Boş arama ile 98 sonuç bulundu
- Prag Yeme-İçme Rehberi | SineGezi
Mekanlarla ilgili kısa bir bilgi vermek gerekirse; Prag çok turistik bir şehir olduğu için rezervasyon yapmadan istediğiniz bir yere gidip, beklememeniz hemen hemen imkansız... Prag Yeme-İçme Rehberi 03.01.2019 | Gonca Kaya Paylaş Mekanlarla ilgili kısa bir bilgi vermek gerekirse; Prag çok turistik bir şehir olduğu için rezervasyon yapmadan istediğiniz bir yere gidip, beklememeniz hemen hemen imkansız. Bu dönemsel ve saat olarak değişiyordur ancak bizim genel gözlemimiz bu şekilde, paylaşmak istedik. Gelelim Prag’ta gitme fırsatımız olan mekanlara; Cafe Louvre Adres: Národní 22 Prague 1 , 110 00 , +420 724 054 055 1902’den beri hizmet veren ve Nazım Hikmet’in de Prag’ta bulunduğu dönemde sıklıkla gittiği kafelerden olan Cafe Louvre’a tatlı molası için veya yemek yemek için uğrayabilirsiniz. Lokál Dlouhááá Adres: Dlouha 110 00 Prague 1, +420 734 283 874 Çeklere özgü yemekleri tadabileceğiniz, güzel bir mekan. Rezervasyonsuz giderseniz, biraz bekleyebiliyorsunuz. Ancak umutsuz olmayın sıranın size gelmesi çok uzun sürmüyor. Ünlü yemeklerinden kızarmış peynir ve Goulash söyleyebilirsiniz. Ancak yemeğin yanına ekmek veya patatesi ekstra söylemeniz gerekiyor. İçecek olarak kendi üretimleri olan Dark Beer'dan denemenizi tavsiye ederiz. Menü detayı: http://lokal-dlouha.ambi.cz/en/menu?id=11880 HillBilly Adres: Pplk. Sochora 974/21, 170 00 Praha 7, +420 774 156 735 Dolu dolu bir hamburger yemek istiyorsanız, tavsiye edebileceğimiz bir mekan. Hamburgerleri hem göze hitap ediyor hem de oldukça doyurucu. Ayakta kalmak istemiyorsanız, rezervasyon yapmakta fayda var. Prague Beer Museum Adres: Smetanovo Nabrezi 22, +420 732 330 912 Biranın su ile yarışacak derecede uygun olduğu bir memlekette bira tadımı yapmadan olmaz. Damak tadınıza uygun birayı bulmak için 5 çeşit olarak menüde yer alan seçeneklerden birini tercih edebilirsiniz. Prag Beer Museum 2 farklı yerde bulunmakta, biz Smetanovo Nabrezi bölgesinde bulunan şubesine denk geldik. Keyifli bir akşam geçirdik. Hemingway Bar Adres: Karoliny Svetle 26, Prague 1, +420 773 974 764 Tüm kokteylleri kendi tariflerinden oluşan, küçük ve şık mekan. Garsonlar oldukça ilgili, kokteyl içeriklerini danışabilirsiniz. Kaynak: https://www.hemingwaybar.cz/bar-prague/ Anonymous Bar Adres: Michalská 12, Prague 1 Konsept olarak bayağı beğendiğimiz mekan; kokteyller konusunda da bizi üzmedi. İlginç sunumlarını izlemek için bile gidilebilir. Kaynak: http://www.anonymousbar.cz/en#4 Sokak Lezzetleri Christmas döneminde Prag'ta bulunduğumuz için bolca ayaküstü atıştırma fırsatımız oldu. Sokak lezzetlerinin en birincisi bizce Çek'lerin meşhur tatlısı Trdelnik idi. Bunun dışında hot dog ve patateste ağırlıklı olarak satılan aperatif yiyecekler arasında idi. Not alıp uğramayı düşündüğümüz ancak zamansızlıktan gidemediğimiz mekanları da aşağıda paylaşıyoruz: Absintherie U MEDVIDKU Dish Burger Cafe Letka Bugsy’s Bar U Fleku Cafe Savoy Kavarna Slavia Super Tramp Coffee SineGezi keyifli geziler diler :)
- Kopma | SineGezi
American History X filminin yönetmeni Tony Kaye’nin Detachment ile sinema dünyasına karamsar ama bir o kadarda gerçekçi bir film kazandırdığını söylerebilirim.. Kopma (Detachment) - 2011 31.10.16 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 7.7/10 Beyaz Perde : 3.6/5 Tür : Dram Süre : 100 dk Yönetmen : Tony Kaye Oyuncular : Adrien Brody, Marcia Gay Harden, James Caan Senaryo : Carl Lund American History X filminin yönetmeni Tony Kaye’nin Detachment ile sinema dünyasına karamsar ama bir o kadarda gerçekçi bir film kazandırdığını söylerebilirim. Siyah beyaz belgesel röportajları, eskitilmiş görüntüleri ve sıçramalı kurgusu filme değişik bir bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor. Filmin başrolünde sevdiğim oyuculardan Adrien Brody yedek öğretmen Henry Barthes'ı çok iyi canlandırıyor. Brody’nin tavırları ve replikleriyle filmde şahane bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Adrien Brody'e ek filmin kadrosu Christina Hendricks, Lucy Liu, Marcia Gay Harden ve James Caan gibi tanınmış başarılı oyunculardan oluşuyor. Kadro bu kadar iyi olunca da eleştirilecek bir oyunculukta söz konusu olmuyor. Gelelim konumuza, Henry Brarthes yedek öğretmen olarak okullara kalıcı öğretmen gelene kadar görev yapan bir adamdır. Öğrencilerle veya etrafındaki insanlarla bağ kurmadan geçmişten gelen anılarından kurtulamayarak bir yaşam sürmektedir. Son iş bulduğu yer ise sorunlu ve vasatın bile altında öğrencilerin olduğu bir okuldur. Barthnes garip bir şekilde bu okuldaki öğrenciler ve öğretmenlerle duygusal bir bağ kurar ve geçmişiyle yüzleşmeye başlar. Film bir yandan Barthnes'ın kendi varoluşunu sorgularken bir yandan da bozuk eğitim sistemine dikkat çekiyor. Filmi okul-öğretmen konseptli diğer filmlerden ayıran en önemli şey; okula gelen yeni öğretmen okulu yada öğrencileri kurtarıp kahranman olmuyor. Bu açıdan farklı bir bakış açısıyla çekilmiş bir film izliyeceksiniz. Filmin açılışı Albert Camus’nün Yabancı’sı “Ve hayatımda aynı anda hiç böylesine kendimden kopmuş...ve bir o kadar da kendimde hissetmemiştim” ile yapılıyor. Filmin daha girişinde kopma psikolojisi izleyiciye yansıtılıyor. İzlerken bir çok şeyi sorgulamanıza ve düşünmenize neden olan bu filmi izlemenizi tavsiye eder iyi seyirler dilerim. :)
- İletişim | Sinegezi
Bize buradan yazarak ulaşabilirsiniz. Sevgiler SineGezicilerden :) Ad E-Posta Konu Mesaj Gönder Mesajınız için teşekkür ederiz!
