top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 99 sonuç bulundu

  • L'Intermezzo | SineGezi

    Eminim ki birçoğunuz benim gibi dışarıda yemek yemeğe gideceğiniz zaman hayal kırıklığına uğramamak için önceden araştırma yapıyorsunuzdur... L’intermezzo Brüksel’de Bir Küçük Makarnacı 05.01.2017 | Gonca Kaya Paylaş Eminim ki birçoğunuz benim gibi dışarıda yemek yemeğe gideceğiniz zaman hayal kırıklığına uğramamak için önceden araştırma yapıyorsunuzdur. Aslında araştırmadan kastım bir tık uzaklıktaki yemek ve mekan tavsiyesi veren internet uygulamaları. Peki ya yurtdışındaysanız ve internetiniz yoksa o zaman ne olacak? Hemen cevaplayayım. Ya spontane takılıp şansınıza güveneceksiniz yada araştırmanızı önceden yapacak kendinizi garantiye alacaksınız. Normalde bu araştırma konularını hiç atlamam ama Brüksel gezimizde bu ayrıntıyı atlamıştım. İşte tam da bu zamanda tamamen tesadüf eseri rastladığımız, harika makarnalar yapan ve tekrar tekrar gelmek isteyeceğim Brüksel deki küçük İtalyan restoranını keşfettik. Belki araştırma yapmış olsaydık da aynı yere gidecektik ama ne yalan söyleyeyim böylesi de keyifli oldu. Beni enfes makarnasıyla bu kadar şaşırtan restoranın adı L’intermezzo. Intemezzo bir tiyatro veya operanın perde aralarında çalınan beste anlamına gelmekteymiş. Böyle bir isminin olması hemen La Monnaie Opera House ’ un yani opera binasının yanında bulunuyor olmasından olabilir diye düşünmekteyim. Makarnalardan bahsedecek olursak duvarda asılı bir listeleri var ve bu listede her damak tadına uyabilecek çeşitte makarnalar mevcut. 3 kişi olduğumuz için 3 çeşit deneme fırsatımız oldu ve hepimiz memnun kaldık bunu da bir dip not olarak düşmekte fayda var. Ayrıca makarnanıza eşlik edebilecek çeşitli ev yapımı şarapları da mevcut. Ben denemedim ama deneyenler tavsiye ediyorlar. Ayrıca söylemeliyim ki 30 yıldır devamlı bu mekana gelen müdavimleri varmış. Yalnız birkaç ayrıntıyı da es geçmeyelim L’intermezzo yalnızca cuma ve cumartesi akşamları hizmet vermekte diğer günlerde akşamları açık bulamıyorsunuz bu küçük restoranı. Çoğu yorumda bulunan kişi bu durumdan şikayet etmiş ancak benim hoşuma bile gitti. Kaliteden ödün vermeyen ve iyi hizmet veren restoranların böyle kurallarının olması yadırganmamalı bence. Şahsen saygı duydum. Diğer güzel ve herkesin bir nebze önem verdiği ayrıntıda fiyatların oldukça uygun olması. Yolunuz Brüksel’e düşerse birde makarna seviyorsanız uğrayacağınız adres belli bence. Tavsiye benden denemesi sizden :)

  • Amsterdam | SineGezi

    Birçok kültürü içinde barındıran, özgürlüklerin şehri adlandırılmasını sonuna kadar hak eden Hollanda’nın başkenti Amsterdam, eminim ki gezmeyi seven ... Rengarenk Bir Şehir: Amsterdam 05.10.16 | Gonca Kaya Fotoğraflar : Raziye Tugan, Saygın Karakuş, Gonca Kaya Paylaş Bir çok kültürü içinde barındıran, özgürlüklerin şehri adlandırılmasını sonuna kadar hak eden Hollanda’nın başkenti Amsterdam, eminim ki gezmeyi seven herkesin merak ettiği, gitmek istediği ve gidilecek yerler listesinde olan bir şehirdir. Şehir ismini, hemen yanı başında kurulduğu Amstel nehrinden almıştır. İstanbul’u düşünürsek eğer Amsterdam'ın çok kalabalık bir nüfusa sahip olduğunu söyleyemem ancak her daim canlı, yaşayan bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Şehre ayak bastığınız ilk andan itibaren sizin gibi birçok turistin olduğunu fark edebiliyorsunuz. Şahsen ben turist olmanın en keyifli olduğu yerlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Amsterdam’a ulaşımdan biraz bahsedecek olursak hava alanından direkt olarak trenle Amsterdam’ın merkezine ulaşabiliyorsunuz. Biletinizi sarı makinelerden veya gişelerden alabilirsiniz. Eğer uzun kalacaksanız 7.50€ ya ov-chipkaart alabilirsiniz. Bu kart İstanbul kart gibi para yükleyip her türlü ulaşım aracında kullanabiliyorsunuz. Yalnız kartı hem girişlerde hem de çıkışlarda okutmanız gerekiyor. Aksi takdirde en uzun mesafe tutarı kesiliyor kartınızdan. Birde kartlar tek kişilik. Uzun kalmayacaksanız I Amsterdam kartı sizin için çok daha uygun olur. 1,2 ve 3 günlük seçenekleri var. Bu kart sayesinde birçok müzeye ücretsiz girebiliyorsunuz, ücretsiz kanal turu yapabiliyorsunuz, bütün ulaşım araçlarından ücretsiz faydalanabiliyorsunuz ve birde bazı restoran ve cafelerde belirli miktardaki indirimlerden faydalanabiliyorsunuz. Detaylı bilgi için linkini vereceğim siteyi ziyaret edebilirsiniz. https://www.iamsterdam.com/en/i-am/i-amsterdam-city-card Ben yürümeyi seviyorum ve zamanımda bol derseniz eğer Amsterdam merkezini gezerken pekte ulaşım araçlarını kullanmanıza gerek yok. Elinize Amsterdam Centraal’den ücretsiz olarak alabileceğiniz şehir haritasıyla Amsterdam’ı yürüyerek veya bisiklet kiralayarak gayet güzel gezebilirsiniz. Buraya ayrıca eklemeliyim ki Amsterdam bisikletle çok rahat bir şekilde, ezilme tehlikesi geçirmeden gezebileceğiniz bir şehir zaten bisikletli sayısını görünce emin olun sizde onlara katılmak isteyeceksiniz. Yürümek ve bisikleti tercih etmiyorsanız veya zamanınız kısıtlıysa Google Maps uygulamasını da kullanabilirsiniz. Toplu taşıma yönlendirmelerinin çok iyi olduğunu duydum. Herkesin gezmek eyleminden çıkarımları farklı olabilir. Benim de size çoğu gezi sitesinde de tavsiye olarak karşınıza çıkan, görmelisiniz, bakın burada fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış diyebileceğim belirli başlı yerler var :) Onları listeleyeceğim. Ancak nereye ne kadar zaman ayırarak gezeceğiniz tamamen size kalmış. Amsterdam Centraal Amsterdam Centraal gördüğüm diğer istasyonlardan farklı olarak görkemli bir mimariye sahip ilk fotoğrafınızı burada çekilebilirsiniz. Dam Meydanı Centraal den yürüyerek 10 dakikada ulaşabileceğiniz mesafede yer alan Amsterdam’ın meşhur meydanı. Turistik her şehirde olduğu gibi Dam Meydanı da oldukça hareketli sokak sanatçıları, müzisyenleri, değişik kostümler giyinmiş onlarla fotoğraf çekinmenizi bekleyen korsan kılığındaki ya da katil kılığındakiler olsun hepsi meydana ayrı bir renk katmakta. Siz de onlara katılıp bu canlılığın bir parçası olabilirsiniz hatta belki sizi tanımayan birisini fotoğrafında gülümseyen bir renk olursunuz. Dam Meydanının çevresinde birçok önemli yapı yer almaktadır. Koninklijk Paleis (Kraliyet Sarayı), Nieuwe Kerk, Ulusal Anıt, eminim herkesin Hollanda’ya geldiğinde gidilecek yerler listesinde olan Madame Tussauds Müzesi ve şehrin ünlü caddelerinden Damrak Caddesi, Kalverstraat bu bölgede yer almaktadır. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Rembrandtplein Benim Amsterdam’da en sevdiğim meydan burasıydı sanırım. Meydanın tam ortasında ressam Rembrandt’ın heykeli yer almaktadır. Meydan cafe, restoran ve eğlence mekanlarıyla çevrilmiş ve yerlisiyle, turistiyle oldukça hareketli bir yer olduğunu söyleyebilirim. Yabancı bir şehre gittiyseniz o şehir hakkında bilgi sahibi olmak için gidilecek başlıca yerler nereler derseniz müzeler derim. Müzeler : Madame Tussaunds Dam meydanında yer alan bal mumu müzesine gidip keyifli vakit geçirebilirsiniz. Aklınızda bulunsun online biletler daha uygun :) Rijkmuseum Centraal den ve Dam meydanından yürümeye kalkarsanız biraz uzun sürebilecek bir mesafede olan Hollanda’nın en ünlü müzesi olan Rijkmuseum’a dilerseniz tramvayla da (Rijksmuseum 2, 5) ulaşabilirsiniz. Aralarında Rembrandt, Steen, Hals, Vermeer ve diğer birçok ünlü ressamın eserlerinin bulunduğu zengin bu müze; 8 bini aşkın sanatsal çalışma, 80 oda size 800 yıllık Hollanda kültür ve tarihi hakkında bilgi vermektedir. Bir de aklınızda bulunsun her gün 09.00 ile 17.00 saatlerinde açık olan müzeye girişler ücretli. Van Gogh Museum Rijkmuseum’a yürüme mesafesinde olan Van Gogh Müzesi Amsterdam’ın en çok ilgi gören müzelerinden birisidir. 4 katlı olan müzede Van Gogh’un hemen hemen bütün eserleri sergilenmektedir. Bunun dışında başka sanatçıların eserleri de sergilenmektedir. Sanatsever birisiyseniz bir solukta gezebileceğiniz bir yer. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Diamond Museum Amsterdam Hemen Rijksmuseum'un yanı başındaki Diamond Museum Amsterdam müzesini gezmek sizin için farklı bir deneyim olabilir. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Madame Tussaunds, Rijkmuseum, Van Gogh Museum, Diamond Museum Amsterdam'a ek olarak vaktiniz varsa bu müzelere yürüme mesafesinde ki Heineken Experience'de uğramanız tavsiye olunur. I Amsterdam Letters Fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlar dediğim yer. Sizde çekilmelisiniz. :) Rijkmuseum’un çok yakının da bulunduğunu da buraya ekleyeyim. Red Light District Eee özgürlükler şehri Amsterdam’a kadar gelmişsiniz. Gelmişken meşhur Kırmızı Fener Mahallesini de gezmeden olmaz bence. Dam meydanına da oldukça yakın olan cadde tedirgin olmadan gidebileceğiniz bir yer. Burası Amsterdam'daki en güvenli cadde diyebilirim. Çok fazla güvenlik önlemi olduğunu okumuştum. Keza cadde oldukça kalabalık ve renkli. Red Light District’de birçok seks shop, randevu evi, gay bar, özel sinema, tiyatro ve çeşitli türlerde müzeler bulunmaktadır. Şaşırtıcıdır ki aynı cadde de kilisede yer almaktadır. Gerçi Hollanda’da eskiden kilise olarak kullanılan gece klüpleri de mevcut. Ne de olsa özgürlükler ülkesi. Caddenin tarihine değinecek olursak 1270'li yıllara kadar uzanan bir tarihi var. Eskiden denizcilerin uğradığı yerlerde çok fazla fuhuş oluyormuş. Red Light bölgesi de fuhuşun yoğun olduğu bir bölgeymiş. Zaman içinde çeşitli kısıtlamalar yapılsa da önünü alamamışlar ve Red Light District bugün ki halini almış. Red Light District'e gidecekseniz ki bir turist klasiğidir, aklınızda bulunması için söyleyelim. Camekanların arkasındaki kadın seks işçilerinin fotoğraflarını çekmek kesinlikle yasak. Caddenin fotoğrafını çekebilirsiniz. Bir de bunun yanında uyuşturucu satan birileri yanınıza yanaşıp, satış yapmaya çalışabilir. Almamanız tavsiye olunur. Hollanda'da uyuşturucu ne kadar yasal olsa da coffee shoplar dışında bir yerden ya da birisinden almayınız. Son olarak; camların arkasında dans eden kadınlar zamanla şehrin simgelerinden birisi haline gelmişler. Girdiğiniz her hediyelik eşya satan dükkânda Red Light’li magnetler ve daha birçok Red Light temasında ki ürünlerden bulabilirsiniz. Vondelpark Van Gogh Müzesinin hemen yakınında ki Vondelpark’a da bir uğramanız tavsiye olunur. Park oldukça geniş bir alana sahip, keyif yapmak için birebir. Bloemenmarkt (Amsterdam Çiçek Pazarı) Dam meydanının çok yakınında ki gözünüzü gönlünüzü açacak çiçek pazarına da biraz vakit ayırabilirsiniz. Tezgahlar aslında sabitlenmiş teknelerden oluşuyor bu özellikleriyle dünyanın tek yüzen çiçek pazarı olma özelliğine de sahipler. Çiçek dışında tohum ve hediyelik eşyada satılmaktadır. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Coffee Shoplar Hemen hemen her adımda bir tane coffeeshop a rastlamanız mümkün, öncelikle korkunç, girilmemesi gereken yerler değiller. İçeriye girip sadece biranızı da içebilirsiniz veya otta içebilirsiniz. Sonuç olarak Hollanda’da yasal olan bir şey. Yeme içmeye dair şiddetle tavsiye edebileceğim Hollanda’lılara özgü bir şey yok ancak İtalyandan, Türk restoranına kadar her çeşit dünya mutfağından restoranlar var. Yalnız atıştırmalık olarak değişik soslarla birlikte tadabileceğiniz kızarmış patateslerini tavsiye edebilirim. Hollandalılar yemek konusunda çok iyi olmasalarda yaptıkları kendilerine özgü peynirlerle bu açığı telafi ediyorlar :) Hollanda'ya özgü sayılamayacak kadar çok çeşitte peynir mevcut. Çeşit konusunda biraz kopya vereyim: biberiyeli, kuru üzümlü, incirli, çikolatalı, karamelli , biberli, isli, kayısılı, erikli, kimyonlu. Bunlar sadece benim aklıma gelenler. Sonuç olarak bu peynirler tadımlık ve tam da stoklayıp eve götürmelikler. Benim favorim süper marketlerde de kolaylıkla bulabileceğiniz. Kimyonlu Gauda peyniriydi. Amsterdam Public Library (Amsterdam Halk Kütüphanesi) Eşsiz Amsterdam manzarasını size ücretsiz olarak sunan halk kütüphanesi herkese açık. İçeriye girip kitabınızı manzaraya karşı okuyabilirsiniz. Veya üst katta Hollanda’da oldukça meşhur olan her damak tadına hitap edebilecek çeşitliliğe sahip La Place’de yemeğinizi yiyebilirsiniz. Zaanse Schans Vaktiniz varsa Zaanse Schans'da ki Yel Değirmenlerini de görmeye gitmenizi tavsiye ederim. Amsterdam'dan kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir mesafede yer alan yel değirmenleri enerji üretmek için değil, Hollanda'ın sular altında kalmamak adına verdiği savaşın sessiz kahramanlarıymışlar. Ülkenin yarısından fazlasının deniz seviyesinin altında olduğu düşünülürse haklı bir savaş gibi görünüyor. Amsterdam diğer şehirlerden farklı olarak sizi hiç sıkmayacak bir şehir, yapılacak çok şey, gezilecek çok fazla yer var. Gezinizi güzel planlamanızı ve bizzat havanın çok soğuk olmayacağı bir zamanda yapmanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar ve gezmeler :) Bizce İlginizi Çekebilir... Utrecht Rotterdam'da Bir Gün Maastricht

  • Gizli Güzellik | SineGezi

    Will Smith, Gizli Güzellik filminde hırslı, dinamik ve karizmatik bir reklam yöneticisi olan Howard olarak karşımıza çıkıyor... Gizli Güzellik (Collateral Beauty) - 2016 25.12.2016 | Gonca Kaya Paylaş IMDb : 6/10 Tür : Dram Süre : 97 dk Yönetmen : David Frankel Oyuncular : Will Smith , Kate Winslet , Keira Knightley Senaryo : Allan Loeb Will Smith, Gizli Güzellik filminde hırslı, dinamik ve karizmatik bir reklam yöneticisi olan Howard olarak karşımıza çıkıyor. Howard yaşadığı trajik olay sonrasında onu tanımlamak için sıralamış olduğum tüm özellikleri kaybediyor ve hayattan zevk almayan, kendisini ailesinden arkadaşlarından soyutlayan ve hatta neden yaşadığını sorgulayan bir insana dönüşüyor. Howard’ın bu halini gören yakın arkadaşları aynı zamanda iş ortakları hem Howard’ı düşündüklerinden hemde şirketlerini düşündüklerinden kolları sıvayıp çözüm aramaya başlıyorlar. Bu arada Howard’ın yakın arkadaşlarını da birbirinde ünlü isimler canlandırmakta; Kate Winslet, Edward Norton ve Michael Pena. Bu 3 lü Howard’ı izlemesi için tuttukları dedektif sayesinde Howard’ın ölüm, zaman ve aşka terapi amaçlı mektup yazdığını öğrenirler ve sonrasında asıl hikaye başlamış olur seyirci için. Ölüm, zaman ve aşk üçlüsü beden bulmuş şekilde Howard’ın karşısına çıkar. Yazdıkları için Howard’ı sorgularlar. Film bu süreçte Howard gibi izleyiciye de bu kavramları sorgulatmakta. İnsan yaşadıkları sebebiyle yönünü kaybedebilir. Önemli olan tekrar bulmasıdır. Filmde de Howard’ın can bulmuş ölüm, zaman ve aşk üçlüsü sayesinde yönünü tekrar bulması ve gizli güzelliği keşfetmesini izliyoruz. Her yaşam başlı başına bir hikayedir. Her hikayede de ayrı bir güzellik vardır. Filmdeki gizli güzelllik kavramı da bana göre kimi zaman yaşadığın andır, kimi zaman hissettiğin sevgidir, kimi zamanda özlemdir, ölümdür, kaybediştir, kavuşacağını bilmektir. Film klasik konuları ele alsa da, oyuncular ve yorumlayış açısından ortalamanın üzerinde, izlemeye değer bir film. İyi seyirler dilerim :)

  • Kürk Mantolu Madonna | SineGezi

    Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak... Kürk Mantolu Madonna 17.10.2016 | Gonca Kaya Paylaş Kürk Mantolu Madonna şüphesiz ki Sabahattin Ali’nin en gözde romanlarından, bu durumun en büyük kanıtı olarak; bugün hala en çok okunan kitaplar listesine baktığınızda bu eseri rahatlıkla görebilirsiniz. Yazar eserinde karakterleri adeta yaşatmış. Romanı okumuyor, izliyormuş hissinin, beni kitap bitene kadar bırakmadığını net bir şekilde söyleyebilirim. Normalde yok bu kadarı da olmaz diyeceğiniz durumlar öyle güzel aktarılmış ki hiç yadırgamıyorsunuz. Belki de bunun sebebi yazarın yaptığı güçlü psikolojik analizler, fark etmeden empati yapmanızı ve karakteri anlamanızı sağlıyor. Hikayeye, Rasim’le başlıyoruz. Ancak çok geçmeden Rasim’in dışarıdan bir göz olduğunu anlıyoruz. Esas kahramanlarımız Raif Efendi ile romana ismini de veren kürk Mantolu Madonna benzetmesiyle Maria Puder. İlk olarak Rasim’in bize rehberlik etmesi bize ön yargının ne kadar boş bir duygu olduğunu, bir insanı tanımadan ve tanıdıktan sonra o insan hakkında ne kadar farklı düşüncelere sahip olabileceğimizi görmemiz için olabilir. Eğer Rasim, Raif Efendiyi merak edip onu tanımaya çalışmasaydı belkide hayatını değiştirecek nitelikteki, Raif efendinin kendi hayatını anlattığı hikayeyi hiç okuyamayacaktı. Ana karaktere geldiğimizde karakterimizin hayatımızı ne kadar etkilediğini acı bir şekilde görüyoruz. Raif Efendi deki kabullenmişlik duygusu onu hayata karşı seyirci bırakmaktan başka bir şey yapmıyor aslında. Aşkının esiri olmuş ancak onun peşinden gitme cesareti bulamamış bir adam ve tek bir kişiye adanmış rutin içerisinde geçen bir ömür. En yakınlarının bile fark edemediği durgunluk, bezginlik, yaşadıklarını dile getirememişliğin üzerine bir de yaşanmamışlıkların ağırlığı işte hepsi bir hayatta toplanmış. Kesinlikle akılda yer eden uçup gitmeyen hikayelerden olduğunu söylüyor ve hemen kütüphanenizde yerini almalı diye ekliyorum. Keyifli okumalar :)

  • Yeldeğirmeni | SineGezi

    Kadıköy aşığı biri olarak Moda'dan sonra en sevdiğim yerlerden birinin Yeldeğirmeni olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk duvarları, eski binaları ve güzel,şirin.. Yeldeğirmeni'nde Gidilesi 3 Mekan 14.12.2016 | Hande Samancı Paylaş Kadıköy aşığı biri olarak Moda'dan sonra en sevdiğim yerlerden birinin Yeldeğirmeni olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk duvarları, eski binaları ve güzel,şirin kafeleriyle mutlaka keşfedilmesi gereken bir semt. Bende gidip beğendiğim 3 mekanı sizin için sıraladım. 1. Garda Cafe İsmini Haydarpaşa Garı' nın içi gibi dekore edilmiş olmasından dolayı almış. Duvardaki resimler garın bütün özelliklerini anlatıyor ve kafenin içerisinde bir duvarda Haydarpaşa Gar Binası'nın tarihçesi asılı. Konsept çok güzel yaratıldığından içeri girildiğinde gar havası daha da hissediliyor. Bu açıdan çok sevdiğimi söyleyebilirim. Menüsünde kahvaltıdan ana yemeğe kadar çeşitlilik bulunmakta. Son derece samimi ortamı ve kibar, güler yüzlü çalışanlarıyla mutlaka ya bir sabah kahvaltısına yada bir çay, kahve içmeye uğramanız gereken bir mekan. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. "İki biradan sonra herkes herkesi severt. Sen beni kahvaltıda sev." 2. Kafe Küff Garda Kafe'nin hemen çapraz karşısında yer alan içinde büyük bir kütüphaneye sahip Küff konseptiyle ilgi çekici bir kafe. Yeldeğirmeni'nde en kalabalık kafelerden biri olduğunu da eklemek lazım. Ne zaman gitsem gelenin gidenin eksik olmadığını söylemeden geçemeyeceğim. Hem içerde hemde dışarda ki oturma alanıyla gayet geniş bir alanda yer alan Küff menüdeki yemek fiyatları ve lezzetleri olarakta gayet iyi. Özellikle sandviçlerini deneyebilirsiniz. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. 3. Bilumum Şeyler Şirin mi şirin, küçük ama butik bir kafe arıyorsanız Bilimum Şeyler tam size göre. Sessiz sakin bir yerde çayımı, kahvemi içip güzel vakit geçirmek isterseniz tercih edebilirsiniz. Menüsü içecek ağırlıklı ve alternatif olarak tatlı ve boşnak börekleri bulunmakta. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle :)

  • Köln | SineGezi

    Köln Almanya’nın en büyük 4. şehri ve çokta turistik bir yer. Bunu adımınızı attığınız ilk andan itibaren anlayabiliyorsunuz özellikle benim gibi trenle .... En Spontanından Köln Gezisi 23.01.2017 | Gonca Kaya Paylaş Köln gezim kesinlikle planladığım bir gezi değildi. Hali hazırda Almanya ’daydım. Hiç plan yapmadan günü birlik gidiverdik. Almanya’nın başka bir şehri olan Essen ’den trenle gittik. Çok uzun sürdüğünü söyleyemem yalnız birkaç tane tren var onları iyi bilmelisiniz aksi takdirde karıştırabilirsiniz. Köln Almanya’nın en büyük 4. şehri ve çokta turistik bir yer. Bunu adımınızı attığınız ilk andan itibaren anlayabiliyorsunuz özellikle benim gibi trenle seyahat sonrasında Köln’e ayakbastıysanız. Aslında böyle hissetmemin en büyük sebebi istasyondan çıkar çıkmaz; kentin en gösterişli inşası olan yaklaşık 650 yılda tamamlanmış UNESCO Kültür Mirası listesinde de yer alan çift kuleli Köln Katedrali. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Katedral 157 metreyi bulan yüksekliği ve büyüleyici mimarisiyle görenleri kendisine hayran bırakıyor. Hatta biz Turist merkezine bile uğramadan direkt Katedrale doğru yöneldik. İçi de dışı kadar görkemli olan katedralde; yakılan bir sürü mum hemen gözümüze çarpıveriyor. Çoğu kişi bu eylemi saçma bulabilir ancak bence güzel bir eylem hem kiliseye yardım ediyorsunuz hem de gerçekleşmesini istediğiniz hayaliniz için evrene bir enerji gönderiyorsunuz. Tabi kimse sizi zorlamıyor tamamen isteğe bağlı. :) Bolca resim çekildikten sonra Katedralle vedalaşıyoruz ve Turist merkezine (Köln Tourismus) gidiyoruz. Burda Köln’le ilgili bulabileceğiniz tüm hediyelik eşyalar mevcut. Tabi bizde cazibelerine dayanamayıp, gezimiz boyunca bize fazla yük yapmayacak küçük hediyelik eşyalardan alıyoruz. Bir de harita aldık, en güzeli de görevli bize haritayı satarken birçok bilgi verdi. Mesela Katedralin en tepesine çıkmanız için 500 küsür merdiven çıkmanız gerekiyormuş. Bizim vaktimiz kısıtlı olduğu için tercih etmedik eminim harika bir manzara vardır. Biz onun yerine görevlinin bizi yönlendirmesiyle Hohenzollern Brücke yani Hohenzollern köprüsü’nün diğer tarafında bulunan Triangle adlı binaya gittik. Belli bir ücret karşılığında asansörle binanın en üst katındaki seyir terasından güzel Köln’ü kuş bakışı görebiliyorsunuz. Vakti olamayan ve kendinde merdiven çıkacak enerjiyi bulamayanlar için iyi bir seçenek. Hohenzollern köprüsünden de bahsetmeden olmaz. Köprü Köln’ü boydan boya geçen Ren Nehri’nin üzerinde bulunuyor. Köprünün üzerinden tren de geçiyor. Yürüyerek de köprüyü geçebiliyorsunuz. Köprü tam bir görsel şölen bir sürü kilit takılı köprüde, biz kilit takıp dilek dileyenlerden değildik ancak bu güzel cıvıl cıvıl manzarayı fotoğraflarla ölümsüzleştirdik. To play, press and hold the enter key. To stop, release the enter key. Triangle’daki seyir keyfinden sonra planımız Çikolata müzesine gitmekti ancak biraz yorulduğumuz için soluğu hemen hemen her Avrupa şehrinde bulunan İstanbul’da da kısa süre önce açılan Hard Rock Cafe’de aldık. Kısa bir dinlenmenin ardından Çikolata müzesinden vazgeçip Köln sokaklarını turlamaya karar verdik. Son olaraktan belirlediğimiz dönüş saatine yakın, Ren nehri kıyısında bolca cafenin olduğu alana gittik. Normalde bilmediğim bir şehre gitmeden plan yapıp gezebildiğim kadar fazla yeri gezmek isterim. Ancak böylesine spontane bir gezi olunca daha fazla yer görmektense keyfini çıkararak gezmeyi tercih ettik. Haritamızla ve internetsiz akılı telefonlarımızla Köln sokaklarında ara ara yolu kaybederek son derece keyiflice gezimizi tamamladık. Köln çok turistik ve canlı bir şehirdi. Hava açısından çok şanslıydık gün boyu hava sıcak ve güneşliydi bunu neden söylüyorum hemen cevaplayayım benim gözlemlediğim kadarıyla ve yaşayanların söylediğine göre Almanya’da havanın sağı solu pek belli olmuyor hele ki yazı geride bıraktıysanız. Siz siz olun gezi planı yapmadan hava durumunu mutlaka kontrol edin. Aslında düşündümde adam akıllı gezi planı yapsanız daha iyi olur :) Keyifli geziler :)

  • Roma Yeme İçme Rehberi | SineGezi

    Gezinin bizi en heyecanlandıran kısımlarından bir tanesi de karbonhidrat cennetinde olmamızdı. Sıkı araştırmalar ve tavsiyeler sonucunda gittiğimiz yerleri sıralıyoruz.. Roma Yeme İçme Rehberi 26.10.2019 | Gonca Kaya Paylaş Gezinin bizi en heyecanlandıran kısımlarından bir tanesi de karbonhidrat cennetinde olmamızdı. Sıkı araştırmalar ve tavsiyeler sonucunda gittiğimiz yerleri sıralıyoruz. Cantina e Cucina İlk durağımız akşam gittiğinizde bayağı sıra beklemeniz gereken Cantina e Cucina; çalışanları çok sıcakkanlı ve yardımcılar, menüleri oldukça açık ve net, yemeklerini de sevdik hatta 2 defa bulunduğumuz Cantina e Cucina’da enginar kızartması, lazanya ve Quatro Formaggi(4 peynirli pizza) deneme şansımız oldu. Enginar lezzetliydi ancak bize çok hitap etmedi. Ai Tre Scalini Günün sonunda biz Ai Tre Scalini’ye gittik, çok aç olmadığımızdan da şarap ve peynir tabağı denedik. Aklınızda bulunsun burası Şarap barı olarak geçiyor ancak yemek servisleri de var. Ancak akşam gittiğimiz her yerde olduğu gibi Al Tre Scalini için de kısa bir süre sıra beklememiz gerekti, sanırım turistik yerlerin genel sorunu bu, ama yapacak bir şey yok, o sıralar beklenecek! La Mani In Pasta Sonunda sıra beklemediğimiz bir yer, tabi öğlen gitmemizin de bunda payı olabilir. Oldukça lokal görünen, tatlı bir restoran, garsonları da oldukça sıcakkanlı ve yardımcılar. Biz ahtapotlu patates salatası, ravioli ve deniz mahsullü makarna denedik. Deniz mahsullü makarnamız çokça karides içeriyordu. Sanırım ravioli dışında hepsini başarılı bulduk. 50-60 euro civarı hesap ödedik sanırız ama oldukça doyurucu bir öğündü. Mimi e Coco Piazza Novano yakınlarında ki küçük mekanda oldukça ünlü olacak ki, önünde inanılmaz sıra oluyor. İsminizi yazdırıp dışardan içeceğinizi sipariş verebiliyorsunuz. Beklerken pizza ikramları da oluyor. Çalışanları oldukça sıcakkanlı ve beklemeyi keyifli hale getiriyorlar. Burada pizza denedik ancak lezzet olarak bize biraz uzaktı. Hamuru fazla ince ve sertti. Ancak Roma’da denediğimiz çoğu pizza bu şekildeydi. Neyse ki Venedik’te aradığımızı bulduk. Pasticceria Regoli Sanırım yediğimiz en güzel tatlıyı burada yedik. Tüm tiramisuları bir kenara bıraktık ve çilekli tartın (Tortine Fragoline di Bosco) hastası olduk. Aklınızda bulunsun Maritozzi con la panna da kahvaltı için çok fazla tercih ediliyor. Biz denemedik, belki siz deneyip bize neye benzediğini söylersiniz. Kahvaltı demişken, sanırız İtalyanlar tatlı olayını gündüz hallediyorlar, gündüz pastanelerdeki karnaval havası ne yazık ki öğleden sonra çokta hissedilmiyor. Mesela Pasticceria Regoli’ye öğleden sonra gittik, tezgâhın yarısı boştu. Kendimizi şanslı sayıyoruz çünkü kalanları da bizi memnun etmeye yetti. Bunun dışında 1916’dan beri hizmet veren fırında eminiz ki ne denersek sevebilirdik. Forno Campo De' Fiori Campo De Fiori meydanında bulunan fırın oldukça popüler. Fırına gündüz gitmenizi tavsiye ederiz. Zira biz patatesli pizzalarından denemek istiyorduk ancak öğleden sonra çıkmıyormuş. Pizza dediğimize bakmayın, bizim tanımıza göre ince ama lezzetli pide denilebilir. Pizza dışında da bir çok seçeneğiniz var. Dikkat edin gözünüz dönmesin :) Çalışma saatleri: 07:30-14:30 16:45-20:00 Venchi Roma'da ki en ünlü dondurmacılardan olan Venchi'de oldukça fazla dondurma çeşiti bulunuyor. Çalışanları süper kibar olmasa da biz dondurmalarını sevdik. 2 top dondurma 3,5,, 3 top 4,5, 4 top 5,5 euro şeklinde fiyatlandırılmış. Pompi Tiramisu Pizza, makarna, dondurma derken çok fazla tiramisu çeşidi deneme fırsatımız olmadı. Pompi bayağı meşhurdu, biz de çok polemiğe girmeden denedik. 1 porsiyonu 2 kişiye rahatlıkla yeter. Standart bir tiramisu idi. Standart tatların çok dışına çıkmadığımız için genel olarak tattığımız lezzetleri sevdik. Keyifli geziler.. Kaynak: https://barpompi.it/tiramisu/

  • İstanbul Burger Rehberi | SineGezi

    Üşenmedik, sırf bu rehberi hazırlamak için; nerede iyi burgerci var araştırdık hatta araştırmakla kalmayıp,  gurmecanlığa soyunup, gittik tattık. Samimi olarak gerçekten beğendiklerimizi de tavsiye verilebilecekler listesine ekledik. Burger Rehberi 06.05.18 | Gonca Kaya Paylaş Üşenmedik, sırf bu rehberi hazırlamak için; nerede iyi burgerci var araştırdık hatta araştırmakla kalmayıp gittik tattık. Samimi olarak gerçekten beğendiklerimizi de tavsiye verilebilecekler listesine ekledik. Kalorileri almaya hazırsanız. . İstanbul’daki en iyi burger önerilerimiz aşağıdadır :) 1. Vitello Steakhouse Listemizde daha önce olmayan Vitello tesadüf eseri yeni tanıştığımız bir lezzet olmasına karşın, listemizde ilk sıraya yerleşecek kadar da iddalı. Eğer insanlar bizim gibi Vitello'nun burgerlerinden tadıp tavsiye etmeden duramıyorsa, çok yakındır yeni şubelerinin açılması. Çok tavsiye ederiz. Adres : Kozyatağı Mahallesi Taç Sk No:28/D 34742 Kadıköy/İstanbul 2. Baltazar Hangi burgeri denersek deneyelim. Ama bi Baltazar değil, yorumunu yaptığımızı söylersek, bizim için yerinin ne kadar ayrı olduğunu anlarsınız. Ayarında sosu, etinin lezzeti ve güzel patatesi ile Baltazar ilk sırada sizlerle efendim. Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa Mahallesi, Kılıç Ali Paşa Mescidi Sk. 12/A, 34425 Beyoğlu/İstanbul 3. Nusret Burger Nusret’te et yiyemiyor isek biz de burger yeriz Havuç Dilim baklavanın da dahil olduğu menü, bayağı şölen gibi. Tavsiye edilir. Adres: Esentepe Mahallesi, Kanyon AVM,, 34394 Şişli/İstanbul 4. Virginia Angus Virginia Angus diğerlerine göre biraz daha ağır. Ancak lezzetine diyecek pek bir lafımız yok. Sevdiklerimiz arasında. Adres: Halaskargazi Mahallesi, Valikonağı Cad..Kuyumcu İrfan Sok. No:8, 34371 Şişli/İstanbul 5. Mini Eatery Kadıköy’de yer alan Mini Eatery küçücük bir mekan ve her daim dolu. Bu sebepten biraz sıra beklemeniz gerekebiliyor ama bu sizi yıldırmasın mini mini hamburgerleri oldukça lezzetli. Duxelle ve Şamburger’in çok beğendiğimizi ancak ev yapımı içeceklerini çok şekerli bulduğumuzu ekleyelim. Adres: Caferağa Mahallesi, C, Moda Cd. No:55, 34710 Kadıköy/İstanbul 6. Akali Bir kaç kişiden duyarak gittiğimiz Akali burger, aslında biraz ıslak hamburger sınıfına giriyor. Etini biraz yağlı bulduk. Ancak yine de tadı oldukça iyiydi. Akalinin diğer bir özelliği burgerinize küçük farklar ödeyerek istediğiniz malzemeyi ilave ettirebilmeniz. Aklınızda bulunsun. Adres: Vişnezade Mahallesi, Dibekçi Sk. No:11, 34357 Beşiktaş/İstanbul 7. Biber Burger Burgerlerinin ismi oldukça yaratıcı olan küçük, şirin bir mekan. İçerikleri okumanın yanında, acı sevmeyenlere sosları sormanızı tavsiye ederim. Adres: Yıldız Mh., Çırağan Cd. No:11, 34349 Beşiktaş/İstanbul 8. Burger Joint Vedat Milor’un da önerdiği burgerciyi önermemek ayıp olur tabi. Etini ve patates kızarmasını oldukça lezzetli bulduğumuzu söyleyebiliriz. Adres: Türkali Mahallesi, Ihlamurdere Cd. No:94, 34357 Beşiktaş/İstanbul 9. Daily Dana Burger Bir kaç şubesi bulunan Daily Dana Burger ortalamanın üzerinde olan burgercilerden. Karar veremeyip 3 çeşit mini burgerin bulunduğu menüden alabilirsiniz. Adres: Caddebostan Mahallesi, Caddebostan Plaj Yolu Sk. No:15, 34728 Kadıköy/İstanbul 10. Smash Food Works Sunumuyla ve tadıyla bizi şaşırtan Smash buger mutlaka denenmesi gerekenlerden. Adres: Caferağa Mahallesi, Muvakkıthane Cd. No:35, 34710 Kadıköy/İstanbul

  • Arka Pizzeria | SineGezi

    Merkezde tam da adına uygun olarak Bodrum’un arka sokaklarından birinde yer alan Arka Pizzaria birbirinden lezzetli İtalyan Pizzalarına ev sahipliği yapan... Bodrum Sokaklarında Bir İtalyan Lezzeti: Arka Pizzeria 31.08.2016 | Gonca Kaya Paylaş Merkezde tam da adına uygun olarak Bodrum’un arka sokaklarından birinde yer alan Arka Pizzaria birbirinden lezzetli İtalyan Pizzalarına ev sahipliği yapan ve Bodrum’daysanız gidip tadmanız bizim tarafımından şiddetle tavsiye edilen bir yer. İsim konusu aynen az önceki cümlemede bahsettiğim gibi restoranın yeriyle alakalı bir durum. