlik! Devamı > Hadi Hepimiz Kaş'a Yerleşiyoruz Dolu dolu geçen bir tatil, doğal, el değmemiş güzelliğiyle kendisine hayran bırakan, yeniden gitmek için şimdiden plan yapılan yer, işte bütün bu tanımların karşılığı benim için KAŞ oldu bu yaz... Devamı > Rotterdam’da Bir Gün Hollanda’da şehirler arası yolculuk trenler sayesinde oldukça kolay ve Rotterdam da Hollanda’ya geldiyseniz görülmesi gereken bir yer diye düşünmekteyim.... Devamı > Utrecht - HOLLANDA Hollanda’ nın en eski şehirlerinden olan, kendine has dokusuyla insanı içine çeken Utrecht’ten bahsedeceğim... Devamı > Please reload SineGeziciler

  • L'Intermezzo | SineGezi

    Eminim ki birçoğunuz benim gibi dışarıda yemek yemeğe gideceğiniz zaman hayal kırıklığına uğramamak için önceden araştırma yapıyorsunuzdur... L’intermezzo Brüksel’de Bir Küçük Makarnacı 05.01.2017 | Gonca Kaya Paylaş Eminim ki birçoğunuz benim gibi dışarıda yemek yemeğe gideceğiniz zaman hayal kırıklığına uğramamak için önceden araştırma yapıyorsunuzdur. Aslında araştırmadan kastım bir tık uzaklıktaki yemek ve mekan tavsiyesi veren internet uygulamaları. Peki ya yurtdışındaysanız ve internetiniz yoksa o zaman ne olacak? Hemen cevaplayayım. Ya spontane takılıp şansınıza güveneceksiniz yada araştırmanızı önceden yapacak kendinizi garantiye alacaksınız. Normalde bu araştırma konularını hiç atlamam ama Brüksel gezimizde bu ayrıntıyı atlamıştım. İşte tam da bu zamanda tamamen tesadüf eseri rastladığımız, harika makarnalar yapan ve tekrar tekrar gelmek isteyeceğim Brüksel deki küçük İtalyan restoranını keşfettik. Belki araştırma yapmış olsaydık da aynı yere gidecektik ama ne yalan söyleyeyim böylesi de keyifli oldu. Beni enfes makarnasıyla bu kadar şaşırtan restoranın adı L’intermezzo. Intemezzo bir tiyatro veya operanın perde aralarında çalınan beste anlamına gelmekteymiş. Böyle bir isminin olması hemen La Monnaie Opera House ’ un yani opera binasının yanında bulunuyor olmasından olabilir diye düşünmekteyim. Makarnalardan bahsedecek olursak duvarda asılı bir listeleri var ve bu listede her damak tadına uyabilecek çeşitte makarnalar mevcut. 3 kişi olduğumuz için 3 çeşit deneme fırsatımız oldu ve hepimiz memnun kaldık bunu da bir dip not olarak düşmekte fayda var. Ayrıca makarnanıza eşlik edebilecek çeşitli ev yapımı şarapları da mevcut. Ben denemedim ama deneyenler tavsiye ediyorlar. Ayrıca söylemeliyim ki 30 yıldır devamlı bu mekana gelen müdavimleri varmış. Yalnız birkaç ayrıntıyı da es geçmeyelim L’intermezzo yalnızca cuma ve cumartesi akşamları hizmet vermekte diğer günlerde akşamları açık bulamıyorsunuz bu küçük restoranı. Çoğu yorumda bulunan kişi bu durumdan şikayet etmiş ancak benim hoşuma bile gitti. Kaliteden ödün vermeyen ve iyi hizmet veren restoranların böyle kurallarının olması yadırganmamalı bence. Şahsen saygı duydum. Diğer güzel ve herkesin bir nebze önem verdiği ayrıntıda fiyatların oldukça uygun olması. Yolunuz Brüksel’e düşerse birde makarna seviyorsanız uğrayacağınız adres belli bence. Tavsiye benden denemesi sizden :)

  • Amsterdam | SineGezi

    Birçok kültürü içinde barındıran, özgürlüklerin şehri adlandırılmasını sonuna kadar hak eden Hollanda’nın başkenti Amsterdam, eminim ki gezmeyi seven ... Rengarenk Bir Şehir: Amsterdam 05.10.16 | Gonca Kaya Fotoğraflar : Raziye Tugan, Saygın Karakuş, Gonca Kaya Paylaş Bir çok kültürü içinde barındıran, özgürlüklerin şehri adlandırılmasını sonuna kadar hak eden Hollanda’nın başkenti Amsterdam, eminim ki gezmeyi seven herkesin merak ettiği, gitmek istediği ve gidilecek yerler listesinde olan bir şehirdir. Şehir ismini, hemen yanı başında kurulduğu Amstel nehrinden almıştır. İstanbul’u düşünürsek eğer Amsterdam'ın çok kalabalık bir nüfusa sahip olduğunu söyleyemem ancak her daim canlı, yaşayan bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Şehre ayak bastığınız ilk andan itibaren sizin gibi birçok turistin olduğunu fark edebiliyorsunuz. Şahsen ben turist olmanın en keyifli olduğu yerlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Amsterdam’a ulaşımdan biraz bahsedecek olursak hava alanından direkt olarak trenle Amsterdam’ın merkezine ulaşabiliyorsunuz. Biletinizi sarı makinelerden veya gişelerden alabilirsiniz. Eğer uzun kalacaksanız 7.50€ ya ov-chipkaart alabilirsiniz. Bu kart İstanbul kart gibi para yükleyip her türlü ulaşım aracında kullanabiliyorsunuz. Yalnız kartı hem girişlerde hem de çıkışlarda okutmanız gerekiyor. Aksi takdirde en uzun mesafe tutarı kesiliyor kartınızdan. Birde kartlar tek kişilik. Uzun kalmayacaksanız I Amsterdam kartı sizin için çok daha uygun olur. 1,2 ve 3 günlük seçenekleri var. Bu kart sayesinde birçok müzeye ücretsiz girebiliyorsunuz, ücretsiz kanal turu yapabiliyorsunuz, bütün ulaşım araçlarından ücretsiz faydalanabiliyorsunuz ve birde bazı restoran ve cafelerde belirli miktardaki indirimlerden faydalanabiliyorsunuz. Detaylı bilgi için linkini vereceğim siteyi ziyaret edebilirsiniz. https://www.iamsterdam.com/en/i-am/i-amsterdam-city-card Ben yürümeyi seviyorum ve zamanımda bol derseniz eğer Amsterdam merkezini gezerken pekte ulaşım araçlarını kullanmanıza gerek yok. Elinize Amsterdam Centraal’den ücretsiz olarak alabileceğiniz şehir haritasıyla Amsterdam’ı yürüyerek veya bisiklet kiralayarak gayet güzel gezebilirsiniz. Buraya ayrıca eklemeliyim ki Amsterdam bisikletle çok rahat bir şekilde, ezilme tehlikesi geçirmeden gezebileceğiniz bir şehir zaten bisikletli sayısını görünce emin olun sizde onlara katılmak isteyeceksiniz. Yürümek ve bisikleti tercih etmiyorsanız veya zamanınız kısıtlıysa Google Maps uygulamasını da kullanabilirsiniz. Toplu taşıma yönlendirmelerinin çok iyi olduğunu duydum. Herkesin gezmek eyleminden çıkarımları farklı olabilir. Benim de size çoğu gezi sitesinde de tavsiye olarak karşınıza çıkan, görmelisiniz, bakın burada fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış diyebileceğim belirli başlı yerler var :) Onları listeleyeceğim. Ancak nereye ne kadar zaman ayırarak gezeceğiniz tamamen size kalmış. Amsterdam Centraal Amsterdam Centraal gördüğüm diğer istasyonlardan farklı olarak görkemli bir mimariye sahip ilk fotoğrafınızı burada çekilebilirsiniz. Dam Meydanı Centraal den yürüyerek 10 dakikada ulaşabileceğiniz mesafede yer alan Amsterdam’ın meşhur meydanı. Turistik her şehirde olduğu gibi Dam Meydanı da oldukça hareketli sokak sanatçıları, müzisyenleri, değişik kostümler giyinmiş onlarla fotoğraf çekinmenizi bekleyen korsan kılığındaki ya da katil kılığındakiler olsun hepsi meydana ayrı bir renk katmakta. Siz de onlara katılıp bu canlılığın bir parçası olabilirsiniz hatta belki sizi tanımayan birisini fotoğrafında gülümseyen bir renk olursunuz. Dam Meydanının çevresinde birçok önemli yapı yer almaktadır. Koninklijk Paleis (Kraliyet Sarayı), Nieuwe Kerk, Ulusal Anıt, eminim herkesin Hollanda’ya geldiğinde gidilecek yerler listesinde olan Madame Tussauds Müzesi ve şehrin ünlü caddelerinden Damrak Caddesi, Kalverstraat bu bölgede yer almaktadır. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Rembrandtplein Benim Amsterdam’da en sevdiğim meydan burasıydı sanırım. Meydanın tam ortasında ressam Rembrandt’ın heykeli yer almaktadır. Meydan cafe, restoran ve eğlence mekanlarıyla çevrilmiş ve yerlisiyle, turistiyle oldukça hareketli bir yer olduğunu söyleyebilirim. Yabancı bir şehre gittiyseniz o şehir hakkında bilgi sahibi olmak için gidilecek başlıca yerler nereler derseniz müzeler derim. Müzeler : Madame Tussaunds Dam meydanında yer alan bal mumu müzesine gidip keyifli vakit geçirebilirsiniz. Aklınızda bulunsun online biletler daha uygun :) Rijkmuseum Centraal den ve Dam meydanından yürümeye kalkarsanız biraz uzun sürebilecek bir mesafede olan Hollanda’nın en ünlü müzesi olan Rijkmuseum’a dilerseniz tramvayla da (Rijksmuseum 2, 5) ulaşabilirsiniz. Aralarında Rembrandt, Steen, Hals, Vermeer ve diğer birçok ünlü ressamın eserlerinin bulunduğu zengin bu müze; 8 bini aşkın sanatsal çalışma, 80 oda size 800 yıllık Hollanda kültür ve tarihi hakkında bilgi vermektedir. Bir de aklınızda bulunsun her gün 09.00 ile 17.00 saatlerinde açık olan müzeye girişler ücretli. Van Gogh Museum Rijkmuseum’a yürüme mesafesinde olan Van Gogh Müzesi Amsterdam’ın en çok ilgi gören müzelerinden birisidir. 4 katlı olan müzede Van Gogh’un hemen hemen bütün eserleri sergilenmektedir. Bunun dışında başka sanatçıların eserleri de sergilenmektedir. Sanatsever birisiyseniz bir solukta gezebileceğiniz bir yer. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Diamond Museum Amsterdam Hemen Rijksmuseum'un yanı başındaki Diamond Museum Amsterdam müzesini gezmek sizin için farklı bir deneyim olabilir. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Madame Tussaunds, Rijkmuseum, Van Gogh Museum, Diamond Museum Amsterdam'a ek olarak vaktiniz varsa bu müzelere yürüme mesafesinde ki Heineken Experience'de uğramanız tavsiye olunur. I Amsterdam Letters Fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlar dediğim yer. Sizde çekilmelisiniz. :) Rijkmuseum’un çok yakının da bulunduğunu da buraya ekleyeyim. Red Light District Eee özgürlükler şehri Amsterdam’a kadar gelmişsiniz. Gelmişken meşhur Kırmızı Fener Mahallesini de gezmeden olmaz bence. Dam meydanına da oldukça yakın olan cadde tedirgin olmadan gidebileceğiniz bir yer. Burası Amsterdam'daki en güvenli cadde diyebilirim. Çok fazla güvenlik önlemi olduğunu okumuştum. Keza cadde oldukça kalabalık ve renkli. Red Light District’de birçok seks shop, randevu evi, gay bar, özel sinema, tiyatro ve çeşitli türlerde müzeler bulunmaktadır. Şaşırtıcıdır ki aynı cadde de kilisede yer almaktadır. Gerçi Hollanda’da eskiden kilise olarak kullanılan gece klüpleri de mevcut. Ne de olsa özgürlükler ülkesi. Caddenin tarihine değinecek olursak 1270'li yıllara kadar uzanan bir tarihi var. Eskiden denizcilerin uğradığı yerlerde çok fazla fuhuş oluyormuş. Red Light bölgesi de fuhuşun yoğun olduğu bir bölgeymiş. Zaman içinde çeşitli kısıtlamalar yapılsa da önünü alamamışlar ve Red Light District bugün ki halini almış. Red Light District'e gidecekseniz ki bir turist klasiğidir, aklınızda bulunması için söyleyelim. Camekanların arkasındaki kadın seks işçilerinin fotoğraflarını çekmek kesinlikle yasak. Caddenin fotoğrafını çekebilirsiniz. Bir de bunun yanında uyuşturucu satan birileri yanınıza yanaşıp, satış yapmaya çalışabilir. Almamanız tavsiye olunur. Hollanda'da uyuşturucu ne kadar yasal olsa da coffee shoplar dışında bir yerden ya da birisinden almayınız. Son olarak; camların arkasında dans eden kadınlar zamanla şehrin simgelerinden birisi haline gelmişler. Girdiğiniz her hediyelik eşya satan dükkânda Red Light’li magnetler ve daha birçok Red Light temasında ki ürünlerden bulabilirsiniz. Vondelpark Van Gogh Müzesinin hemen yakınında ki Vondelpark’a da bir uğramanız tavsiye olunur. Park oldukça geniş bir alana sahip, keyif yapmak için birebir. Bloemenmarkt (Amsterdam Çiçek Pazarı) Dam meydanının çok yakınında ki gözünüzü gönlünüzü açacak çiçek pazarına da biraz vakit ayırabilirsiniz. Tezgahlar aslında sabitlenmiş teknelerden oluşuyor bu özellikleriyle dünyanın tek yüzen çiçek pazarı olma özelliğine de sahipler. Çiçek dışında tohum ve hediyelik eşyada satılmaktadır. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Coffee Shoplar Hemen hemen her adımda bir tane coffeeshop a rastlamanız mümkün, öncelikle korkunç, girilmemesi gereken yerler değiller. İçeriye girip sadece biranızı da içebilirsiniz veya otta içebilirsiniz. Sonuç olarak Hollanda’da yasal olan bir şey. Yeme içmeye dair şiddetle tavsiye edebileceğim Hollanda’lılara özgü bir şey yok ancak İtalyandan, Türk restoranına kadar her çeşit dünya mutfağından restoranlar var. Yalnız atıştırmalık olarak değişik soslarla birlikte tadabileceğiniz kızarmış patateslerini tavsiye edebilirim. Hollandalılar yemek konusunda çok iyi olmasalarda yaptıkları kendilerine özgü peynirlerle bu açığı telafi ediyorlar :) Hollanda'ya özgü sayılamayacak kadar çok çeşitte peynir mevcut. Çeşit konusunda biraz kopya vereyim: biberiyeli, kuru üzümlü, incirli, çikolatalı, karamelli , biberli, isli, kayısılı, erikli, kimyonlu. Bunlar sadece benim aklıma gelenler. Sonuç olarak bu peynirler tadımlık ve tam da stoklayıp eve götürmelikler. Benim favorim süper marketlerde de kolaylıkla bulabileceğiniz. Kimyonlu Gauda peyniriydi. Amsterdam Public Library (Amsterdam Halk Kütüphanesi) Eşsiz Amsterdam manzarasını size ücretsiz olarak sunan halk kütüphanesi herkese açık. İçeriye girip kitabınızı manzaraya karşı okuyabilirsiniz. Veya üst katta Hollanda’da oldukça meşhur olan her damak tadına hitap edebilecek çeşitliliğe sahip La Place’de yemeğinizi yiyebilirsiniz. Zaanse Schans Vaktiniz varsa Zaanse Schans'da ki Yel Değirmenlerini de görmeye gitmenizi tavsiye ederim. Amsterdam'dan kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir mesafede yer alan yel değirmenleri enerji üretmek için değil, Hollanda'ın sular altında kalmamak adına verdiği savaşın sessiz kahramanlarıymışlar. Ülkenin yarısından fazlasının deniz seviyesinin altında olduğu düşünülürse haklı bir savaş gibi görünüyor. Amsterdam diğer şehirlerden farklı olarak sizi hiç sıkmayacak bir şehir, yapılacak çok şey, gezilecek çok fazla yer var. Gezinizi güzel planlamanızı ve bizzat havanın çok soğuk olmayacağı bir zamanda yapmanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar ve gezmeler :) Bizce İlginizi Çekebilir... Utrecht Rotterdam'da Bir Gün Maastricht

  • Gizli Güzellik | SineGezi

    Will Smith, Gizli Güzellik filminde hırslı, dinamik ve karizmatik bir reklam yöneticisi olan Howard olarak karşımıza çıkıyor... Gizli Güzellik (Collateral Beauty) - 2016 25.12.2016 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 6/10 Tür : Dram Süre : 97 dk Yönetmen : David Frankel Oyuncular : Will Smith , Kate Winslet , Keira Knightley Senaryo : Allan Loeb Will Smith, Gizli Güzellik filminde hırslı, dinamik ve karizmatik bir reklam yöneticisi olan Howard olarak karşımıza çıkıyor. Howard yaşadığı trajik olay sonrasında onu tanımlamak için sıralamış olduğum tüm özellikleri kaybediyor ve hayattan zevk almayan, kendisini ailesinden arkadaşlarından soyutlayan ve hatta neden yaşadığını sorgulayan bir insana dönüşüyor. Howard’ın bu halini gören yakın arkadaşları aynı zamanda iş ortakları hem Howard’ı düşündüklerinden hemde şirketlerini düşündüklerinden kolları sıvayıp çözüm aramaya başlıyorlar. Bu arada Howard’ın yakın arkadaşlarını da birbirinde ünlü isimler canlandırmakta; Kate Winslet, Edward Norton ve Michael Pena. Bu 3 lü Howard’ı izlemesi için tuttukları dedektif sayesinde Howard’ın ölüm, zaman ve aşka terapi amaçlı mektup yazdığını öğrenirler ve sonrasında asıl hikaye başlamış olur seyirci için. Ölüm, zaman ve aşk üçlüsü beden bulmuş şekilde Howard’ın karşısına çıkar. Yazdıkları için Howard’ı sorgularlar. Film bu süreçte Howard gibi izleyiciye de bu kavramları sorgulatmakta. İnsan yaşadıkları sebebiyle yönünü kaybedebilir. Önemli olan tekrar bulmasıdır. Filmde de Howard’ın can bulmuş ölüm, zaman ve aşk üçlüsü sayesinde yönünü tekrar bulması ve gizli güzelliği keşfetmesini izliyoruz. Her yaşam başlı başına bir hikayedir. Her hikayede de ayrı bir güzellik vardır. Filmdeki gizli güzelllik kavramı da bana göre kimi zaman yaşadığın andır, kimi zaman hissettiğin sevgidir, kimi zamanda özlemdir, ölümdür, kaybediştir, kavuşacağını bilmektir. Film klasik konuları ele alsa da, oyuncular ve yorumlayış açısından ortalamanın üzerinde, izlemeye değer bir film. İyi seyirler dilerim :)

  • Kürk Mantolu Madonna | SineGezi

    Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak... Kürk Mantolu Madonna 17.10.2016 | Gonca Kaya Paylaş Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak; bugün hala en çok okunan kitaplar listesine baktığınızda bu eseri rahatlıkla görebilirsiniz. Yazar eserinde karakterleri adeta yaşatmış. Romanı okumuyor, izliyormuş hissinin, beni kitap bitene kadar bırakmadığını net bir şekilde söyleyebilirim. Normalde yok bu kadarı da olmaz diyeceğiniz durumlar öyle güzel aktarılmış ki hiç yadırgamıyorsunuz. Belki de bunun sebebi yazarın yaptığı güçlü psikolojik analizler, fark etmeden empati yapmanızı ve karakteri anlamanızı sağlıyor. Hikayeye, Rasim’le başlıyoruz. Ancak çok geçmeden Rasim’in dışarıdan bir göz olduğunu anlıyoruz. Esas kahramanlarımız Raif Efendi ile romana ismini de veren kürk Mantolu Madonna benzetmesiyle Maria Puder. İlk olarak Rasim’in bize rehberlik etmesi bize ön yargının ne kadar boş bir duygu olduğunu, bir insanı tanımadan ve tanıdıktan sonra o insan hakkında ne kadar farklı düşüncelere sahip olabileceğimizi görmemiz için olabilir. Eğer Rasim, Raif Efendiyi merak edip onu tanımaya çalışmasaydı belkide hayatını değiştirecek nitelikteki, Raif efendinin kendi hayatını anlattığı hikayeyi hiç okuyamayacaktı. Ana karaktere geldiğimizde karakterimizin hayatımızı ne kadar etkilediğini acı bir şekilde görüyoruz. Raif Efendi deki kabullenmişlik duygusu onu hayata karşı seyirci bırakmaktan başka bir şey yapmıyor aslında. Aşkının esiri olmuş ancak onun peşinden gitme cesareti bulamamış bir adam ve tek bir kişiye adanmış rutin içerisinde geçen bir ömür. En yakınlarının bile fark edemediği durgunluk, bezginlik, yaşadıklarını dile getirememişliğin üzerine bir de yaşanmamışlıkların ağırlığı işte hepsi bir hayatta toplanmış. Kesinlikle akılda yer eden uçup gitmeyen hikayelerden olduğunu söylüyor ve hemen kütüphanenizde yerini almalı diye ekliyorum. Keyifli okumalar :)

  • Yeldeğirmeni | SineGezi

    Kadıköy aşığı biri olarak Moda'dan sonra en sevdiğim yerlerden birinin Yeldeğirmeni olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk duvarları, eski binaları ve güzel,şirin.. Yeldeğirmeni'nde Gidilesi 3 Mekan 14.12.2016 | Hande Samancı Paylaş Kadıköy aşığı biri olarak Moda'dan sonra en sevdiğim yerlerden birinin Yeldeğirmeni olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk duvarları, eski binaları ve güzel,şirin kafeleriyle mutlaka keşfedilmesi gereken bir semt. Bende gidip beğendiğim 3 mekanı sizin için sıraladım. 1. Garda Cafe İsmini Haydarpaşa Garı' nın içi gibi dekore edilmiş olmasından dolayı almış. Duvardaki resimler garın bütün özelliklerini anlatıyor ve kafenin içerisinde bir duvarda Haydarpaşa Gar Binası'nın tarihçesi asılı. Konsept çok güzel yaratıldığından içeri girildiğinde gar havası daha da hissediliyor. Bu açıdan çok sevdiğimi söyleyebilirim. Menüsünde kahvaltıdan ana yemeğe kadar çeşitlilik bulunmakta. Son derece samimi ortamı ve kibar, güler yüzlü çalışanlarıyla mutlaka ya bir sabah kahvaltısına yada bir çay, kahve içmeye uğramanız gereken bir mekan. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. "İki biradan sonra herkes herkesi severt. Sen beni kahvaltıda sev." 2. Kafe Küff Garda Kafe'nin hemen çapraz karşısında yer alan içinde büyük bir kütüphaneye sahip Küff konseptiyle ilgi çekici bir kafe. Yeldeğirmeni'nde en kalabalık kafelerden biri olduğunu da eklemek lazım. Ne zaman gitsem gelenin gidenin eksik olmadığını söylemeden geçemeyeceğim. Hem içerde hemde dışarda ki oturma alanıyla gayet geniş bir alanda yer alan Küff menüdeki yemek fiyatları ve lezzetleri olarakta gayet iyi. Özellikle sandviçlerini deneyebilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 3. Bilumum Şeyler Şirin mi şirin, küçük ama butik bir kafe arıyorsanız Bilimum Şeyler tam size göre. Sessiz sakin bir yerde çayımı, kahvemi içip güzel vakit geçirmek isterseniz tercih edebilirsiniz. Menüsü içecek ağırlıklı ve alternatif olarak tatlı ve boşnak börekleri bulunmakta. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle :)

bottom of page