- Barcelona | SineGezi
Son derece spontane Barcelona gezimi kaleme alıp, anılarımı tazelemek bir de az buçuk size rehber olayım diyerek, başlıyorum sevgili yazıma... Trajikomik Barcelona Seyahati 15.04.2017 | Gonca Kaya Paylaş Son derece spontane Barcelona gezimi kaleme alıp, anılarımı tazelemek bir de az buçuk size rehber olayım diyerek, başlıyorum sevgili yazıma. Brüksel’den Rynair aracılığıyla Barcelona’ya gittik. Öğrenci bütçesi için son derece ideal Rynair’dan ayrıca söz edeceğim, insanın ucuz uçak bileti için katlandığı durumlar bayağı komik olabiliyor. Neyse bir ekim akşamı Rynair’la kazasız belasız 3 arkadaş Barcelona’ya (El Prat Havalanına ) varıyoruz. Havaalanından şehir merkezine yani Catulunya’ya otobüs aracılığıyla çok rahat bir şekilde gidiyoruz. Ekim sonu olmasına rağmen inanılmaz güzel bir hava olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Atmosfer, hava ve Barcelona çok güzel ama kalacak yer ayarlamadıysanız biraz panik havası olmuyor değil. İnternetten birkaç hostel ismine bakmıştım ancak not aldığım kağıdı unutunca hepsi puf oldu uçtu. Neyse ki wifi denen bir şey var. Cafeye wifi sorarak giren tipik turistlere dönüştük hemen. Baktık baktık ancak karar veremedik, bir kaç tanesini not edip yola koyulduk. İnternette bulduğumuz hosteller biraz tırt çıktı. Tesadüf eseri Barcelona’nın meşhur caddelerinden La Rambla ’da tam da Barcelona Üniversitesi karşısında bir Hostel bulduk. Hemen yerleşip ortalığı keşfe çıktık 4 günümüzü en iyi şekilde değerlendirmek istiyorduk. Kısa gezintimiz esnasında Hostelimizin Casa Mila' ya çok yakın olduğunu keşfettik. Yaratıcılıkta sınır tanımayan ve Barcelona’ya mimari açıdan imzasını atan Antoni Gaudi ’in eserlerinden Casa Milla beni oldukça etkiledi. Mutlaka gezilmesi ve bol bol fotoğraflanması gereken bir yer. Şehir merkezinin yakınlarındaysanız ilk olarak buradan başlayabilirsiniz. Ulaşım Ulaşım açısından çok kalmayacaksanız size önerim şehir merkezinden hareket eden Turist otobüslerini kullanmanız. Aklınıza gelebilecek bütün Turistik yerleri bu otobüslerle gezebilirsiniz. 3 farklı rotayı izleyen 3 farklı renkte otobüs mevcut. Bilet aldığınızda size harita birde çeşitli yerlerde müze, restoran, gece klübü vb yerlerde faydalanabileceğiniz indirim kuponları da hediye ediyorlar. Biletler ne kadar derseniz 1 günlük 26 euro, 2 günlük 34 euro cıvarında. Bunun dışında Barcelona büyük bir şehir metro, otobüs veya taksi kullanarak gitmek istediğiniz yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Biletlerinizi toplu alırsanız indirimde oluyor. Örnek vermem gerekirse tek bilet için 2euro ödemek yerine 10 bilet alıp 10.2 euro ödeyebilirsiniz. Veya daha da kolaya kaçıp Barcelona kart alabilirsiniz. Ulaşımın yanı sıra ücretsiz bir şekilde müzelere de giriş yapabileceğiniz bu kart gerçekten avantajlı olabilir. Biz bu seçeneği sonradan keşfettiğimizden Turist otobüsleriyle idare ettik. İlk durağımız hepimizin çok merak ettiği: La Sagrada Familia Bakmalara doyamayacağınız yapı Gaudi’nin en önemli eserlerinden ve şehrin simgesi. 1882 yılında inşasına başlanan eserin inşası hala devam etmekte olup 2026-2028 gibi tamamlanması planlanmakta. Hala tamamlanmamış olsada inanılamaz güzel bir görsele sahip kendisi. Kilisenin bitmiş halini merak edenlere şu videoyu izlemelerini öneririm > Video için bir tık :) Dışından yeterince etkilenen biz, bazilikanın içine girmeme gibi bir hata yaptık. Siz siz olun yapmayın öyle şeyler :) İkinci Durak olarak Gracia' ya uğrayabilirsiniz. Üçüncü durağımız meşhur Park Güell Gaudi bu sefer de La Sagrada Famillia’dan sonra iddialı bir yapı ile karşımızda. Oldukça geniş bir alana kurulu olan parkta güzel vakit geçirebilir bolca fotoğraf çekilebilirsiniz. Museu Gaudi de ziyaret etmek isteyeceğiniz yerlerden olabilir. Size önerim hediyelik eşyaları dönüş yolunda almanız zira parkın içinde seyyar satıcılar var. Dükkanlara nazaran daha farklı ve uygun hediyelikler bulabilirsiniz. Biz çok kilise gezmek istemediğimizden Reial Monestir de Santa Maria de Pedrlbes ’i pas geçiverdik. Gotik tarzı mimariye ilgi duyuyorsanız ve bol vaktiniz varsa uğramanızı öneririm. Bir sonraki durağımız Barcelona Futbol Stadyumu ; gitmesek olmazdı. Çok meraklılara stadyum turu yapmalarını ve müzeyi gezmelerini öneririm. Diğer bir keşif yeri olarak Plaça d’Espanya meydanı evet nereye baksanız bir eser göryorsunuz bu meydanda Venetian kuleleri, Les Arena binası ve hemen yakındaki Katalan Ulusal Sanat Müzesi (MNAC). 1 gün içinde ancak bu kadar yer gezebiliriz diyerek turistik gezimizi o günlük sonlandırdık. Kahvaltı ve öğlen yemeğini aberatiflerle geçiştirdikten sonra akşam yemeği için güzel bir yere gitmeye karar verdik. Tavsiye üzerine Placa Reial meydanında yer alan Les Quiniz Nits adındaki restorana gittik çokta memnun kaldık. Ayrıntılar için bi tıklayın bence :) Son derece memnun kaldığımız akşam yemeğimizden sonra son derece spontane takılıp, ilk içki bedava kampanyalarından faydalanıp epey bir club gezdik. İsimlerini ne yazık ki not etmemişim. Sonrasında internetten araştırdığımız Club Apolla ’ya yol aldık. Saat gece 12’yi geçmesine rağmen inanılmaz bir kuyruk vardı. Bir de sırada bekleyen ergenleri görünce vazcaydık. Geceyi Mc Donald’s ta sonlandırmış olabiliriz. Zira oreolu Mc Flurry’ye karşı özel bir ilgimiz vardı :) Nereler meşhurmuş sonrasında öğrendim CDLC, Shoko ve Opium Mar tercih edilebilir. Diğer Bloggerların yalancısıyım. Bir sonraki gün uyandığımızda külçe gibiydik ama yılmadık. Kahvaltımızı yapıp, kahvemizi alıp (gözünü sevdiğim kafein) yola koyulduk. Bir sonraki günümüzü daha sakin geçirmeye karar verdiğimizden çokta acele etmeden keyifli bir şekilde yola koyulduk. İlk durağımız Teleferic de Montjuic oldu. Teleferiğe binip kuş bakışı Barcelona manzarasının keyfini çıkardık. Torre Agbar ’ı yakından göremesekte uzaktan gördük. Ben şahsen ne mana dedim :) Barcelona gibi tarihi dokusu olan bir şehire modern dokunuş mu yapmak istemişler anlayamadım. Sonraki durağımız Port Vell Port Vell de gidebileceğiniz bir çok yer mevcut. Denizcilik Müzesi (Museu Maritim), Barcelona Akvaryumu, Catulunya Tarihi müzesi ve Maremagnum Alışveriş Merkezi . Bizim düştüğümüz hataya düşüp alışveriş merkezini gezmenizi önermiyorum. Zira Rynairla döneceğimizi ve sadece tek parça el bagaji hakkımızın olduğunu unutup kışlık kazaklar alma gafletinde bulunmuşluğumuz var. Sonu acı bitti tabi. El çantama sığdıramadığım kazakları uçağa binerken giyinmek durumunda kaldım. Bir de montum vardı. Tabi arkadaşlarımın ve diğer yolcuların da aynı durumda olmaları biraz olsun içimi rahatlatsa da, bu olay bizim için traji komik bir anı olarak kaldı. Rynairla ilgili paylaşmazsam olmaz bir bilgi daha var uçak biletini alırken veya check-in yaparken firma herhangi bir koltuk ayırmıyor size, bu da komik manzaralara sebep olabiliyor. Uçağa koşmak gibi mesela :D Yazıyı çok uzatmak istemiyorum. Geri kalan tavisyelerimi daha kısa vereceğim: Mercat De La Boquria ’ya meşhur yiyecek pazarına mutlaka gidilmeli. İspanyolların en ünlü yemeklerinden Paella mutlaka denenmeli. Deniz mahsülü sevmeyenler içinde çeşitleri mevcut. Meşhur tapasları da unumamak lazım. İspanyollara özgü küçük aperatif yiyeceklerden bahsediyorum. Biz direk Tapa Tapa diye bir yere gittik. Tapa Tapa’yı birkaç yerde gördük ve turist otobüslerine aldığımız biletin yanında verdikleri indirim kuponları Tapa Tapa da geçerliydi olduğu için tercihimizi oradan yana kullandık. Porsiyonlar( bayağı küçüktü) bizi ne kadar şoke ettiyse artık indirim kuponumuzu kullanmayı da unuttuk. Acaba sonra yine Mc Donald’s a mı gittik tam hatırlayamadım ama kesin gitmişizdir. Gece eğlencesi için sokaktaki bilet satmaya çalışan tiplere çokta güvenmeyin. Bol fotoğraf çekilmeli. Dar sokakları es geçmeyin. Bisiklet kiralayın şehrin keyfini geniş güzel caddelerinde ara sokaklarında kaybolarak, yeni yerler keşfederek çıkartın. Vakit varsa Andorra’ya gidilmeli. Çok ucuzmuş. Marka çantalar yerlerde geziyor diyorlar vallahi. Gidemedik acımız büyük. (Parantez bagaj hakkınız varsa tercih edin) Ve son olarak turist olmanın tadını çıkarın. Anılarınızı not edin sonradan okuyunca çok tatlı oluyor. Keyifli okumalar :)
- Kopenhag Gezi Rehberi | SineGezi
Kopenhag’a kışın, özellikle Noel döneminde gitmek oldukça keyifli. Şehir ışıklarla doluyor, pazarlar açılıyor ve hava soğuk olsa da sokaklar canlı. Hygge dedikleri o “sıcak ve huzurlu” hava kendini hissettiriyor, ama abartmaya gerek yok; sonuçta dışarıda üşüyorsunuz :) içeride ise kahve içip ısınmak güzel geliyor. Kopenhag Kış Keşfi:Noel Pazarları, Saraylar ve Hygge Yaşam Sanatı! 09.12.2025 | Hande Samancı Kopenhag’a kışın, özellikle Noel döneminde gitmek oldukça keyifli. Şehir ışıklarla doluyor, pazarlar açılıyor ve hava soğuk olsa da sokaklar canlı. Hygge dedikleri o “sıcak ve huzurlu” hava kendini hissettiriyor, ama abartmaya gerek yok; sonuçta dışarıda üşüyorsunuz :) içeride ise kahve içip ısınmak güzel geliyor. Işıklar, gløgg, kısa günler ama dolu dolu geçen saatler gezi önerilerimize başlayalım… KOPENHAG NOEL PAZARLARI Gezinin olmazsa olmazı tabii ki pazarlar. Benim favorilerim şunlar oldu: 1. Tivoli Gardens Noel Pazarı: Burası zaten apayrı bir dünya. Noel’de komple dekore ediyorlar. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Not: Kopenhag Kart’ın varsa girişi bedava (içindeki oyunlar hariç). Kopenhag kart ile sadece bir giriş hakkınız olduğunu unutmayın. Fotoğraf Tavsiyesi: Hava kararırken git; ışıklar ilk yandığı anlar en güzel kareleri veriyor. Gündüz halinden daha güzel ve eğlenceli oluyor. 2. Nyhavn Noel Pazarı: O meşhur rengarenk evlerin önünde kurulan pazarın havası süper. İpucu: Sabah erken gitmeyi deneyebilirsiniz, daha sakin oluyor. Akşamları ise ışıklar kanala yansıyor, manzarası şahane! 3. Højbro Plads & H. C. Andersen Pazarı: Burada el yapımı süsler, hediyelikler bulabilirsiniz. Fiyatlar diğerlerine göre biraz daha uygundu sanki. Tadım: Yaban mersinli Gløgg meşhurmuş, benden söylemesi! Noel Pazarları için Kısa Rota: Nyhavn’da bir başlangıç yapın → Højbro Plads’a yürüyün → Kongens Nytorv’a uğrayın → vee günü Tivoli Gardens’ta bitirebilirsiniz! CHRISTIANSHAVN BÖLGESİ Christianshavn, kanallarıyla, sakinliğiyle tam bir görsel şölen sunuyor. Sabah erken kalkıp burada bir yürüyüş yapıp sonra kanal kenarında kahve içmek çok keyifli oluyor. Bölge içinde Christiania diye bir yer bulunuyor. Özellikle "Pusher Street" denilen bazı sokaklarında fotoğraf çekmek kesinlikle yasak! Orada yasadışı satışlar dönüyormuş. Sadece izin verilen yollarda takılıp ve tabelalara uyulduğu sürece sorun olmuyor, içiniz rahat olsun. YEME-İÇME Sabah Kahvesi & Kahvaltısı • Little Bakery: Tereyağlı mis gibi kruvasanlar için burası birinci adres. • Andersen & Maillard: Croissant-waffle denilen bir şey yapıyorlar, kahveleri de çok iyi. • Original Coffee: Kahvesi ve kahvaltı seçenekleriyle yine çok güzel. Ek olarak çicekli verandası var fotoğraf çekmek için hoş bir alan. •Buka: Burada denediğimiz her şey çok güzeldi. Bademli kruvasan mutlaka denemelisiniz. Kahveside içtiklerimizin en iyisiydi. Öğle Atıştırmalıkları • Smørrebrød: Danimarka’nın açık sandviçi. Üzerine karidesten roast beef’e envai çeşit malzeme koyuyorlar, kesinlikle denemelisiniz. • DØP organik sosis: Sokak lezzeti olarak hızlı, doyurucu ve çok lezzetli bir seçenek. Akşam Yemeği: Burger mi, Deniz mi? Burger Sevenler buraya! • Gasoline Grill: Dünyanın en iyileri listesine girmiş, benden tam puan aldı. • Sporvejen: Farklı burger denemek istersen puanı yüksek bir alternatif. Deniz Ürünleri Sevenleri de böyle alalım: • Havfruen: Nyhavn’da somon menüleri var. • Hooked: Daha modern takılmak istersen somon bowl veya burger yapıyorlar. • Torvehallerne Sea Food Bar: Taze somon ve şarap için market konseptinde harika bir yer. KÜLTÜR VE SARAYLAR Rosenborg Kalesi: Kraliyet Mücevherlerini burada görebilirsiniz. Bayağı görkemli! Amalienborg Sarayı: Nöbet değişim törenini yakalamaya çalışın mutlaka, izlemesi güzel oluyor. Christiansborg Sarayı: En güzeli, kulesine çıkış da bedava! Bütün şehir manzarası ayaklarınızın altında. FREDERIKS KİLİSESİ (Marble Church): Amalienborg’un karşısındaki devasa kubbeli kilise. Kışın sisli havada fotoğrafı çok güzel çıkıyor. Botanical Garden & Palm House: Kışın ortasında Palmiye Evi'ne girince sanki tropik bir yere ışınlanıyorsun, sıcacık! (Kopenhag Kart ile giriş bedava.) THE BLACK DIAMOND (Kütüphane): Mimarisi şahane, simsiyah ve modern bir bina. İçindeki Cafe Diamond'da deniz manzarasına karşı kahve içmeye değer. SMK – Statens Museum for Kunst ve Nationalmuseet: İkisi de kış gezisinde kapalı alan olarak iyi seçenekler. Küçük Deniz Kızı: Minicik bir heykel, 5 dakikanızı alıyor parkın içini dolaşırken kısa bir uğrayabilirsiniz. Sıra varsa fazla beklemeyin derim. Church of Our Saviour – Christianshavn: O meşhur dışarıdan spiral merdivenli kilise. Merdivenleri tırmanıp yukarı çıkarsanız (dar ve rüzgârlı ama korkuluğu var) Kopenhag’ın en iyi manzaralarından birini görüyorsunuz. Kışın daha az sıra oluyor, yine çıkmak için belli saatleri oluyor kontrol edip gitmenizde fayda olur. Ny Carlsberg Glyptotek: Carlsberg bira ailesinin kurduğu müthiş bir sanat müzesi. Antik heykeller, Rodin’ler, Gauguin’ler ve ortasında kapalı kış bahçesi var; palmiyeler altında kahve içip ısınmak harika. Salı günleri ücretsiz, diğer günler Kopenhag Kart geçiyor yine kart ile giriş sağlayabilirsiniz. En sevdiğim noktalardan biri olduğunu söyleyebilirim. PRATİK BİLGİLER: ULAŞIM VE KART ALAYI Toplu Taşıma için; metro, S-treni ve otobüsler saat gibi işliyor. Havaalanı Ulaşımı: Metro direkt şehir merkezine (Indre By) geliyor, en hızlısı bu. Biletler: İstasyonlardan veya uygulamadan kolayca alabiliyorsun. Konaklama Tavsiyesi: INDRE BY (Merkez!) Konaklama için merkezin (Indre By) dışına çıkmayın derim. Tabi bir çok bölge bulunuyor. Yine metroya yürüme mesafesi otel seçilmesi soğuk ve çok soğuk havada işinizi kolaylaştırır. :) Indre by bölgesi için bilgiler: • Nyhavn, saraylar ve alışveriş caddeleri yürüme mesafesinde. • Noel pazarlarının çoğu dibinde. • Metroya yakın olduğu için havalimanından gelmek çok rahat. • Akşamları hem güvenli hem de hareketli bir bölge, daha ne kadar övebilirim bilmiyorum. Kopenhag Kart (Copenhagen Card) Eğer çok müze gezecekseniz ve toplu taşımayı sık kullanacaksanız bu kart hayat kurtarıyor. Uygulama üzerinden alınıyor ve direkt aktif edilebiliyor. • Ne yapıyor? Bölge 1-4 arası (Havalimanı dahil) toplu taşıma bedava + 80’den fazla müzeye (Tivoli Gardens girişi dahil) ücretsiz girebiliyorsun. Gitmeden önce kaç müze gezeceğini bir hesaplayıp kartın parasını çıkarıp çıkarmadığına bakabilirsiniz. EKSTRA TAVSİYELERİMİZ • Sıkı Giyin! Rüzgar bazen çok sert esiyor. Kat kat giyinmek şart! • Kışın gün çabuk batıyor. Müzeleri ve kapalı yerleri sabah saatlerine sıkıştırmanız önemli. • Fotoğraf Saatleri: Nyhavn için sabah, pazarlar için akşam ışıklarını beklemek daha mantıklı oluyor. Kopenhag sizi bekler… Şimdiden iyi gezmeler 🙃
- Biz kimiz? | SineGezi
Biz gezilerimizi, bizi etkileyen filmleri ,keşiflerimizi paylaşıyoruz. Ucuz seyahat, yurtiçi, yurtdışı gezi rehberliği ve yemek tavsiyeleri için bekleriz :) Gonca Kaya Merhaba ben Gonca, Bilişim mezunu bir beyaz yakalıyım. Yazılarıma Erasmus zamanı gezmeye bayağı meyilli olduğumu keşfedip, gittiğim yerlerle ilgili notlar alarak başladım. Gel zaman git zaman (daha çok gezdikçe) hobi olarak yazmaya başladığım gezi yazılarımı; daha da geliştirip sizlere işe yarar ve eğlenceli bilgiler vermek için kolları sıvadım. Keyifle yazıyorum. Kendimi henüz gezgin olarak nitelendirmesem de, gezgin olma yolunda olan bir çekirgeyim diyebilirim. Biz SineGeziciler gezip, izleyip, okuyup; yazdıkça ve sizler de okudukça; bu yolda bir adım daha katedeceğiz. Bence çok keyifli olacak. Sevgiler :) Hande Samancı Merhaba; Ben gezmeyi, izlemeyi bunları yaparken de tabi ki yemeyi içmeyi seven:) , ve bu sevdiğim şeyleri yapmak için devamlı plan program yapıp araştıran, digital hayata gönül vermiş bir bilişimciyim. Gezerken ne kadar eğleniyorsam yazarken de o anıları tekrar yaşayıp bir o kadar keyif alıyorum. Yani yazmak bir nevi hobi benim için. 2 arkadaş olarak kurduğumuz SineGezi sayfamızda da bütün etkinliklerimizi sizlerle paylaşmak paylaştıkça çoğalmak ve okunmak isteriz :)
- Bozcaada | SineGezi
Bozcaada huzurlu ve sakin bir tatil geçirmek isteyenler için mis gibi havası, tertemiz denizi ve kumsallarıyla tercih edilesi yerlerden... Bozcaada'da Bir Kamp Macerası 01.05.2017 | Hande Samancı Paylaş Bozcaada huzurlu ve sakin bir tatil geçirmek isteyenler için mis gibi havası, tertemiz denizi ve kumsallarıyla tercih edilesi yerlerden. Bir de değişik bir tatil olsun diyorsanız sunduğu kamp alanıyla; doğayla iç içe Bozcada'yı keşfedip, yeni deneyimler kazanabilirsiniz. İki kere gittiğim Bozcaada'ya ikinci seferinde kamp yapmak için gittim. Ada Camping şu anda adanın tek kamp alanı sunan yeri. O yüzden tercih etme şansımız olmadan çadırımızı alıp gittik. Korkmayın bir de çadır mı alacağız diyenler için çadırı oradan da kiralayabiliyorsunuz. Onun dışında yanınızda mutlaka götürmeniz gereken şeyler uyku tulumu, akşam için çadır ışığı,yastık, mat, hava durumunu göre battaniye ve benzeri şeyler :) Aklınız da olsun Bozcada akşamları genelde esintili olacağı için ona göre hazırlıklı gitmenizde fayda var. Buna ek kıyafetlerinizi de daha rahat ve sıcak tutan şeylerden seçebilirsiniz. Ayrıca en önemli ve konforunuzu yükseltecek şeylerden biri olan uyku tulumunuzu da mutlaka gittiğiniz yere ve hava durumuna uygun seçmeniz gerekiyor. Ve en önemlisi kamp yapmaya ruhen ve bedenen hazır olmak:) Çünkü ilk defa yapacaksanız ilk başta biraz garipseyebilir ve zorlanabilirsiniz. Motive gitmeniz önemli :) Kamp alanında kullanacağınız ortak tuvalet-duş ve mutfak alanı bulunmakta. Yemek olayına hiç girmek istemezseniz de kendilerine ait kafelerinden yemek yiyebiliyorsunuz. Ada Camping fiyat detayları için tıklayınız. Ada Camping ve Bozcaada içi Ulaşım; Ada kamping merkeze biraz uzakta Ayazma Plajına yakın Sulubahçe konumda bulunmakta. O yüzden merkeze inmek için minibüs veya taksi kullanmanız gerekiyor. Eğer sezonda gitmediyseniz minibüs saatleri biraz aralıklı ve akşam saatlerinde maalesef seferleri yok. Ama sezonda gece 12'ye kadar kullanabileceğiniz minibüsler bulunuyor. Taksiyle ise ulaşım gayet kolay 15 dakikada ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Araba ile gelirseniz ise park alanı sunmakta. Ayrıca ada içi ulaşım için araba çok rahatlık ve kolaylık sağlayabilir. Bazı alanlar yürüyerek ulaşamayacağınız uzaklıkta olduğundan araba ile keşfetmeniz ve dolaşmanız daha zevkli olabilir. Eğer arabasız geldiysenizde sadece mayıs-eylül ayları arasında çalışan merkezden kalkan, Ayazma- Sulubahçe- Habbele Plajı- Akvaryum Koyu gibi belli bölgelere giden minibüslerle ada içi ulaşım sağlayabilirsiniz. Bir başka seçenek ise ada içinde kullanmak için bisiklet veya atv de kiralayabiliyorsunuz. 2 tane kiralama alanı bulunmakta. Saatlik veya tüm gün olarak kiralayabilirsiniz. Tabi fiyatları ortalamanın biraz daha üstünde kalıyor. Gelelim Bozcaada'da yapmadan dönmemeniz gereken şeylere; - Gün batımını Rüzgar Gülleri eşliğinde mutlaka izlemelisiniz. Merkezden kalkan ve tur olarak sunulan 20 TL karşılığında hem adayı turlayıp hem de güneşi bir bardak şarap eşliğinde çok güzel bir yerde batırabilirisiniz. Tur içerisinde ilk bir şarap evi( Burada şarap deneyip, satın alabilirsiniz.) ardında da sırayla Akvaryum Koyu- Batık Gemi - Ayazma Plajı - Sulubahçe ve son olarak Rüzgar Gülleri güzergahları bulunmakta. Böylelikle minik bir Bozcaada turu atıp Rüzgar Gülleriyle bol bol fotoğraf çekip gün batımında huzuru bulup muhteşem bir akşam geçirebiliyorsunuz. - Çiçek Pastanesi'ndeki lezzetli kurabiyelerden yiyip (özellikle çatlak ve kavala önerimdir), Çınaraltın'nda koca çınar ağacı altında serinlerken, sakızlı Türk kahvesi içip gününüzü güzelleştirebilirsiniz. Akşam oturup bir şeyler içip güzel vakit geçirmek için Fuska ve Polente iyi birer alternatif. Denize sıfır açık alanı bulunan Fuska manzarasıyla sizi büyülerken, güzel müzikleriyle Polente'de ise eğlenip adanın tadını çıkarabilirsiniz. - Güneşli, hafif esintili bir günde bozcaada sokaklarında kaybolup Rum mahhallerini keşfedip, ara sokaklarda ki dükkanlara bakıp kafanıza göre gezip dolaşıp Bozcaada ruhunu hissedebilirsiniz. - Bozcaada'da mezeleriyle meşhur olduğuna göre bir akşam mutlaka rakı-balık yapmalı ve mutlaka bunu da Battı Balık 'ta yapmalısınız. Güler yüzlü,eğlenceli çalışanları, güzel müzik ve mezeleriyle tercih edilesi yerlerden. İkinci olarak da Mor Meyhaneyi önerebilirim. Deniz manzarası eşliğinde iyi vakit geçirebilirsiniz. Tahinli yoğurtlu patlıcanını ve ahtapotunu aşırı beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. - Bozcaada'nın doğal ürünleriyle hazırlanmış kahvaltısını değişik reçelleri eşliğinde denemeden kendinizi kahvaltı yapmış saymamalısınız. Özellikle adanın ilk kafesi olan Ada Kafe'de mutlaka kahvaltı etmeli, gelincik çiçeği reçelini ve rezene otlu köy yumurtasını denemelisiniz. - Ve tabi ki ne kadar soğuk olursa olsun Ayazma Plajında ve Akvaryum Koyunda denize girmeden geri dönmemelisiniz. Sonuç olarak herkesi bir yerden yakalayan ve mutlu eden Ege'nin güzel mi güzel adası Bozcaada'yı ziyaret ederek ve mutlu bir tatil geçirebilirsiniz. Keyifli gezmeler :)
- Karadağ Gezi Rehberi | SineGezi
Karadağ uzun zamandır gitmeyi planladığımız, her an artık vizeli olacak diye korktuğumuz, daha gitmeden fotoğraflarını görüp çok sevdiğimiz bir Ülke'ydi. Sonunda planlarımızı gerçekleştirebildik ve Karadağ için güzel bir plan yaptık... Karadağ Gezi Rehberi 30.09.2023 | Gonca Kaya Akak Paylaş Karadağ uzun zamandır gitmeyi planladığımız, her an artık vizeli olacak diye korktuğumuz, daha gitmeden fotoğraflarını görüp çok sevdiğimiz bir Ülke'ydi. Sonunda planlarımızı gerçekleştirebildik ve soluğu Karadağ'da aldık. Gidip görünce de Karadağ'a olan hislerimiz değişmedi yani bizi hiç yanıltmadı, Karadağ'da çok keyifli bir 4 gün geçirdik. Gelelim gezimizin detaylarına; Karadağ vizesiz olduğu ve çok talep gördüğü için uçak biletlerini uygun bulmak oldukça zor. Biletler için Türk Havayollarına veya Tailwind'e bakabilirsiniz. Bu havayollarının Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya direkt uçuşları var. Kalmak istediğiniz bölge biraz size bağlı, deniz tatili düşünüyorsanız Budva güzel bir seçenek. Bunun dışında bize sorarsanız en güzel seçenek Kotor. Şunu da söyleyelim şehirler birbirine oldukça yakın, bu noktada araç kiralarsanız gezerken konforunuz artacaktır. Gezi planınız çok yoğun değilse toplu taşımada bir seçenek olabilir. Kısa gezimizde Karadağ'da 4 farklı şehir gezme fırsatımız oldu. Budva, Kotor, Perast ve Tivat. 3 veya 4 günlük bir gezi planında bu 4 bölgeyi rahatlıkla gezebilirsiniz. Budva Budva'da Gezilecek Yerler Budva Old Town (Eski şehir merkezi) Birbirinden güzel dar sokaklarıyla sizi ilk anda etkileyecek bir yer burası. Dar sokaklarını keyifle gezip, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. La Citadel Kalenin manzarası çok hoş, özellikle gün batımını burada izlemek oldukça keyifli olacaktır. Kaleye giriş ücretli ancak restoranda yemek yerseniz ayrı bir ücret ödemiyorsunuz. Dancing Girl (Dans Eden Kız) Budva Old Town bölgesinde bulunan ve şehrin sembolü haline gelen dans eden kız heykelinin aslında hüzünlü bir hikayesi varmış. Kavuşamayan aşıkların hikayesinden esinlenerek yapılan heykelin hikaye efsanemidir bilinmez ancak dans eden kızın, Budva'ya çok yakıştığını söyleyebiliriz. Sveti Stefan Sveti Stefan adası görsel olarak çok hoş ancak bu adaya elimizi kolumuzu sallayarak ne yazık ki giriş yapamıyoruz. Adaya giriş için otel müşterisi olmanız veya otel restoranında rezervasyonunuzun olması gerekiyor. Fiyatlarında oldukça yüksek olduğu söylendi. Karadağ'ın en pahalı otelinin burada olduğunu ve oldukça ünlü konukları ağırladığını da duyduk. Adaya ayak basamasanız da adanın girişine kadar gitmenizde bir engel yok. Hatta ironik olarak adanın bir tarafı halk plajı diğer tarafı özel plaj. Buraya kadar gelmişken fırsatı değerlendirip, yüzerek ada manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz, deneyimlerimizden yola çıkarak söylüyoruz Budva'da denizin kötü olduğu bir yer yok, buranın denizi de çok güzeldi ancak çok kalabalık sevmiyorsanız sabah saatlerinde gitmenizi öneririz. Budva'da denize girebileceğiniz diğer bölgeler; Budva kalesini olduğu bölge, Becici, Havaii Beach(adaya deniz yoluyla ulaşabiliyorsunuz, kişi başı ücret gidiş-geliş 5 euro diye duyduk.), Przno. Budva Yeme İçme Manana Budva Kokteylleriyle ünlü mekanın tacolarının da oldukça güzel olduğunu duyduk. Kokteyl fiyatları 9-15 euro arasındaydı. Buradan anlaşıldığı üzere Karadağ diğer Avrupa ülkelerinden çok farklı değil. Belki bir tık daha uygun olabilir ama bir tık, fazlası değil :) Jardan Burası her kesime fiyat ve çeşit olarak hitap edecek bir yer, menüleri çok geniş, Türkçe menülerinin olması da ayrı şaşırtıcı, bi akşam üstü uğrayabilirsiniz. Biz canlı müziğe de denk geldik, keyifliydi. Pasta Bar Malum biz İtalyan mutfağının köleleriyiz. Karadağ'da İtalyan mutfağı oldukça yaygın. Burası da Budva old town bölgesinde bulunan standart üzmeyen bir mekan. Kotor Sen çok başka bir hikayesin Kotor; Budva'da ki şehirleşme Kotor'da yok ondan bizi daha çok etkilediğini söyleyebiliriz. Kotor'a en az 1 gününüzü ayırmanızı gönülden tavsiye ederiz. Kotor Fortress (Kotor Kalesi) Kotor'a kadar geldiyseniz ve herhangi bir sağlık sorununuz yoksa kaleye çıkıp mutlaka bu şehri kuşbakışı görmelisiniz. Ancak bir uyarı yapalım, öğlen saatleri tırmanışı bayağı zorlaştırıyor. Sabah erken saatleri tercih etmeniz, zorlu merdivenleri yürürken biraz olsun size yardımcı olacaktır. Bu arada tam tamına 1355 basamaktan bahsediyoruz. Biz zaman kısıtı sebebiyle meşhur kilise Church of Our Lady of Remedy'nin fotoğraf kadrajına girdiği noktaya kadar çıktık, burası da sanıyoruz ki yolun yarısı oluyor. Zorlamadı desek yalan olur. Bu arada kaleye giriş ücretli, ücreti 8 euro. Kaleye farklı yerlerden de giriş olduğunu okuduk ama biz emin olamadığımızdan ücret ödeyip giriş yaptık. Kotor Saat Kulesi Kotor şehir merkezine görkemli kapılardan geçiş yaparak giriliyor. Görkemli diye bahsettiğimiz aslında ana deniz kapısı oluyor ve kapıdan giriş yaptığınızda hemen karışınıza 1602 yılında yapılan Kotor Saat Kulesi çıkıyor. Kulenin hemen önünde Utanç Sütunu bulunuyor. Hala böyle mi bilinmez ancak ilginç ve gıpta edilesi bir bilgi; Kotor'da hemen hemen hiç suç işlenmediğinden hapisane yokmuş ve suç işleyenler için bu utanç sütunu yeterli oluyormuş. Suç işleyen insanlar sözel olarak ayıplanıyormuş. Kotor Aziz Tryphon Katedrali 1166 yılında yapılan katedralin bir kulesi depremler sonucunda hasar almış ve tekrar aslına uygun bir şekilde yapılmış. Kulelerin üzerinde tarihler yazıyor. Bu tarihleri görmeseniz, 2 kuleyi birbirinden ayrıt edemeyebilirsiniz. Kotor Yeme İçme La Catedral Pasta Bar Önünde her daim kuyruk olması bu mekanın meşhurluğunu ele veriyor. Makarna köleleri bu mekanı da es geçmedi :) Restoran Cesarica Kalamar tava ve deniz mahsullü makarna deneme şansımız oldu. Kalamara bayıldık, sanırım kalamarı kötü yapan bir mekan da yok Karadağ'da, çokça maruz kaldığımız dondurulmuş kalamarların yanında lezzetleri tartışılmaz derecede iyiydi. Makarna standarttı. Genel olarak memnun kaldık. Konoba Portun Bu restoran Kotor merkezine yürüyerek 40 dk mesafede, deniz kenarında bulunuyor. Tavsiye üzerine gidip, çok memnun kaldığımız bir yer. Akşam yemeği yiyecekseniz mutlaka rezervasyon yaptırmalısınız. Biz biraz spontane hareket edince öğlen yemeğini denk getirebildik. Denediğimiz her şeyden memnun kaldık. Kalamar tava, karides ve siyah risotto denedik. Tatlı için ayrıca bir not düşelim, Elmalı Crumble'ı mutlaka deneyin. Perast Perast, Kotor'a çok yakın olan meşhur bir orta çağ köyü. Burada çok fazla alternatifiniz yok. Dolayısıyla buraya 2 saatinizi ayrımanız yeterli olacaktır. Sokaklarını gezip, tekne ile Our Lady of Rock(Kayaların leydisi) adasına geçiş yapabilirsiniz. Aslında Perast'ın önünde 2 tane ada var ancak Aziz George Adası misafirlere kapalı, ada da yalnızca bir kilise bulunuyor. Vaktiniz bolsa Sveti Nikola Kilisesi'nin tepesine çıkıp, adalara yukarıdan da bakabilirsiniz. Tivat Buralara kadar gelmişken ve yeterli zamanınız varsa Karadağ'ın havalı şehri Tivat'ı ziyaret edip, Porto Montenegro lüks yat limanında vakit geçirebilirsiniz. Marina lüks yatların dışında bir çok restoran ve dünyaca ünlü markayı da bünyesinde barındırıyor. Kısa notlar; Yanınızda mutlaka euro bulundurun, Taksiye binmeden pazarlık yapın, Karadağ'ın yerli şarap markası olan Plantaze'nin şaraplarından tadın, Şarap, çikolata, genel süpermarket veya giyim alışverişlerinizi pazar gününe bırakmayın, çoğu Avrupa şehrinde olduğu gibi Karadağ'da da birçok yer pazar günü kapalıydı. Karadağ'lılar tembellik yasalarıyla meşhurlar bu sebepten, bize de restoranlarda servislerin gecikebileceği söylenmişti. Böyle bir durumla karşılaşmadık ama tembellik yasalarını buraya bırakalım aklınızda olsun. İnsan yorgun doğar, dinlenmek için yaşar. Yatağını kendini öper gibi öp. Geceleri uyumak için gündüzleri dinlen. Çalışma, çalışmak öldürür. Dinlenen birini gördüğünde ona yardım et! (Yanına yatıp dinlen.) Çalışabildiğinin en azını çalış, mümkünse işi başkasına yaptır (itele). Gölgeler kurtuluştur, dinlenmekten kimse ölmez (Tarlada çalışanlar için). Çalışmak ölüm getirir, çalışarak erken ölme. Olur da çalışma isteğin gelirse, otur, bekle. Göreceksin ki geçecek. Yiyen birini görünce yanaş; çalışanı görünce uzaklaş, rahatsızlık verme. Keyifli geziler :) Bizce İlginizi Çekebilir... Venedik Gezi Rehberi Roma Gezi Rehberi Floransa Gezi Rehberi
- Venedik Gezi Rehberi| SineGezi
400’ü aşkın köprüden oluşan Venedik aynı zamanda çok sürpriz olmayacak şekilde Kanallar Şehri, Sular Şehri ve Maskelerin Şehri olarak da anılmaktadır... Venedik Gezi Rehberi 01.11.2019 | Gonca Kaya Paylaş Venedik’in geçmişinden bahsedecek olursak; Roma İmparatorluğu döneminde kurulan Venedik, imparatorluk dağıldıktan sonra Bizans yönetimi altına girmiştir ancak, şehrin yapısından kaynaklı yönetim baskısı hissedilmemiş. Dolayısıyla Venedik’in diğer İtalya şehirlerinden farklı olarak kendisine özgü bir tarihi olduğu söylenebilir. 400’ü aşkın köprüden oluşan Venedik aynı zamanda çok sürpriz olmayacak şekilde Kanallar Şehri, Sular Şehri ve Maskelerin Şehri olarak da anılmaktadır. Gelelim gezimizin detaylarına; Roma ve Floransa şehirlerinden sonraki durağımız olarak geldiğimiz Venedik, ayak bastığımız andan itibaren bizi çok etkilemeyi başardı. 1 buçuk gün ayırdığımız için pişman bile olduk diyebilirim. Venedik’te Ulaşım İlk olarak ulaşım konusundan bahsedecek olursak; Floransa’dan tren yolu ile Venedik’e geldik. Ancak İstanbul’dan Venedik Marco Polo Havalimanına direkt uçuşlar da bulunmakta. Hava limanına çeşitli yollardan ulaşım sağlanıyor, bizce en kolayı Allilaguna yani deniz yoluyla ulaşım. 1 saat kadar bir yolculuk yapıyorsunuz ve şehrin merkezine ulaşabiliyorsunuz. Diğer ulaşım yollarını tercih ederseniz belirli bir yere kadar tren, otobüs veya araçla ilerleyebiliyorsunuz. Sonrasında deniz yoluyla devam etmelisiniz veya yürü yedebilirsiniz. Allilaguna tek yön 15 Euro olarak satılıyor. Ancak gidiş-dönüş şeklinde alınırsa 27 Euro olarak satın alınabiliyor. Günlük ulaşım kartları da satın alınabiliyor, ancak biz tercih etmedik. Yürüyerek gezmesi en keyifli şehirlerden birindeyiz ve her köşe tablo gibi, bence yürümek en güzeli. Konaklama olarak biz Rialto Köprüsüne çok yakın olan San Lio Tourist House’ u tercih ettik. Oldukça merkezi bir yerde uygun fiyata konakladık. Venedik’e ne zaman gidilir? Venedik’e aslında festival zamanı gelme fikri insanı çok heyecanlandırıyor. Ancak normal zamanda bile bu kadar kalabalıksa festival zamanı nasıl olur diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Festival dışında bizim önerimiz bahar aylarında gitmek. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus var. Venedik’te yılın belirli zamanlarında (15 Eylül – 15 Nisan) su taşkınları oluyor. Hatta bu olayın bir adı da var; Aqua alta hatta en şiddetlisi 1966 yılında yaşanmış ve suların yüksekliği 194 cm yi bulmuş. Biz 14-15 Ekim de Venedik’te bulunduk ancak herhangi bir su taşkını olmadı. Gelelim kısa gezimizin rotasına; ilk olarak otele yerleştikten sonra San Marco Meydanı nda soluğu aldık, meydan büyüklüğü ile bizi şaşırttı. Venedik’te 400 ü aşkın köprü olduğunu düşünürsek, bu kadar geniş bir alanı şehrin başka yerinde bulamayız herhalde. Meydanın en güzel yanı; mimarisinin güzelliğinden sonra, meydanda bulunan kafelerde canlı müzik yapılması. Burada bulunan Cafe Florian Avrupa’daki en ünlü ve köklü kafelerden bir tanesi. Atmosfer ve tatlar konusunda her şey çok güzel. Ancak belirtmekte fayda var; kafede oturur iseniz kişi başı olarak müzik için 6 euro gibi bir rakam ödemeniz gerekiyor. Bunun dışında fiyatları ortalamanın üzerinde ama burada kahve yudumlamanın keyfi çok ayrı. San Marco Bazilikası Bazilika, San Marco meydanının en ilgi çeken yapılarından birisi, içeriye girebilmek için bayağı bir sıra beklemeniz gerekiyor. Aziz Mark’ın Çan Kulesi Çan kulesinin tepesine 8euro karşılığında asansörle çıkabiliyorsunuz. Tepede bu harika şehri kuşbakışı görebiliyorsunuz. Ahlar Köprüsü Venedik’te bulunan en ünlü köprülerden birisi Ahlar köprüsü, hikayesinden biraz bahsedecek olursak, hafif suçlu mahkumlar mahkemeden sonra bu köprüden geçirilerek, hapse gönderilirmiş. Rialto Köprüsü Venedik’te her yeri sevdik buna hiç şüphe yok ancak, Rialto köprüsünün bulunduğu bölge, gerek canlılığı, restoranları ile ayrı bir güzeldi. Rialto köprüsü Büyük Kanal üzerinde yer alıyor. Vaktimiz kısıtlı olduğundan gitmek isteyip gidemediğimiz yerler maalesef ki oldu. Bu sebepten Venedik’e 2 veya 3 gün ayırmanızı öneririz. Peggy Guggenheim Collection , Santa Maria della Salute kilisesi, Murano ve Burano adaları. Biraz’da Venedik’te ne yenir ne içilir gibi konulardan bahsedelim. Gezimize Roma’dan başladık, oradan Floransa’ya geçtik ve en son durak olarak Venedik’i seçtik. Bir kıyaslama yapmak ne kadar doğru olur bilmiyoruz ancak sanırız lezzet anlamında en çok Venedik’te mutlu olduk. Yaptığımız seçimlerden kaynaklı olabilir. Farini Otelimizde kahvaltı olmadığından burayı tercih ettik. Ancak doluluktan anladığımız kadarıyla, çokça tercih edilen bir yer. Antico Forno Venice Tavsiye üzerine uğradığımız dükkandan beklentimiz bu kadar yüksek değildi ancak pizzalarını tattıktan sonra önünü alamamış olabiliriz. Bizim favorimiz Quatro Formaggi ancak ince hamur Margaritta pizzası da oldukça başarılıydı. Trattoria Algazzetino Sanırız bir restoran bizi ancak bu kadar mutlu edebilirdi. Rezervasyon yaptırmadan gitmenizi çok önermiyoruz. Zira biz rezervasyon yaptırmadan gittik ancak gördüklerimize dayanarak söylüyoruz İtalya’da genel olarak müşteriye çok fazla değer veriliyor. Beklerken bize şarabımız, canlı müzik ve tadımlık makarnalar eşlik etti. Yalan yok uzunca bir süre bekledik ancak pişman değiliz. Yediğimiz en güzel deniz mahsullü makarna buradaydı. Müşteri memnuniyetine çok önem veren restoranı şiddetle tavsiye ederiz. Harry’s Bar Yaş ortalamasını biraz yüksek bulsak da burası Venedik’te oldukça meşhur bir bar. Bellini denemenizi öneririz. Suse En güzel dondurmalar tartışmasız burada, polemiğe girmeyelim. Denemek istediğimiz ancak fırsatımız olmayan yerleri de buraya eklemeyi bir görev bilirim. Makarna için Dal Moo’s Fresh Pasta To Go, Tiramisu yemek için; I Tre Mercanti son olarakta Al Portego aklımızda kaldı. Duyduğumuz bir habere göre artık Venedik’e girişler ücretli olacakmış. Zaten konaklamanız koşulunda şehir vergisi ödemek durumunda kalıyorsunuz. Bunun yanında bir de giriş ücreti eklenecek. Bunu sebebi Venedik’in çok fazla turist alması ve buranın yerlilerinin bu durumdan şikayetçi olmasından kaynaklıymış. Zaten şehrin her yıl 0,5 ve 1 mm arasında battığı söylenmekte, söylenenler ne kadar doğru bilmiyorum ancak bizce bu insan harikası şehir mutlaka ziyaret edilmeli. Keyifli geziler:) Bizce İlginizi Çekebilir... Roma Gezi Rehberi Floransa Gezi Rehberi Roma Yeme İçme Rehberi
- Antalya Gezi Rehberi | SineGezi
Uygun fiyatlı uçak biletlerini takip etmenin en güzel yani yeni yerler görmek ve yeni planlar yapmak tabiki. Bu defa Alternatif bir Antalya turu yapalım dedik.. Antalya Gezi Rehberi 27.11.17 | Gonca Kaya Paylaş Uygun fiyatlı uçak biletlerini takip etmenin en güzel yani yeni yerler görmek ve yeni planlar yapmak tabiki. Bu defa Alternatif bir Antalya turu yapalım, daha önce görmediğimiz yerlere gidelim dedik. Dolu dolu bir plan oldu baştan söyleyelim :) Sedir Kahvaltı Evi – Gözleme/Çakırlar Antalya’da kahvaltı denilince muhtemelen ilk Çakırlar bölgesi akla gelmektedir. Yani araştırmalarımıza dayanarak söylüyoruz. Gidip, tattıktan sonra da haklı bir söylem olduğuna karar verdik. Öncelikle Çakırlar bölgesinde köy kahvaltısı yapmak için yollara düştüyseniz; hamur işinden uzak durmayı, rejim olaylarını bir kenara bırakmanızı öneririz. Bazlama ve gözlemenin kahvaltının yıldızı olduğu bir yer burası. Üstelik fazlasıyla huzurlu ve uygun fiyatlı. Hava alanına yaklaşık 40 dk mesafede olması da ayrı bir cezbedici noktadır. Phaselis/Çamyuva Kemer’de yer alan Phaselis Rodos’lular tarafından kurulmuş bir liman kentidir. Kentin 3 limanı bulunuyor. Su kemerleri, anfitiyatro ve kentin ortasındaki uzun caddesi dikkat çeken yerlerinden. Phaselis’in tarihini çok bilmemekle birlikte doğasına hayran kalmış bulunuyoruz. 3 farklı plajı var. Sakin bir deniz ve tarihle iç içe geçirebileceğiniz güzel bir gün için Antalya’ya gittiyseniz bu fırsatı değerlendirin deriz. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. Olimpos/Kumluca Phaselis’ten 40 dk kadar giderek Olimpos antik kentine ulaşabilirsiniz. Olimpos’ta pansiyonlar genellikle bungalov ve ağaç evler şeklinde. Antik kent girişine kadar arabayla gidebiliyorsunuz. Girişler ücretli. Müze kartı olanlar müze karttan faydalanabilirler. Antik kente giriş yaptıktan sonra denize ulaşmak çok uzun sürmüyor. Ancak Antıik kentten Olimpos plajına geçmek için sudan geçmek durumundasınız, gözünüz korkmasın en fazla dizlerinize kadar ıslanıyorsunuz. Tarih ve doğa ile iç içe güzel bir vakit geçirmek istiyorsanız Olimpos güzel bir adres ancak kasım ayında çok haraketli olmadığını paylaşmakta fayda var. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. Yanartaş/Çıralı Gezi planımızın başında Meşhur Yanartaşı gece görmeye gitmek istiyorduk. Olimpos’taki pansiyonlar yeterli sayıya ulaştıklarında Yanartaş’a tur düzenleniyor. Yeterli sayıya ulaşamazsanız planlar suya düşüyor. Kalabalık olmayan zamanların dezavantajı diyelim . Neyse ki bizim kendi imkanlarımız dahilinde gitme şansımız oldu. Bir tek gece gitmemiş olduk. Yanartaş’a ulaşmak için 1 km kadar tırmanacağımız söylendi. Hala 1 km olup olmadığından şüpheliyiz. Neyseki yeni yerler görmenin motivasyonuyla bir çırpıda çıktık. Yanartaş anlatıldığı kadar var. Eminim gece daha da güzel görünür. Son olarak Çıralı kasım ayına göre oldukça renkliydi,biz şahsen bir daha gitmeyi şimdiden düşünüyoruz. Myra Antik Kenti/Demre Aziz Nikolas’ın piskoposluk yaptığı yerde kurulu olan Myra bir Likya Kentidir. Adı "Yüce Ana Tanrıça'nın yeri" anlamına gelen kent şanını Ortaçağ boyunca sürdürmüştür ancak sonrasında zapt edilmiştir. Demre’ye kadar gelmişken mutlaka görülmeli. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. St. Nikolas Kilisesi (Noel Baba Kilisesi)/Demre Sevgili navigasyonlara ve uygulamalara göre St.Nikolas ve Noel baba kilisesi farklı konumlarda görülmekte ancak aldanmayınız. Aynı kilise iki şekilde de anılmaktadır. Tabi araştırıp gidenler bu sorunu yaşamayacaktır. Bu konuda yardımcı da olabiliriz aslında. Aziz Nikolas aslında Noel baba olarak da bilinmekteymiş. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. Alternatif Antalya gezimize tahmin edilmesi zor olmayan bir yerden devam ettik. Kendimize uygun kalacak bir yer seçemeyince bildiğimiz sevdiğimiz yer en iyisidir deyip soluğu Kaş’ta aldık. Kaş şaşırtmadı ve her mevsim güzel olduğunu bize kanıtlamış oldu. Daha önceden hazırlamış olduğumuz Kaş rehberi dışında neler yaptık derseniz: Biraz yemeli içmeli ve dinlenmeli oldu bu defa. Yarımada turu yaptık. Hidayetin Yeri'ne gittik. İçimizden bazı cengaverler deniz de buldu kendini :D Bi Lokma’nın kahvaltısını denedik. Sevdik. Nereid’de rakı, balık, meze yaptık. Porsiyonları küçük bulduk. Ama yalan yok selanik cacığı, levrek simit ve nar salatasının tadını pek bi sevdik. Noel Baba’da şarap içtik ikramları ve ilgileriyle kalbimizi kazandılar. Kaş Marina’da yaptığımız kahvaltı ile Kaş’a veda ettik. Kasım ayının sonlarına yaklaşmışken havanın serinliği ve sürpriz yağmurlar sebebiyle çoğu mekan kapalı. Gitmeden aramanız tavsiye edilir. Son olarak tüm gezerek geldiğimiz yolu bir çırpıda döndük ve Antalya Kaleiçine geldik. Son derece turistik ve canlı olduğunu söyleyebilirim. Uğranması gereken bir yer. Son durak tahmin edersiniz ki hava alanı oldu. Hareketli geçen kısa kaçamak çok dinlendirmese de, kafa dağıtmaya yardımcı oldu.
- Kürk Mantolu Madonna | SineGezi
Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak... Kürk Mantolu Madonna 17.10.2016 | Gonca Kaya Paylaş Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak; bugün hala en çok okunan kitaplar listesine baktığınızda bu eseri rahatlıkla görebilirsiniz. Yazar eserinde karakterleri adeta yaşatmış. Romanı okumuyor, izliyormuş hissinin, beni kitap bitene kadar bırakmadığını net bir şekilde söyleyebilirim. Normalde yok bu kadarı da olmaz diyeceğiniz durumlar öyle güzel aktarılmış ki hiç yadırgamıyorsunuz. Belki de bunun sebebi yazarın yaptığı güçlü psikolojik analizler, fark etmeden empati yapmanızı ve karakteri anlamanızı sağlıyor. Hikayeye, Rasim’le başlıyoruz. Ancak çok geçmeden Rasim’in dışarıdan bir göz olduğunu anlıyoruz. Esas kahramanlarımız Raif Efendi ile romana ismini de veren kürk Mantolu Madonna benzetmesiyle Maria Puder. İlk olarak Rasim’in bize rehberlik etmesi bize ön yargının ne kadar boş bir duygu olduğunu, bir insanı tanımadan ve tanıdıktan sonra o insan hakkında ne kadar farklı düşüncelere sahip olabileceğimizi görmemiz için olabilir. Eğer Rasim, Raif Efendiyi merak edip onu tanımaya çalışmasaydı belkide hayatını değiştirecek nitelikteki, Raif efendinin kendi hayatını anlattığı hikayeyi hiç okuyamayacaktı. Ana karaktere geldiğimizde karakterimizin hayatımızı ne kadar etkilediğini acı bir şekilde görüyoruz. Raif Efendi deki kabullenmişlik duygusu onu hayata karşı seyirci bırakmaktan başka bir şey yapmıyor aslında. Aşkının esiri olmuş ancak onun peşinden gitme cesareti bulamamış bir adam ve tek bir kişiye adanmış rutin içerisinde geçen bir ömür. En yakınlarının bile fark edemediği durgunluk, bezginlik, yaşadıklarını dile getirememişliğin üzerine bir de yaşanmamışlıkların ağırlığı işte hepsi bir hayatta toplanmış. Kesinlikle akılda yer eden uçup gitmeyen hikayelerden olduğunu söylüyor ve hemen kütüphanenizde yerini almalı diye ekliyorum. Keyifli okumalar :)
- Şanlıurfa | SineGezi
Şanlıurfa’ya giderken havanın çok fazla sıcak olmadığı zamanı ayarlamaya çalışmanızı bizzat tavsiye ediyorum... Şanlıurfa 08.03.2017 | Hande Samancı Paylaş Şanlıurfa’ya giderken havanın çok fazla sıcak olmadığı zamanı ayarlamaya çalışmanızı bizzat tavsiye ediyorum. Nisan gibi gittiğimizde bile hava gayet sıcak ve güzeldi. O yüzden ilkbaharı tercih etmeniz istediğiniz gibi gezmeniz için önemli. Uçaktan iner inmez sabah 9’da ilk gittiğimiz yer ciğerci oldu. Şanlıurfa’da sabah, öğle veya akşam fark etmeden istediğiniz zaman ciğer yenilebiliyor ve gerçekten çok seviliyor. Karnımızı doyurduktan sonra en merak ettiğim yerlerden biri olan Balıklıgöl’e gittik. Burada gerçekten farklı bir atmosfer var. İnsana huzur verdiğini söyleyebilirim. Hikâyesinden kısaca bahsedersem İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü Urfa kalesi nin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol"' emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içerisine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Bu yüzdendir ki Balıklıgöl halk tarafından kutsal sayılıyor ve göl içindeki balıklar korunuyor. Göl, her iki tarafında bulunan camilerle ve çok güzel bir parkla tamamen huzur dolu bir mekân etkisi yaratmıştı bende. Park gördüğüm kadarıyla hep kalabalık. İnsanların ortak buluşma alanına dönüştüğünü söyleyebilirim. Balıklıgöl’ü dolaştıktan sonra buradan baktığımızda görünen bir kale bulunmakta. Biraz dik yokuşa sahip ama üşenmedik toz toprak demedik ve tırmanmaya başladık. Daha dinlenmiş ve yorgun değilken tırmanmanızı tavsiye ederim. Zira biraz yorucu olabiliyor. Kaleye çıktığımda ise bütün Urfa ayaklarımın altındaydı. Manzara yorgunluğuma değmişti. Urfa Kalesi gerçekten güzel ve antik bir yapıya sahip. Etrafta dolaşan kalenin ve Urfa’nın tarihini anlatan küçük çocuklarla karşılaşabilirsiniz. Onlardan kalenin bir tarafı sarp kayalık ve 25 tane burçtan oluştuğunu ve Urfa Kalesi'nde Bizans ve İslam dönemlerinden birçok yapı mevcut olduğunu öğreniyoruz. Kale’nin tepesine dışarıdan tırmandıktan sonra, aşağıya kalenin içinden inmeyi tercih ettik. Kalenin içi de dışı kadar güzel ve korunmuş durumda. Kale turumuzu tamamladıktan sonra bugünkü turumuzun sonuna geliyoruz. Ertesi gün enfes bir Urfa kahvaltısıyla kendimize geldik. Bal, kaymak doğal olduğundan herhalde kahvaltıda en sevdiğim ikili oldu. Ayrıca mutlaka katmeri de denemelisiniz. Yemek sonrası melengiçli Türk kahvemizi içip yine gezmeye koyulduk. Melengiç kahvesi hakkında sizi bilgilendirmem gerekirse fıstıktan yapılan bir kahve olduğunu ve içiminin normal Türk kahvesinden farklın olduğunu söyleyebilirim. Kahvemizi içtikten sonra Urfa’nın dar sokakları arasında çarşıyı dolaşmaya başladık. Burada alabileceğiniz birçok şey var. Kurutulmuş ürünler, pul biber çeşitleri yanı sıra bakır ile yapılmış el emeği ürünler ilginizi çekebilir. Ben bolca tabi ki kaçak çay, Türk kahvesi ve isot aldım. Size de tavsiye ederim. Çarşıyı dolaşıp alışverişimizi tamamladıktan sonra acıktığımızı fark ettik ve öğle yemeği için patlıcan kebabını tercih ettik. Patlıcan kebabı burada ciğerden sonra en meşhur olan kebap çeşidi. Mutlaka denenmesi gereken bir tat. Ben kefilim :) Karnımızı doyurduktan sonra Harran Kümbet Evlerini görmek için yola çıktık. Urfa gerçekten uçsuz bucaksız toprakların olduğu bir şehir. Sanki bulutlara daha yakınsınız. Kümbet Evleri turistik açıdan güzel düzenlenmiş. Etrafı keşfederken yöresel kıyafetleri giyip onlarla fotoğrafta çektirebiliyorsunuz. Evlerin çoğunluğu hala durmakta olduğu için bu tarihi yapının varlığını sürdürdüğünü söyleyebilirim. Karnımızı doyurduktan sonra Harran Kümbet Evlerini görmek için yola çıktık. Urfa gerçekten uçsuz bucaksız toprakların olduğu bir şehir. Sanki bulutlara daha yakınsınız. Kümbet Evleri turistik açıdan güzel düzenlenmiş. Etrafı keşfederken yöresel kıyafetleri giyip onlarla fotoğrafta çektirebiliyorsunuz. Evlerin çoğunluğu hala durmakta olduğu için bu tarihi yapının varlığını sürdürdüğünü söyleyebilirim. Sonrasında da Eski Harran Üniversitesinin ve Harran Kalesinin olduğu yere gittik. Buradaki yapıların çok korunduğunu söyleyemeyeceğim. Birçok yapının bütünlüğü korunamamış. Ancak yine de duvarların bir kısmını görmeniz mümkün. Harran dünyadaki ilk üniversitelerden birine sahip ve zamanında burada birçok bilim adamının yetişip ders vermiş. Alt yapı olarak belli bir felsefeye sahip. Urfa seyahatimizi sıra gecesi yapmadan kapatmak olmaz deyip akşamında da bir sıra gecesine gidiyoruz. İnanılmaz bir sofra; içli köfteden tut fındık lahmacununa kadar her şeye bayıldım. İnanılmaz bir ikram var. Yemek yerken arada kalkıp halay çekip eğlenmekte cabası. Sıra gecesi mantığını tam olarak anlayarak geceyi bitirdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca müzik kültürümü de genişletmiş oldum. :) Aslında Urfa anlatılıp bitirilecek bir şehir değil. Birçok tarihi ve antik alanı var. Kültür olarak çok geniş ve tamamen inanç şehri diyebilirim. Dolaşmak için bir iki gün gerçekten az gelebilir. Tavsiyem gittiğinizde daha fazla zaman ayırmanız. Bizce İlginizi Çekebilir... Halfeti Bi Tadımlık Gaziantep




