top of page

Boş arama ile 98 sonuç bulundu

  • Venedik Gezi Rehberi| SineGezi

    400’ü aşkın köprüden oluşan Venedik aynı zamanda çok sürpriz olmayacak şekilde Kanallar Şehri, Sular Şehri ve Maskelerin Şehri olarak da anılmaktadır... Venedik Gezi Rehberi 01.11.2019 | Gonca Kaya Paylaş Venedik’in geçmişinden bahsedecek olursak; Roma İmparatorluğu döneminde kurulan Venedik, imparatorluk dağıldıktan sonra Bizans yönetimi altına girmiştir ancak, şehrin yapısından kaynaklı yönetim baskısı hissedilmemiş. Dolayısıyla Venedik’in diğer İtalya şehirlerinden farklı olarak kendisine özgü bir tarihi olduğu söylenebilir. 400’ü aşkın köprüden oluşan Venedik aynı zamanda çok sürpriz olmayacak şekilde Kanallar Şehri, Sular Şehri ve Maskelerin Şehri olarak da anılmaktadır. Gelelim gezimizin detaylarına; Roma ve Floransa şehirlerinden sonraki durağımız olarak geldiğimiz Venedik, ayak bastığımız andan itibaren bizi çok etkilemeyi başardı. 1 buçuk gün ayırdığımız için pişman bile olduk diyebilirim. Venedik’te Ulaşım İlk olarak ulaşım konusundan bahsedecek olursak; Floransa’dan tren yolu ile Venedik’e geldik. Ancak İstanbul’dan Venedik Marco Polo Havalimanına direkt uçuşlar da bulunmakta. Hava limanına çeşitli yollardan ulaşım sağlanıyor, bizce en kolayı Allilaguna yani deniz yoluyla ulaşım. 1 saat kadar bir yolculuk yapıyorsunuz ve şehrin merkezine ulaşabiliyorsunuz. Diğer ulaşım yollarını tercih ederseniz belirli bir yere kadar tren, otobüs veya araçla ilerleyebiliyorsunuz. Sonrasında deniz yoluyla devam etmelisiniz veya yürü yedebilirsiniz. Allilaguna tek yön 15 Euro olarak satılıyor. Ancak gidiş-dönüş şeklinde alınırsa 27 Euro olarak satın alınabiliyor. Günlük ulaşım kartları da satın alınabiliyor, ancak biz tercih etmedik. Yürüyerek gezmesi en keyifli şehirlerden birindeyiz ve her köşe tablo gibi, bence yürümek en güzeli. Konaklama olarak biz Rialto Köprüsüne çok yakın olan San Lio Tourist House’ u tercih ettik. Oldukça merkezi bir yerde uygun fiyata konakladık. Venedik’e ne zaman gidilir? Venedik’e aslında festival zamanı gelme fikri insanı çok heyecanlandırıyor. Ancak normal zamanda bile bu kadar kalabalıksa festival zamanı nasıl olur diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Festival dışında bizim önerimiz bahar aylarında gitmek. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus var. Venedik’te yılın belirli zamanlarında (15 Eylül – 15 Nisan) su taşkınları oluyor. Hatta bu olayın bir adı da var; Aqua alta hatta en şiddetlisi 1966 yılında yaşanmış ve suların yüksekliği 194 cm yi bulmuş. Biz 14-15 Ekim de Venedik’te bulunduk ancak herhangi bir su taşkını olmadı. Gelelim kısa gezimizin rotasına; ilk olarak otele yerleştikten sonra San Marco Meydanı nda soluğu aldık, meydan büyüklüğü ile bizi şaşırttı. Venedik’te 400 ü aşkın köprü olduğunu düşünürsek, bu kadar geniş bir alanı şehrin başka yerinde bulamayız herhalde. Meydanın en güzel yanı; mimarisinin güzelliğinden sonra, meydanda bulunan kafelerde canlı müzik yapılması. Burada bulunan Cafe Florian Avrupa’daki en ünlü ve köklü kafelerden bir tanesi. Atmosfer ve tatlar konusunda her şey çok güzel. Ancak belirtmekte fayda var; kafede oturur iseniz kişi başı olarak müzik için 6 euro gibi bir rakam ödemeniz gerekiyor. Bunun dışında fiyatları ortalamanın üzerinde ama burada kahve yudumlamanın keyfi çok ayrı. San Marco Bazilikası Bazilika, San Marco meydanının en ilgi çeken yapılarından birisi, içeriye girebilmek için bayağı bir sıra beklemeniz gerekiyor. Aziz Mark’ın Çan Kulesi Çan kulesinin tepesine 8euro karşılığında asansörle çıkabiliyorsunuz. Tepede bu harika şehri kuşbakışı görebiliyorsunuz. Ahlar Köprüsü Venedik’te bulunan en ünlü köprülerden birisi Ahlar köprüsü, hikayesinden biraz bahsedecek olursak, hafif suçlu mahkumlar mahkemeden sonra bu köprüden geçirilerek, hapse gönderilirmiş. Rialto Köprüsü Venedik’te her yeri sevdik buna hiç şüphe yok ancak, Rialto köprüsünün bulunduğu bölge, gerek canlılığı, restoranları ile ayrı bir güzeldi. Rialto köprüsü Büyük Kanal üzerinde yer alıyor. Vaktimiz kısıtlı olduğundan gitmek isteyip gidemediğimiz yerler maalesef ki oldu. Bu sebepten Venedik’e 2 veya 3 gün ayırmanızı öneririz. Peggy Guggenheim Collection , Santa Maria della Salute kilisesi, Murano ve Burano adaları. Biraz’da Venedik’te ne yenir ne içilir gibi konulardan bahsedelim. Gezimize Roma’dan başladık, oradan Floransa’ya geçtik ve en son durak olarak Venedik’i seçtik. Bir kıyaslama yapmak ne kadar doğru olur bilmiyoruz ancak sanırız lezzet anlamında en çok Venedik’te mutlu olduk. Yaptığımız seçimlerden kaynaklı olabilir. Farini Otelimizde kahvaltı olmadığından burayı tercih ettik. Ancak doluluktan anladığımız kadarıyla, çokça tercih edilen bir yer. Antico Forno Venice Tavsiye üzerine uğradığımız dükkandan beklentimiz bu kadar yüksek değildi ancak pizzalarını tattıktan sonra önünü alamamış olabiliriz. Bizim favorimiz Quatro Formaggi ancak ince hamur Margaritta pizzası da oldukça başarılıydı. Trattoria Algazzetino Sanırız bir restoran bizi ancak bu kadar mutlu edebilirdi. Rezervasyon yaptırmadan gitmenizi çok önermiyoruz. Zira biz rezervasyon yaptırmadan gittik ancak gördüklerimize dayanarak söylüyoruz İtalya’da genel olarak müşteriye çok fazla değer veriliyor. Beklerken bize şarabımız, canlı müzik ve tadımlık makarnalar eşlik etti. Yalan yok uzunca bir süre bekledik ancak pişman değiliz. Yediğimiz en güzel deniz mahsullü makarna buradaydı. Müşteri memnuniyetine çok önem veren restoranı şiddetle tavsiye ederiz. Harry’s Bar Yaş ortalamasını biraz yüksek bulsak da burası Venedik’te oldukça meşhur bir bar. Bellini denemenizi öneririz. Suse En güzel dondurmalar tartışmasız burada, polemiğe girmeyelim. Denemek istediğimiz ancak fırsatımız olmayan yerleri de buraya eklemeyi bir görev bilirim. Makarna için Dal Moo’s Fresh Pasta To Go, Tiramisu yemek için; I Tre Mercanti son olarakta Al Portego aklımızda kaldı. Duyduğumuz bir habere göre artık Venedik’e girişler ücretli olacakmış. Zaten konaklamanız koşulunda şehir vergisi ödemek durumunda kalıyorsunuz. Bunun yanında bir de giriş ücreti eklenecek. Bunu sebebi Venedik’in çok fazla turist alması ve buranın yerlilerinin bu durumdan şikayetçi olmasından kaynaklıymış. Zaten şehrin her yıl 0,5 ve 1 mm arasında battığı söylenmekte, söylenenler ne kadar doğru bilmiyorum ancak bizce bu insan harikası şehir mutlaka ziyaret edilmeli. Keyifli geziler:) Bizce İlginizi Çekebilir... Roma Gezi Rehberi Floransa Gezi Rehberi Roma Yeme İçme Rehberi

  • Antalya Gezi Rehberi | SineGezi

    Uygun fiyatlı uçak biletlerini takip etmenin en güzel yani yeni yerler görmek ve yeni planlar yapmak tabiki. Bu defa Alternatif bir Antalya turu yapalım dedik.. Antalya Gezi Rehberi 27.11.17 | Gonca Kaya Paylaş Uygun fiyatlı uçak biletlerini takip etmenin en güzel yani yeni yerler görmek ve yeni planlar yapmak tabiki. Bu defa Alternatif bir Antalya turu yapalım, daha önce görmediğimiz yerlere gidelim dedik. Dolu dolu bir plan oldu baştan söyleyelim :) Sedir Kahvaltı Evi – Gözleme/Çakırlar Antalya’da kahvaltı denilince muhtemelen ilk Çakırlar bölgesi akla gelmektedir. Yani araştırmalarımıza dayanarak söylüyoruz. Gidip, tattıktan sonra da haklı bir söylem olduğuna karar verdik. Öncelikle Çakırlar bölgesinde köy kahvaltısı yapmak için yollara düştüyseniz; hamur işinden uzak durmayı, rejim olaylarını bir kenara bırakmanızı öneririz. Bazlama ve gözlemenin kahvaltının yıldızı olduğu bir yer burası. Üstelik fazlasıyla huzurlu ve uygun fiyatlı. Hava alanına yaklaşık 40 dk mesafede olması da ayrı bir cezbedici noktadır. Phaselis/Çamyuva Kemer’de yer alan Phaselis Rodos’lular tarafından kurulmuş bir liman kentidir. Kentin 3 limanı bulunuyor. Su kemerleri, anfitiyatro ve kentin ortasındaki uzun caddesi dikkat çeken yerlerinden. Phaselis’in tarihini çok bilmemekle birlikte doğasına hayran kalmış bulunuyoruz. 3 farklı plajı var. Sakin bir deniz ve tarihle iç içe geçirebileceğiniz güzel bir gün için Antalya’ya gittiyseniz bu fırsatı değerlendirin deriz. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. Olimpos/Kumluca Phaselis’ten 40 dk kadar giderek Olimpos antik kentine ulaşabilirsiniz. Olimpos’ta pansiyonlar genellikle bungalov ve ağaç evler şeklinde. Antik kent girişine kadar arabayla gidebiliyorsunuz. Girişler ücretli. Müze kartı olanlar müze karttan faydalanabilirler. Antik kente giriş yaptıktan sonra denize ulaşmak çok uzun sürmüyor. Ancak Antıik kentten Olimpos plajına geçmek için sudan geçmek durumundasınız, gözünüz korkmasın en fazla dizlerinize kadar ıslanıyorsunuz. Tarih ve doğa ile iç içe güzel bir vakit geçirmek istiyorsanız Olimpos güzel bir adres ancak kasım ayında çok haraketli olmadığını paylaşmakta fayda var. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. Yanartaş/Çıralı Gezi planımızın başında Meşhur Yanartaşı gece görmeye gitmek istiyorduk. Olimpos’taki pansiyonlar yeterli sayıya ulaştıklarında Yanartaş’a tur düzenleniyor. Yeterli sayıya ulaşamazsanız planlar suya düşüyor. Kalabalık olmayan zamanların dezavantajı diyelim . Neyse ki bizim kendi imkanlarımız dahilinde gitme şansımız oldu. Bir tek gece gitmemiş olduk. Yanartaş’a ulaşmak için 1 km kadar tırmanacağımız söylendi. Hala 1 km olup olmadığından şüpheliyiz. Neyseki yeni yerler görmenin motivasyonuyla bir çırpıda çıktık. Yanartaş anlatıldığı kadar var. Eminim gece daha da güzel görünür. Son olarak Çıralı kasım ayına göre oldukça renkliydi,biz şahsen bir daha gitmeyi şimdiden düşünüyoruz. Myra Antik Kenti/Demre Aziz Nikolas’ın piskoposluk yaptığı yerde kurulu olan Myra bir Likya Kentidir. Adı "Yüce Ana Tanrıça'nın yeri" anlamına gelen kent şanını Ortaçağ boyunca sürdürmüştür ancak sonrasında zapt edilmiştir. Demre’ye kadar gelmişken mutlaka görülmeli. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. St. Nikolas Kilisesi (Noel Baba Kilisesi)/Demre Sevgili navigasyonlara ve uygulamalara göre St.Nikolas ve Noel baba kilisesi farklı konumlarda görülmekte ancak aldanmayınız. Aynı kilise iki şekilde de anılmaktadır. Tabi araştırıp gidenler bu sorunu yaşamayacaktır. Bu konuda yardımcı da olabiliriz aslında. Aziz Nikolas aslında Noel baba olarak da bilinmekteymiş. Yaz Dönemi (15 Nisan – 2 Ekim) 08:00 – 19:00 Kış Dönemi (3 Ekim – 14 Nisan) 08:00 – 17:00 Giriş: 20 TL Müze kart geçerli. Alternatif Antalya gezimize tahmin edilmesi zor olmayan bir yerden devam ettik. Kendimize uygun kalacak bir yer seçemeyince bildiğimiz sevdiğimiz yer en iyisidir deyip soluğu Kaş’ta aldık. Kaş şaşırtmadı ve her mevsim güzel olduğunu bize kanıtlamış oldu. Daha önceden hazırlamış olduğumuz Kaş rehberi dışında neler yaptık derseniz: Biraz yemeli içmeli ve dinlenmeli oldu bu defa. Yarımada turu yaptık. Hidayetin Yeri'ne gittik. İçimizden bazı cengaverler deniz de buldu kendini :D Bi Lokma’nın kahvaltısını denedik. Sevdik. Nereid’de rakı, balık, meze yaptık. Porsiyonları küçük bulduk. Ama yalan yok selanik cacığı, levrek simit ve nar salatasının tadını pek bi sevdik. Noel Baba’da şarap içtik ikramları ve ilgileriyle kalbimizi kazandılar. Kaş Marina’da yaptığımız kahvaltı ile Kaş’a veda ettik. Kasım ayının sonlarına yaklaşmışken havanın serinliği ve sürpriz yağmurlar sebebiyle çoğu mekan kapalı. Gitmeden aramanız tavsiye edilir. Son olarak tüm gezerek geldiğimiz yolu bir çırpıda döndük ve Antalya Kaleiçine geldik. Son derece turistik ve canlı olduğunu söyleyebilirim. Uğranması gereken bir yer. Son durak tahmin edersiniz ki hava alanı oldu. Hareketli geçen kısa kaçamak çok dinlendirmese de, kafa dağıtmaya yardımcı oldu.

  • Kürk Mantolu Madonna | SineGezi

    Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak... Kürk Mantolu Madonna 17.10.2016 | Gonca Kaya Paylaş Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak; bugün hala en çok okunan kitaplar listesine baktığınızda bu eseri rahatlıkla görebilirsiniz. Yazar eserinde karakterleri adeta yaşatmış. Romanı okumuyor, izliyormuş hissinin, beni kitap bitene kadar bırakmadığını net bir şekilde söyleyebilirim. Normalde yok bu kadarı da olmaz diyeceğiniz durumlar öyle güzel aktarılmış ki hiç yadırgamıyorsunuz. Belki de bunun sebebi yazarın yaptığı güçlü psikolojik analizler, fark etmeden empati yapmanızı ve karakteri anlamanızı sağlıyor. Hikayeye, Rasim’le başlıyoruz. Ancak çok geçmeden Rasim’in dışarıdan bir göz olduğunu anlıyoruz. Esas kahramanlarımız Raif Efendi ile romana ismini de veren kürk Mantolu Madonna benzetmesiyle Maria Puder. İlk olarak Rasim’in bize rehberlik etmesi bize ön yargının ne kadar boş bir duygu olduğunu, bir insanı tanımadan ve tanıdıktan sonra o insan hakkında ne kadar farklı düşüncelere sahip olabileceğimizi görmemiz için olabilir. Eğer Rasim, Raif Efendiyi merak edip onu tanımaya çalışmasaydı belkide hayatını değiştirecek nitelikteki, Raif efendinin kendi hayatını anlattığı hikayeyi hiç okuyamayacaktı. Ana karaktere geldiğimizde karakterimizin hayatımızı ne kadar etkilediğini acı bir şekilde görüyoruz. Raif Efendi deki kabullenmişlik duygusu onu hayata karşı seyirci bırakmaktan başka bir şey yapmıyor aslında. Aşkının esiri olmuş ancak onun peşinden gitme cesareti bulamamış bir adam ve tek bir kişiye adanmış rutin içerisinde geçen bir ömür. En yakınlarının bile fark edemediği durgunluk, bezginlik, yaşadıklarını dile getirememişliğin üzerine bir de yaşanmamışlıkların ağırlığı işte hepsi bir hayatta toplanmış. Kesinlikle akılda yer eden uçup gitmeyen hikayelerden olduğunu söylüyor ve hemen kütüphanenizde yerini almalı diye ekliyorum. Keyifli okumalar :)

  • Şanlıurfa | SineGezi

    Şanlıurfa’ya giderken havanın çok fazla sıcak olmadığı zamanı ayarlamaya çalışmanızı bizzat tavsiye ediyorum... Şanlıurfa 08.03.2017 | Hande Samancı Paylaş Şanlıurfa’ya giderken havanın çok fazla sıcak olmadığı zamanı ayarlamaya çalışmanızı bizzat tavsiye ediyorum. Nisan gibi gittiğimizde bile hava gayet sıcak ve güzeldi. O yüzden ilkbaharı tercih etmeniz istediğiniz gibi gezmeniz için önemli. Uçaktan iner inmez sabah 9’da ilk gittiğimiz yer ciğerci oldu. Şanlıurfa’da sabah, öğle veya akşam fark etmeden istediğiniz zaman ciğer yenilebiliyor ve gerçekten çok seviliyor. Karnımızı doyurduktan sonra en merak ettiğim yerlerden biri olan Balıklıgöl’e gittik. Burada gerçekten farklı bir atmosfer var. İnsana huzur verdiğini söyleyebilirim. Hikâyesinden kısaca bahsedersem İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü Urfa kalesi nin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol"' emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içerisine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Bu yüzdendir ki Balıklıgöl halk tarafından kutsal sayılıyor ve göl içindeki balıklar korunuyor. Göl, her iki tarafında bulunan camilerle ve çok güzel bir parkla tamamen huzur dolu bir mekân etkisi yaratmıştı bende. Park gördüğüm kadarıyla hep kalabalık. İnsanların ortak buluşma alanına dönüştüğünü söyleyebilirim. Balıklıgöl’ü dolaştıktan sonra buradan baktığımızda görünen bir kale bulunmakta. Biraz dik yokuşa sahip ama üşenmedik toz toprak demedik ve tırmanmaya başladık. Daha dinlenmiş ve yorgun değilken tırmanmanızı tavsiye ederim. Zira biraz yorucu olabiliyor. Kaleye çıktığımda ise bütün Urfa ayaklarımın altındaydı. Manzara yorgunluğuma değmişti. Urfa Kalesi gerçekten güzel ve antik bir yapıya sahip. Etrafta dolaşan kalenin ve Urfa’nın tarihini anlatan küçük çocuklarla karşılaşabilirsiniz. Onlardan kalenin bir tarafı sarp kayalık ve 25 tane burçtan oluştuğunu ve Urfa Kalesi'nde Bizans ve İslam dönemlerinden birçok yapı mevcut olduğunu öğreniyoruz. Kale’nin tepesine dışarıdan tırmandıktan sonra, aşağıya kalenin içinden inmeyi tercih ettik. Kalenin içi de dışı kadar güzel ve korunmuş durumda. Kale turumuzu tamamladıktan sonra bugünkü turumuzun sonuna geliyoruz. Ertesi gün enfes bir Urfa kahvaltısıyla kendimize geldik. Bal, kaymak doğal olduğundan herhalde kahvaltıda en sevdiğim ikili oldu. Ayrıca mutlaka katmeri de denemelisiniz. Yemek sonrası melengiçli Türk kahvemizi içip yine gezmeye koyulduk. Melengiç kahvesi hakkında sizi bilgilendirmem gerekirse fıstıktan yapılan bir kahve olduğunu ve içiminin normal Türk kahvesinden farklın olduğunu söyleyebilirim. Kahvemizi içtikten sonra Urfa’nın dar sokakları arasında çarşıyı dolaşmaya başladık. Burada alabileceğiniz birçok şey var. Kurutulmuş ürünler, pul biber çeşitleri yanı sıra bakır ile yapılmış el emeği ürünler ilginizi çekebilir. Ben bolca tabi ki kaçak çay, Türk kahvesi ve isot aldım. Size de tavsiye ederim. Çarşıyı dolaşıp alışverişimizi tamamladıktan sonra acıktığımızı fark ettik ve öğle yemeği için patlıcan kebabını tercih ettik. Patlıcan kebabı burada ciğerden sonra en meşhur olan kebap çeşidi. Mutlaka denenmesi gereken bir tat. Ben kefilim :) Karnımızı doyurduktan sonra Harran Kümbet Evlerini görmek için yola çıktık. Urfa gerçekten uçsuz bucaksız toprakların olduğu bir şehir. Sanki bulutlara daha yakınsınız. Kümbet Evleri turistik açıdan güzel düzenlenmiş. Etrafı keşfederken yöresel kıyafetleri giyip onlarla fotoğrafta çektirebiliyorsunuz. Evlerin çoğunluğu hala durmakta olduğu için bu tarihi yapının varlığını sürdürdüğünü söyleyebilirim. Karnımızı doyurduktan sonra Harran Kümbet Evlerini görmek için yola çıktık. Urfa gerçekten uçsuz bucaksız toprakların olduğu bir şehir. Sanki bulutlara daha yakınsınız. Kümbet Evleri turistik açıdan güzel düzenlenmiş. Etrafı keşfederken yöresel kıyafetleri giyip onlarla fotoğrafta çektirebiliyorsunuz. Evlerin çoğunluğu hala durmakta olduğu için bu tarihi yapının varlığını sürdürdüğünü söyleyebilirim. Sonrasında da Eski Harran Üniversitesinin ve Harran Kalesinin olduğu yere gittik. Buradaki yapıların çok korunduğunu söyleyemeyeceğim. Birçok yapının bütünlüğü korunamamış. Ancak yine de duvarların bir kısmını görmeniz mümkün. Harran dünyadaki ilk üniversitelerden birine sahip ve zamanında burada birçok bilim adamının yetişip ders vermiş. Alt yapı olarak belli bir felsefeye sahip. Urfa seyahatimizi sıra gecesi yapmadan kapatmak olmaz deyip akşamında da bir sıra gecesine gidiyoruz. İnanılmaz bir sofra; içli köfteden tut fındık lahmacununa kadar her şeye bayıldım. İnanılmaz bir ikram var. Yemek yerken arada kalkıp halay çekip eğlenmekte cabası. Sıra gecesi mantığını tam olarak anlayarak geceyi bitirdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca müzik kültürümü de genişletmiş oldum. :) Aslında Urfa anlatılıp bitirilecek bir şehir değil. Birçok tarihi ve antik alanı var. Kültür olarak çok geniş ve tamamen inanç şehri diyebilirim. Dolaşmak için bir iki gün gerçekten az gelebilir. Tavsiyem gittiğinizde daha fazla zaman ayırmanız. Bizce İlginizi Çekebilir... Halfeti Bi Tadımlık Gaziantep

  • Kardeşimin Hikayesi | SineGezi

    Aşk, dram ve gizem türündeki bu roman 2013 yılında yayınlanmış. Okumaya başladığınızda ilk sayfadan itibaren roman; gerek kurgusu gerek akıcı diliyle okuyucu... Kardeşimin Hikayesi- Zülfü Livaneli 15.01.2017 | Hande Samancı Paylaş Öncelikle yazar olarak Zülfü Livaneli 'ni çok beğendiğimi ve romanlarını merakla bir çırpıda okuduğumu söyleyebilirim. Aşk , dram ve gizem türündeki bu roman 2013 yılında yayınlanmış. Okumaya başladığınızda ilk sayfadan itibaren roman; gerek kurgusu gerek akıcı diliyle okuyucunun merakla bir sonraki sayfayı çevirmesini sağlıyor. Romanın konusundan kısaca bahsedecek olursam; emekli elektrik mühendisi Ahmet Arslan , köpeği Keberos ile sessiz,sakin bir köyde monoton bir yaşam sürerken köyde yaşanan bir cinayet sonrasında Ahmet'in hayatı hareketlenmeye başlar. Öldürülen kişi yine o köyde yaşayan Arzu'dur . Ahmet'in onu tanıması ve öldürüldüğü gece davette bulunması bir gazetecinin ilgisini çeker. Olayı araştıran gazetecimiz ise bilgi almak ve olayı çözmek için Ahmet'le konuşmaya başlar. Ancak Ahmet'in genç gazeticiye olan ilgisi farklı yönde ilerler ve gazeteciyle konuştukları tek olay bu cinayet olmaz. Ahmet'in davranışları ve bu kadar kendini hayattan soyutlamış olması gazetecinin ilgisini daha çok çekmiştir. Ahmet ise ilgi duyduğu gazeteci ile görüşmek için onun merak ettiği hayat hikayesini anlatmaya başlar. Şunu söylemeliyim ki gazetecinin ilgiyle dinleği Ahmet'in hikayesini bende tahminlerde bulunarak, merakla ve heyecanla okuduğumu söylemeliyim. Aşkla, dramla dolu; üzücü hikayesi sizi içine alıyor ve şu anda yaşadığı hayatın nedenini anlayabiliyorsunuz. Romanı okurken bir yandan cinayeti kimin işlediğini çözmeye çalışırken, bir yandan da Ahmet'in yaşadıklarını, onun psikolojisini anlamaya çalışıyorsunuz. Hikayenin sonunda hem cinayet hem de Ahmet'in sırları ortaya çıkacak, siz ise şaşıracak, üzülecek hatta vay be diyecek, okuduğunuza pişman olmayacaksınız. 330 sayfalık bu romanı bir çırpıda okumanız dileğiyle :) Kitaptan alıntılar; "Hayatın tek gerçek yanı kurgudur, yani hikâyelerde anlatılanlardır." "Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık? "

  • Şikago Gezi Rehberi | SineGezi

    New York’la başlayan yolculuğumuz; Philadelphia, Washington ve Atlantic City’nin ardından Şikago’ya uzandı. Aslında biraz daha zamanımız olsaydı, Miami’yi de rotaya ekleyip gezinin sonunda keyifli bir güneye iniş yapabilirdik... Şikago Gezi Rehberi 20.11.2025 | Gonca Kaya Akak New York’la başlayan yolculuğumuz; Philadelphia, Washington ve Atlantic City’nin ardından Şikago’ya uzandı. Aslında biraz daha zamanımız olsaydı, Miami’yi de rotaya ekleyip gezinin sonunda keyifli bir güneye iniş yapabilirdik. Amerika uzak bir rota olduğu için, böyle bir geziyi önceden planlayıp imkanlar dahilinde birden fazla şehri kapsayacak şekilde organize etmek bence çok mantıklı. Hem zamanı verimli kullanmış oluyorsunuz hem de gitmişken birkaç farklı şehri görme fırsatı yakalıyorsunuz. Biz Şikago’da toplam 10 gün kaldık ama bu kadar uzun kalmak şart değil. Şehir 4–5 günlük bir programla da rahatlıkla keşfedilebilir. İstanbul’dan direkt uçuşlar da mevcut; ancak bizim rotamız gereği Philadelphia’dan Şikago’ya uçtuk. Temmuz ayında olmamıza rağmen Şikago’da bunaltıcı bir sıcakla karşılaşmadık. Şehir zaten rüzgârlı olmasıyla ünlü; bu nedenle hava genellikle daha ferah ve dolaşması çok daha keyifli. Gelelim gezimizin detaylarına… Rüzgârlı şehir Şikago; yükselen gökdelenleri, zengin müze kültürü, lezzet durakları ve muhteşem göl manzaralarıyla tam anlamıyla dolu dolu bir deneyim sunuyor. Göl dediğime bakmayın; Michigan Gölü’nün büyüklüğü ve görüntüsü neredeyse denizle yarışır nitelikte. Şehirde her an karşınıza çıkan bu mavi manzara, geziye bambaşka bir hava katıyor. Şikago'da Konaklama ve Ulaşım Şikago'nun metro ağı da New York kadar iyi, yani şehir merkezinin uzağında konaklasanız da kolaylıkla otelinize ulaşabilirsiniz. Büyük şehirlerde araç kiralamak masraflı olduğundan toplu taşıma daha mantıklı oluyor. Şikago’da şehir içi ulaşım büyük ölçüde “L” diye anılan metro ve tren ağıyla sağlanıyor. Renk kodlu hatlar sayesinde çoğu turistik noktaya ulaşmak oldukça kolay; örneğin Downtown’dan Navy Pier, Millennium Park veya Willis Tower gibi yerlere rahatlıkla gidebiliyorsunuz. Trenler sık ve düzenli, biletler ise tek kullanımlık veya günlük/çoklu geçiş kartlarıyla alınabiliyor. Biz tren istasyonundaki makineden 1 haftalık bilet aldık ve çok rahat bir şekilde hem metroda hem otobüslerde bu kartı kullandık. Millennium Park Şikago merkez diyince ilk burası akla gelir sanırım. Şikago’nun en canlı noktalarından olan Millennium Park, modern sanatın, doğanın ve mimarinin büyüleyici bir uyumla buluştuğu bir merkez. Devasa çelik yapı Bulut Kapısı , zarif tasarımıyla Jay Pritzker Pavilion ve suyla dans eden Crown Fountain karşılıyor. Şehrin tam kalbinde yer alan bu park, yıl boyunca konserler, sergiler ve etkinliklerle yaşayan bir açık hava müzesi gibi. Güneşli bir günde çimlere uzanarak keyifle vakit geçirebileceğiniz, aynı zamanda Şikago’nun enerjisini de en keyifli şekilde hissedeceğiniz bir yer. The Bean (Bulut Kapısı) Şikago’nun simgesi haline gelen Bulut Kapısı, halk arasında bilinen adıyla The Bean (Fasulye), Millennium Park’ın kalbinde yer alıyor. Paslanmaz çelikten yapılmış bu devasa heykel, şehrin gökdelenlerini ve gökyüzünü yüzeyinde büyüleyici bir şekilde yansıtıyor. Ziyaretçiler, kendi yansımalarını bu metalik bulutun içinde görmek için etrafında dönüyor, fotoğraf çekiyor ancak söylemem gerekiyor ki burayı boş bulmak imkansız gibi bir şey bir tık uğraşmanız gerekiyor fotoğraf çekilmek için. Buckingham Çeşmesi Hazır Millenium Park'ı görmüşken, rotanızı biraz daha uzatıp, Grant Park’ın içinde yer alan Buckingham Çeşmesine çevirebilirsiniz . Oldukça büyük ve gösterişli bir çeşme ama açıkçası beni çok etkilemedi. Kısa bir durup fotoğraf çekmek yeterli oldu; özellikle zaman kısıtlıysa burayı atlayabilirsiniz. Navy Pier Navy Pier, Şikago’da en çok keyif aldığım yerlerden biriydi. Göl kenarındaki esinti, yürüyüş yolu ve manzara gerçekten güzel. İlginizi çekiyorsa dönme dolaba binip şehri yukarıdan izleyebilirsiniz veya bir kafede oturup etrafı seyredebilirsiniz. Burası bayağı Turistik ama yine de Şikago’nun enerjisini hissetmek için güzel bir nokta. Wilis Tower Şikago’nun en yüksek binalarından biri. Seyir terasına çıkmak şehri kuşbakışı görmek için güzel bir deneyim ama kalabalık ve bilet sırasının fazla olduğunu duyduğumuzdan biz en erken giriş saatine rezervasyon yaptırdık ve alan bir nebze boştu. Bu ziyaretteki en heyecan verici kısım cam zeminli bölüme adım atmak; yükseklik korkusu olanlar için küçük bir meydan okuma gibi. Bir de cam zemin üzerinde belli biz zaman kalabiliyorsunuz. Saniye bitince tekrar sıraya girmeniz gerekiyor. Bir yandan yükseklik korkusu bir yandan saniye baskısı farklı bir deneyim oluyor. Şikago Nehri Mimari Gezi Şehir ve şehrin mimarisini tanımak adına bir de tekne turu yapabilirsiniz. Biz oldukça farklı bilgiler edindik, tur rehberinin anlatımı da oldukça keyifliydi. Tekne gezisini öğlen saatlerine ayarladıysanız havada güneşli ve sıcaksa yanınıza mutlaka şapka alın derim. Gerçi teknenin kapalı alanı da var ancak ordan rehberi duyamayabilirsiniz. Müzeler Art Institute of Chicago Burası New York MET müzesi gibi oldukça büyük, köklü ve bir çok koleksiyona ev sahipliği yapan bir müze. Buraya en az 3-4 saatinizi ayırmanızı tavsiye ederiz. Gitmeden müzenin sitesinden görmek istediğiniz eserlere göre bir planlama yapabilirsiniz. Biz daha çok tablolarla ilgilendiğimizden kısa bir araştırma yapıp görmek istediğimiz tablolara yönelik müze gezimizi planladık. Mesela müzenin kendi sitesinde yönlendirmelerde var. 1 saat içinde hangi eserleri görebilirsiniz gibi. https://www.artic.edu/highlights/3/what-to-see-in-an-hour Field Museum Field Museum’a özellikle ünlü T. rex fosili Sue’yu görmek için gittik. Sue, bildiğimiz klasik dinozor bilgilerinin çoğuna göre oldukça farklı bir T. rex türü; devasa boyutu, olağanüstü korunmuş iskeleti ve detaylı anatomisi sayesinde bilim insanlarına pek çok yeni bilgi sunuyor. Müze boyunca diğer dinozor fosilleri de vardı ama Sue’nun etkileyiciliği ve tarihi önemi kesinlikle ayrı bir yer tutuyor. Museum of Contemporary Art Farklı bir deneyim istiyorsanız bu müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Modern sanatı iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir yer. Biz canlı müzik etkinliğine de denk geldik, keyifliydi ancak mutlaka görmeniz gerekiyor diye ısrar edemem. Yeme-İçme Au Cheval Sanırım Amerika’da yediğimiz en iyi hamburgerlerden biri Au Cheval’deydi. Mekan oldukça küçük ve bu yüzden bayağı sıra bekledik, ama değdi. İlginç bir detay da burger seçenekleriyle ilgili: Single Burger ve Double Burger var, ama kimse bize single burgerin aslında double, double burgerinde triple olduğunu söylemedi. Biz de double sipariş verdik. Pişman mıyız? Kesinlikle hayır, ama oldukça doymuş, kalorilenmiş ve mutlu bir şekilde ayrıldık. Bir de sonradan öğrendik ki, Small Cheval anında daha büyük bir şubeleri de varmış; biraz ironik olsa da tercih edilebilir. Bence burası mutlaka deneyimlenmeli. Gino’s East Şikago'ya özgü bir lezzet olan deep-dish pizzayı denemek için önerilen en meşhur yerlerden birisiydi burası. Pizzanın pişme süresi normal pizzalara göre bi tık daha fazla, biz sebzeli bir şey seçtik ama ben açıkçası domates ve hamur dışında bir tad alamadım. Bana çok hitab etmedi ama seveni çok ondan gitmişken şans verilebilir. The Smith New York listemizde olan bir mekandı, gitmek Şikago'da denk gelince gittik, bulunduğu bölge de oldukça keyifliydi tavsiye ederiz. Chipotle Mexican Grill Çok özel bir tavsiye değil, her yerde gördüğümüz bu mekandı deneyelim dedik. Ayaküstü yemek için uygun. Lezzet olarak da beğendiğimiz bir yer oldu. Chick-fil-A Yine hamburger zincirlerinden bir tanesi aslında New York'ta da var ancak sıra buraya gelmemişti. Şikago'da deneyimleyebildik. Levain Bakery New York'da başlayan Levain aşkımız burada da devam etti. Şeker koması garantili kurabiyeleri daha önce önerdiğim gibi paylaşımlık almanızda fayda var. Cindy's Rooftop Şikago manzarasını izlemek için güzel bir yer. Gökdelenler ve göl manzarası eşliğinde oturmak keyifliydi, ama oldukça turistik ve biraz kalabalıktı. Bir kahve, kokteyl ya da küçük bir atıştırmalık eşliğinde manzara izlemek yeterli oluyor; uzun vakit geçirmek zorunlu değil. Bonus: Şikago deniz kenarında bir şehir değil ancak şehirde Michigan Gölü kıyısında pek çok plaj var. (Göl dediğime bakmayın Marmara denizinden büyük olan bir gölden bahsediyorum.) Oak Street Beach veya North Avenue Beach gibi plajlar yazın hem yerel halkın hem de turistlerin tercih ettiği noktalar; kum, göl manzarası ve yürüyüş yollarıyla keyifli vakit geçirebilirsiniz. Gölde yüzme fikri bize pek sıcak gelmediği için biz bu opsiyonu değerlendirmedik ancak fazladan vaktiniz varsa bir gününüzü buna ayırabilirsiniz. Keyifli geziler..

  • Rotterdam | SineGezi

    Rotterdam dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden bir tanesi ve Rotterdam limanı da büyüklük ve işleyiş olarak bunun bir kanıtı gibi... Rotterdam’da Bir Gün 03.03.2015 | Gonca Kaya Paylaş Hollanda’da şehirlerarası yolculuk trenler sayesinde oldukça kolay ve Rotterdam da Hollanda’ya geldiyseniz görülmesi gereken bir yer diye düşünmekteyim. Rotterdam nüfus olarak Hollanda’nın ikinci şehri, birinci sırada tahmin edersiniz ki Amsterdam var. Rotterdam dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden bir tanesi ve Rotterdam limanı da büyüklük ve işleyiş olarak bunun bir kanıtı gibi. Şehre ayak bastığınız andan itibaren şehrin ne kadar modern bir yapıya sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Tren istasyonunun hemen önünden şehirde istediğiniz yere gidebilmeniz için tramvaylar var. Üstelik tramvaya binmek için herhangi bir karta ihtiyacınız yok, nakit para karşılığında rahatlıkla biletinizi alabilirsiniz. Uzun süre Hollanda’da kalacaksanız ov-chipcard ı önerebilirim. Otobüs ve tramvayları %40 indirimli kullanabilirsiniz bu kart sayesinde. Rotterdam’da ki ilk durağımız Euromast kulesi, kule oldukça modern bir yapıya sahip üstelik en tepeye çıkmak ve Rotterdam manzarasının keyfini sürmek için çok gayret sarf etmenize de gerek yok, asansörle 185 metre uzunluğunda ki kulenin en tepesine çıkabilir ve Rotterdam’ın güzel manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Manzaranın tadını çıkartırken duvarlardaki kule resimleri dikkatinizi çekebilir. Duvarlarda dünyadaki diğer kulelerin resmi var ve yükseklikleri yazıyor. Euromast diğer kulelerle kıyaslandığında oldukça alçak kalıyor ancak Rotterdam için yeterli yükseklikte. Manzaranın diğer bir güzel yanı da sadece binalardan ibaret olmaması şehrin içinde bizim park anlayışımızdan çok farklı büyüklükte ve güzellikte parklar var. Yeşil alanlar bu şehri daha da süslü ve başka gösteriyor. Ayrıca kuleden aşağıya iple inme gibi bir şansınız var. Bana çok heyecan verici görünmedi ama deneyenler oldukça fazlaydı. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Bir sonraki durağımız Erasmus köprüsü, köprü görsel açıdan oldukça güzel bir görüntüye sahip. Rotterdam’ın kuzey ve güneyini birbirine bağlama gibi bir özelliği var. Nieuwe Mass nehrinin iki yakasını birbirine bağlıyor da diyebiliriz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 3. durağımız Oude Haven'ın (eski liman), gerçekten çok güzel bir manzarası var. Bir sürü yat var burada ve dikkatli baktığınızda bazı insanların bu yatlarda yaşadığını görebiliyorsunuz, temellimi bilmiyorum ama oldukça keyifli ve cazip göründüklerini söyleyebilirim. Burada manzaranın keyfini çıkarmak için çeşitli kafeler de mevcut. Diğer bir gezi durağı da Kijik Kubus yani küp evlerdi. Dışarıdan görünümleri gerçekten çok ilgi çekici insan ister istemez içini de merak ediyor. Ancak bu evlerin içleri, dış görünümleri sebebiyle oldukça dar ve kullanışsız. Güzel yanı ise otel olarakta kullanılabilmeleri yani bir veya iki gün kalmak için iyi bir seçenek olabilir. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Kısa ve keyifli gezimizin son durağı tabi ki de bir yemek yeri oluyor. Vapiano(İtalyan restoranı) Türkiye’de de bildiğim için burayı tercih ettim zaten İtalyan yemeklerini her zaman lezzetli bulmuşumdur. Keyifli yemeğimizin ardından gezimizi sonlandırdık. Rotterdam gerçekten bir ticaret merkezi tanınmış büyük markaların binalarının birbirine bu kadar yakın olduğu bir yer görmemiştim. Son olarak eğer vaktiniz olursa Maritime Museum’uda(denizcilik müzesi) gezebilirsiniz. Keyifli okumalar :) Bizce İlginizi Çekebilir... Rengarenk Bir Şehir: Amsterdam Utrecht

  • Kopenhag Gezi Rehberi | SineGezi

    Kopenhag’a kışın, özellikle Noel döneminde gitmek oldukça keyifli. Şehir ışıklarla doluyor, pazarlar açılıyor ve hava soğuk olsa da sokaklar canlı. Hygge dedikleri o “sıcak ve huzurlu” hava kendini hissettiriyor, ama abartmaya gerek yok; sonuçta dışarıda üşüyorsunuz :) içeride ise kahve içip ısınmak güzel geliyor. Kopenhag Kış Keşfi:Noel Pazarları, Saraylar ve Hygge Yaşam Sanatı! 09.12.2025 | Hande Samancı Kopenhag’a kışın, özellikle Noel döneminde gitmek oldukça keyifli. Şehir ışıklarla doluyor, pazarlar açılıyor ve hava soğuk olsa da sokaklar canlı. Hygge dedikleri o “sıcak ve huzurlu” hava kendini hissettiriyor, ama abartmaya gerek yok; sonuçta dışarıda üşüyorsunuz :) içeride ise kahve içip ısınmak güzel geliyor. Işıklar, gløgg, kısa günler ama dolu dolu geçen saatler gezi önerilerimize başlayalım… KOPENHAG NOEL PAZARLARI Gezinin olmazsa olmazı tabii ki pazarlar. Benim favorilerim şunlar oldu: 1. Tivoli Gardens Noel Pazarı: Burası zaten apayrı bir dünya. Noel’de komple dekore ediyorlar. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Not: Kopenhag Kart’ın varsa girişi bedava (içindeki oyunlar hariç). Kopenhag kart ile sadece bir giriş hakkınız olduğunu unutmayın. Fotoğraf Tavsiyesi: Hava kararırken git; ışıklar ilk yandığı anlar en güzel kareleri veriyor. Gündüz halinden daha güzel ve eğlenceli oluyor. 2. Nyhavn Noel Pazarı: O meşhur rengarenk evlerin önünde kurulan pazarın havası süper. İpucu: Sabah erken gitmeyi deneyebilirsiniz, daha sakin oluyor. Akşamları ise ışıklar kanala yansıyor, manzarası şahane! 3. Højbro Plads & H. C. Andersen Pazarı: Burada el yapımı süsler, hediyelikler bulabilirsiniz. Fiyatlar diğerlerine göre biraz daha uygundu sanki. Tadım: Yaban mersinli Gløgg meşhurmuş, benden söylemesi! Noel Pazarları için Kısa Rota: Nyhavn’da bir başlangıç yapın → Højbro Plads’a yürüyün → Kongens Nytorv’a uğrayın → vee günü Tivoli Gardens’ta bitirebilirsiniz! CHRISTIANSHAVN BÖLGESİ Christianshavn, kanallarıyla, sakinliğiyle tam bir görsel şölen sunuyor. Sabah erken kalkıp burada bir yürüyüş yapıp sonra kanal kenarında kahve içmek çok keyifli oluyor. Bölge içinde Christiania diye bir yer bulunuyor. Özellikle "Pusher Street" denilen bazı sokaklarında fotoğraf çekmek kesinlikle yasak! Orada yasadışı satışlar dönüyormuş. Sadece izin verilen yollarda takılıp ve tabelalara uyulduğu sürece sorun olmuyor, içiniz rahat olsun. YEME-İÇME Sabah Kahvesi & Kahvaltısı • Little Bakery: Tereyağlı mis gibi kruvasanlar için burası birinci adres. • Andersen & Maillard: Croissant-waffle denilen bir şey yapıyorlar, kahveleri de çok iyi. • Original Coffee: Kahvesi ve kahvaltı seçenekleriyle yine çok güzel. Ek olarak çicekli verandası var fotoğraf çekmek için hoş bir alan. •Buka: Burada denediğimiz her şey çok güzeldi. Bademli kruvasan mutlaka denemelisiniz. Kahveside içtiklerimizin en iyisiydi. Öğle Atıştırmalıkları • Smørrebrød: Danimarka’nın açık sandviçi. Üzerine karidesten roast beef’e envai çeşit malzeme koyuyorlar, kesinlikle denemelisiniz. • DØP organik sosis: Sokak lezzeti olarak hızlı, doyurucu ve çok lezzetli bir seçenek. Akşam Yemeği: Burger mi, Deniz mi? Burger Sevenler buraya! • Gasoline Grill: Dünyanın en iyileri listesine girmiş, benden tam puan aldı. • Sporvejen: Farklı burger denemek istersen puanı yüksek bir alternatif. Deniz Ürünleri Sevenleri de böyle alalım: • Havfruen: Nyhavn’da somon menüleri var. • Hooked: Daha modern takılmak istersen somon bowl veya burger yapıyorlar. • Torvehallerne Sea Food Bar: Taze somon ve şarap için market konseptinde harika bir yer. KÜLTÜR VE SARAYLAR Rosenborg Kalesi: Kraliyet Mücevherlerini burada görebilirsiniz. Bayağı görkemli! Amalienborg Sarayı: Nöbet değişim törenini yakalamaya çalışın mutlaka, izlemesi güzel oluyor. Christiansborg Sarayı: En güzeli, kulesine çıkış da bedava! Bütün şehir manzarası ayaklarınızın altında. FREDERIKS KİLİSESİ (Marble Church): Amalienborg’un karşısındaki devasa kubbeli kilise. Kışın sisli havada fotoğrafı çok güzel çıkıyor. Botanical Garden & Palm House: Kışın ortasında Palmiye Evi'ne girince sanki tropik bir yere ışınlanıyorsun, sıcacık! (Kopenhag Kart ile giriş bedava.) THE BLACK DIAMOND (Kütüphane): Mimarisi şahane, simsiyah ve modern bir bina. İçindeki Cafe Diamond'da deniz manzarasına karşı kahve içmeye değer. SMK – Statens Museum for Kunst ve Nationalmuseet: İkisi de kış gezisinde kapalı alan olarak iyi seçenekler. Küçük Deniz Kızı: Minicik bir heykel, 5 dakikanızı alıyor parkın içini dolaşırken kısa bir uğrayabilirsiniz. Sıra varsa fazla beklemeyin derim. Church of Our Saviour – Christianshavn: O meşhur dışarıdan spiral merdivenli kilise. Merdivenleri tırmanıp yukarı çıkarsanız (dar ve rüzgârlı ama korkuluğu var) Kopenhag’ın en iyi manzaralarından birini görüyorsunuz. Kışın daha az sıra oluyor, yine çıkmak için belli saatleri oluyor kontrol edip gitmenizde fayda olur. Ny Carlsberg Glyptotek: Carlsberg bira ailesinin kurduğu müthiş bir sanat müzesi. Antik heykeller, Rodin’ler, Gauguin’ler ve ortasında kapalı kış bahçesi var; palmiyeler altında kahve içip ısınmak harika. Salı günleri ücretsiz, diğer günler Kopenhag Kart geçiyor yine kart ile giriş sağlayabilirsiniz. En sevdiğim noktalardan biri olduğunu söyleyebilirim. PRATİK BİLGİLER: ULAŞIM VE KART ALAYI Toplu Taşıma için; metro, S-treni ve otobüsler saat gibi işliyor. Havaalanı Ulaşımı: Metro direkt şehir merkezine (Indre By) geliyor, en hızlısı bu. Biletler: İstasyonlardan veya uygulamadan kolayca alabiliyorsun. Konaklama Tavsiyesi: INDRE BY (Merkez!) Konaklama için merkezin (Indre By) dışına çıkmayın derim. Tabi bir çok bölge bulunuyor. Yine metroya yürüme mesafesi otel seçilmesi soğuk ve çok soğuk havada işinizi kolaylaştırır. :) Indre by bölgesi için bilgiler: • Nyhavn, saraylar ve alışveriş caddeleri yürüme mesafesinde. • Noel pazarlarının çoğu dibinde. • Metroya yakın olduğu için havalimanından gelmek çok rahat. • Akşamları hem güvenli hem de hareketli bir bölge, daha ne kadar övebilirim bilmiyorum. Kopenhag Kart (Copenhagen Card) Eğer çok müze gezecekseniz ve toplu taşımayı sık kullanacaksanız bu kart hayat kurtarıyor. Uygulama üzerinden alınıyor ve direkt aktif edilebiliyor. • Ne yapıyor? Bölge 1-4 arası (Havalimanı dahil) toplu taşıma bedava + 80’den fazla müzeye (Tivoli Gardens girişi dahil) ücretsiz girebiliyorsun. Gitmeden önce kaç müze gezeceğini bir hesaplayıp kartın parasını çıkarıp çıkarmadığına bakabilirsiniz. EKSTRA TAVSİYELERİMİZ • Sıkı Giyin! Rüzgar bazen çok sert esiyor. Kat kat giyinmek şart! • Kışın gün çabuk batıyor. Müzeleri ve kapalı yerleri sabah saatlerine sıkıştırmanız önemli. • Fotoğraf Saatleri: Nyhavn için sabah, pazarlar için akşam ışıklarını beklemek daha mantıklı oluyor. Kopenhag sizi bekler… Şimdiden iyi gezmeler 🙃

  • Biz kimiz? | SineGezi

    Biz gezilerimizi, bizi etkileyen filmleri ,keşiflerimizi paylaşıyoruz. Ucuz seyahat, yurtiçi, yurtdışı gezi rehberliği ve yemek tavsiyeleri için bekleriz :) Gonca Kaya Merhaba ben Gonca, Bilişim mezunu bir beyaz yakalıyım. Yazılarıma Erasmus zamanı gezmeye bayağı meyilli olduğumu keşfedip, gittiğim yerlerle ilgili notlar alarak başladım. Gel zaman git zaman (daha çok gezdikçe) hobi olarak yazmaya başladığım gezi yazılarımı; daha da geliştirip sizlere işe yarar ve eğlenceli bilgiler vermek için kolları sıvadım. Keyifle yazıyorum. Kendimi henüz gezgin olarak nitelendirmesem de, gezgin olma yolunda olan bir çekirgeyim diyebilirim. Biz SineGeziciler gezip, izleyip, okuyup; yazdıkça ve sizler de okudukça; bu yolda bir adım daha katedeceğiz. Bence çok keyifli olacak. Sevgiler :) Hande Samancı Merhaba; Ben gezmeyi, izlemeyi bunları yaparken de tabi ki yemeyi içmeyi seven:) , ve bu sevdiğim şeyleri yapmak için devamlı plan program yapıp araştıran, digital hayata gönül vermiş bir bilişimciyim. Gezerken ne kadar eğleniyorsam yazarken de o anıları tekrar yaşayıp bir o kadar keyif alıyorum. Yani yazmak bir nevi hobi benim için. 2 arkadaş olarak kurduğumuz SineGezi sayfamızda da bütün etkinliklerimizi sizlerle paylaşmak paylaştıkça çoğalmak ve okunmak isteriz :)

  • Bozcaada | SineGezi

    Bozcaada huzurlu ve sakin bir tatil geçirmek isteyenler için mis gibi havası, tertemiz denizi ve kumsallarıyla tercih edilesi yerlerden... Bozcaada'da Bir Kamp Macerası 01.05.2017 | Hande Samancı Paylaş Bozcaada huzurlu ve sakin bir tatil geçirmek isteyenler için mis gibi havası, tertemiz denizi ve kumsallarıyla tercih edilesi yerlerden. Bir de değişik bir tatil olsun diyorsanız sunduğu kamp alanıyla; doğayla iç içe Bozcada'yı keşfedip, yeni deneyimler kazanabilirsiniz. İki kere gittiğim Bozcaada'ya ikinci seferinde kamp yapmak için gittim. Ada Camping şu anda adanın tek kamp alanı sunan yeri. O yüzden tercih etme şansımız olmadan çadırımızı alıp gittik. Korkmayın bir de çadır mı alacağız diyenler için çadırı oradan da kiralayabiliyorsunuz. Onun dışında yanınızda mutlaka götürmeniz gereken şeyler uyku tulumu, akşam için çadır ışığı,yastık, mat, hava durumunu göre battaniye ve benzeri şeyler :) Aklınız da olsun Bozcada akşamları genelde esintili olacağı için ona göre hazırlıklı gitmenizde fayda var. Buna ek kıyafetlerinizi de daha rahat ve sıcak tutan şeylerden seçebilirsiniz. Ayrıca en önemli ve konforunuzu yükseltecek şeylerden biri olan uyku tulumunuzu da mutlaka gittiğiniz yere ve hava durumuna uygun seçmeniz gerekiyor. Ve en önemlisi kamp yapmaya ruhen ve bedenen hazır olmak:) Çünkü ilk defa yapacaksanız ilk başta biraz garipseyebilir ve zorlanabilirsiniz. Motive gitmeniz önemli :) Kamp alanında kullanacağınız ortak tuvalet-duş ve mutfak alanı bulunmakta. Yemek olayına hiç girmek istemezseniz de kendilerine ait kafelerinden yemek yiyebiliyorsunuz. Ada Camping fiyat detayları için tıklayınız. Ada Camping ve Bozcaada içi Ulaşım; Ada kamping merkeze biraz uzakta Ayazma Plajına yakın Sulubahçe konumda bulunmakta. O yüzden merkeze inmek için minibüs veya taksi kullanmanız gerekiyor. Eğer sezonda gitmediyseniz minibüs saatleri biraz aralıklı ve akşam saatlerinde maalesef seferleri yok. Ama sezonda gece 12'ye kadar kullanabileceğiniz minibüsler bulunuyor. Taksiyle ise ulaşım gayet kolay 15 dakikada ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Araba ile gelirseniz ise park alanı sunmakta. Ayrıca ada içi ulaşım için araba çok rahatlık ve kolaylık sağlayabilir. Bazı alanlar yürüyerek ulaşamayacağınız uzaklıkta olduğundan araba ile keşfetmeniz ve dolaşmanız daha zevkli olabilir. Eğer arabasız geldiysenizde sadece mayıs-eylül ayları arasında çalışan merkezden kalkan, Ayazma- Sulubahçe- Habbele Plajı- Akvaryum Koyu gibi belli bölgelere giden minibüslerle ada içi ulaşım sağlayabilirsiniz. Bir başka seçenek ise ada içinde kullanmak için bisiklet veya atv de kiralayabiliyorsunuz. 2 tane kiralama alanı bulunmakta. Saatlik veya tüm gün olarak kiralayabilirsiniz. Tabi fiyatları ortalamanın biraz daha üstünde kalıyor. Gelelim Bozcaada'da yapmadan dönmemeniz gereken şeylere; - Gün batımını Rüzgar Gülleri eşliğinde mutlaka izlemelisiniz. Merkezden kalkan ve tur olarak sunulan 20 TL karşılığında hem adayı turlayıp hem de güneşi bir bardak şarap eşliğinde çok güzel bir yerde batırabilirisiniz. Tur içerisinde ilk bir şarap evi( Burada şarap deneyip, satın alabilirsiniz.) ardında da sırayla Akvaryum Koyu- Batık Gemi - Ayazma Plajı - Sulubahçe ve son olarak Rüzgar Gülleri güzergahları bulunmakta. Böylelikle minik bir Bozcaada turu atıp Rüzgar Gülleriyle bol bol fotoğraf çekip gün batımında huzuru bulup muhteşem bir akşam geçirebiliyorsunuz. - Çiçek Pastanesi'ndeki lezzetli kurabiyelerden yiyip (özellikle çatlak ve kavala önerimdir), Çınaraltın'nda koca çınar ağacı altında serinlerken, sakızlı Türk kahvesi içip gününüzü güzelleştirebilirsiniz. Akşam oturup bir şeyler içip güzel vakit geçirmek için Fuska ve Polente iyi birer alternatif. Denize sıfır açık alanı bulunan Fuska manzarasıyla sizi büyülerken, güzel müzikleriyle Polente'de ise eğlenip adanın tadını çıkarabilirsiniz. - Güneşli, hafif esintili bir günde bozcaada sokaklarında kaybolup Rum mahhallerini keşfedip, ara sokaklarda ki dükkanlara bakıp kafanıza göre gezip dolaşıp Bozcaada ruhunu hissedebilirsiniz. - Bozcaada'da mezeleriyle meşhur olduğuna göre bir akşam mutlaka rakı-balık yapmalı ve mutlaka bunu da Battı Balık 'ta yapmalısınız. Güler yüzlü,eğlenceli çalışanları, güzel müzik ve mezeleriyle tercih edilesi yerlerden. İkinci olarak da Mor Meyhaneyi önerebilirim. Deniz manzarası eşliğinde iyi vakit geçirebilirsiniz. Tahinli yoğurtlu patlıcanını ve ahtapotunu aşırı beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. - Bozcaada'nın doğal ürünleriyle hazırlanmış kahvaltısını değişik reçelleri eşliğinde denemeden kendinizi kahvaltı yapmış saymamalısınız. Özellikle adanın ilk kafesi olan Ada Kafe'de mutlaka kahvaltı etmeli, gelincik çiçeği reçelini ve rezene otlu köy yumurtasını denemelisiniz. - Ve tabi ki ne kadar soğuk olursa olsun Ayazma Plajında ve Akvaryum Koyunda denize girmeden geri dönmemelisiniz. Sonuç olarak herkesi bir yerden yakalayan ve mutlu eden Ege'nin güzel mi güzel adası Bozcaada'yı ziyaret ederek ve mutlu bir tatil geçirebilirsiniz. Keyifli gezmeler :)

  • Kadıköy Kahvaltı Mekanları | SineGezi

    Yemek yemeyi sevmeyen insan yoktur herhalde. Varsa da sorunun yemekte olduğunu düşünmeyenlerdeniz biz efenim. Kadıköy Kahvaltı Mekanları 09.09.2017 | Gonca Kaya Paylaş Yemek yemeyi sevmeyen insan yoktur herhalde. Varsa da sorunun yemekte olduğunu düşünmeyenlerdeniz biz efenim. Gelelim günün en güzel öğününe yani Kahvaltıya. Özellikle çalışanlar için; eminim ki hafta içi kahvaltıları pek koşuşturmacalı geçiyordur. Bu sebepten hafta sonu kahvaltılarına büyük iş düşüyor. Evde hazırlayıp keyif yapmak ayrı bir güzel olsa da; dışarıda yeni tatlar denemek de hiç fena bir seçenek değil. Tabi dışarıda kahvaltıya gitmeden önce ne yapmalı; hayal kırıklığına uğramamak için araştırmalı. Araştırıp hatta gidip deneyenlerin tavsiyelerini dinlenmeli falan filan :) Naçizane size Kadıköy’de gidip, beğendiğimiz, bizce denemelisiniz dediğimiz mekanları listeleyeceğiz. Sıralama sizi yanıltmasın en sevdiğimizden başlamadık, Hadi buyrunuz: Munchies Munchies’in ilk açıldığında benzerlerinin olmaması gibi bir artısı vardı. Yani pancakeli kahvaltı mı deyip koşturduğumuzu hatırlıyorum. Başta tek eksiği mekanın küçük olmasıydı neyse ki şimdi Moda’da daha büyük bir yere geçiş yaptılar, biz de sıra beklemekten kurtuluverdik. Pancake kahvaltısı her ne kadar tuzlu kahvaltılıklar olsa da tatlı ağırlıklı, tatlı severler için harika; tuzlu sevenlerin bilgisi olsun. Cafe Zoo Sen yenisin galiba deyip, aslında biraz da çekinerek gittiğimiz mekandır. Öncelikle mekanın dekorasyonu insanı içeriye davet eder nitelikte. Gözümüzü şenlendiren bu mekan ; sunumuyla, kahvaltılıklarının tazeliğiyle bizim kalbimizi de fethetti. Hemen bir daha gidelim muhabbetine gidik (ve gittikte). Serpme kahvaltı seçeneği mevcut belirtmeden geçmeyelim 1 kişilik kahvaltı 2 kişiyi doyuracak nitelikte. Yanında istediğimiz melemen de oldukça başarılıydı. Zapata İspanyol omleti diye birşey yapıyorlarmış diye duyum alıp, akabinde soluğu aldığımız mekan olur kendisi. Gittiğimizde kahvaltı menüsünün oldukça zengin olduğunu hatta vegan kahvaltı seçeneğinin bile olduğunu görmüş olduk. Mıhlama konusunda da iddalılarmış. Bir dahakine diyoruz artık. :) Son olarak; ekmekleri için ayrı bir parantez açmak isterim. Ekşi mayalı ekmeği ve mısır ekmeği oldukça lezzetliydi. Süt Yumurta Reçel Süt Yumurta Reçel kahvaltı olayını çözmüş bir mekan. Uzun zamandır bu işi aynı samimiyetle yapıyorlar. Yalnız bir menü var ki karar vermesi çok zor :D Pişi Breakfast&Burger Kadıköy Beşiktaş'ın ünlü kahvaltıcılarından Pişi artık Kadıköy’de de var. Çeşit çeşit pişilerle kahvaltımızı renklendiren mekan sevdiklerimizden. Juliet Rooms Kitchen Moda’nın ara sokaklarında yer alan cafe bize aşırı tatlı gelmekte. Kahvaltı için tercih edebilirsiniz. Mutlaka henüz gitmediğimiz ve çok leziz kahvaltı menüsü olan kafeler mevcuttur. Şimdilik en sevdiklerimizi listeledik. Umarız listemiz damak zevkinize hitab eder. Ve son olarak sevgili Cemal Süreya’nın söylemekten ve duymaktan hiçbir zaman bıkmayacağımız sözünü dile getirmek isteriz. “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı”

  • Prag Yeme-İçme Rehberi | SineGezi

    Mekanlarla ilgili kısa bir bilgi vermek gerekirse; Prag çok turistik bir şehir olduğu için rezervasyon yapmadan istediğiniz bir yere gidip, beklememeniz hemen hemen imkansız... Prag Yeme-İçme Rehberi 03.01.2019 | Gonca Kaya Paylaş Mekanlarla ilgili kısa bir bilgi vermek gerekirse; Prag çok turistik bir şehir olduğu için rezervasyon yapmadan istediğiniz bir yere gidip, beklememeniz hemen hemen imkansız. Bu dönemsel ve saat olarak değişiyordur ancak bizim genel gözlemimiz bu şekilde, paylaşmak istedik. Gelelim Prag’ta gitme fırsatımız olan mekanlara; Cafe Louvre Adres: Národní 22 Prague 1 , 110 00 , +420 724 054 055 1902’den beri hizmet veren ve Nazım Hikmet’in de Prag’ta bulunduğu dönemde sıklıkla gittiği kafelerden olan Cafe Louvre’a tatlı molası için veya yemek yemek için uğrayabilirsiniz. Lokál Dlouhááá Adres: Dlouha 110 00 Prague 1, +420 734 283 874 Çeklere özgü yemekleri tadabileceğiniz, güzel bir mekan. Rezervasyonsuz giderseniz, biraz bekleyebiliyorsunuz. Ancak umutsuz olmayın sıranın size gelmesi çok uzun sürmüyor. Ünlü yemeklerinden kızarmış peynir ve Goulash söyleyebilirsiniz. Ancak yemeğin yanına ekmek veya patatesi ekstra söylemeniz gerekiyor. İçecek olarak kendi üretimleri olan Dark Beer'dan denemenizi tavsiye ederiz. Menü detayı: http://lokal-dlouha.ambi.cz/en/menu?id=11880 HillBilly Adres: Pplk. Sochora 974/21, 170 00 Praha 7, +420 774 156 735 Dolu dolu bir hamburger yemek istiyorsanız, tavsiye edebileceğimiz bir mekan. Hamburgerleri hem göze hitap ediyor hem de oldukça doyurucu. Ayakta kalmak istemiyorsanız, rezervasyon yapmakta fayda var. Prague Beer Museum Adres: Smetanovo Nabrezi 22, +420 732 330 912 Biranın su ile yarışacak derecede uygun olduğu bir memlekette bira tadımı yapmadan olmaz. Damak tadınıza uygun birayı bulmak için 5 çeşit olarak menüde yer alan seçeneklerden birini tercih edebilirsiniz. Prag Beer Museum 2 farklı yerde bulunmakta, biz Smetanovo Nabrezi bölgesinde bulunan şubesine denk geldik. Keyifli bir akşam geçirdik. Hemingway Bar Adres: Karoliny Svetle 26, Prague 1, +420 773 974 764 Tüm kokteylleri kendi tariflerinden oluşan, küçük ve şık mekan. Garsonlar oldukça ilgili, kokteyl içeriklerini danışabilirsiniz. Kaynak: https://www.hemingwaybar.cz/bar-prague/ Anonymous Bar Adres: Michalská 12, Prague 1 Konsept olarak bayağı beğendiğimiz mekan; kokteyller konusunda da bizi üzmedi. İlginç sunumlarını izlemek için bile gidilebilir. Kaynak: http://www.anonymousbar.cz/en#4 Sokak Lezzetleri Christmas döneminde Prag'ta bulunduğumuz için bolca ayaküstü atıştırma fırsatımız oldu. Sokak lezzetlerinin en birincisi bizce Çek'lerin meşhur tatlısı Trdelnik idi. Bunun dışında hot dog ve patateste ağırlıklı olarak satılan aperatif yiyecekler arasında idi. Not alıp uğramayı düşündüğümüz ancak zamansızlıktan gidemediğimiz mekanları da aşağıda paylaşıyoruz: Absintherie U MEDVIDKU Dish Burger Cafe Letka Bugsy’s Bar U Fleku Cafe Savoy Kavarna Slavia Super Tramp Coffee SineGezi keyifli geziler diler :)

bottom of page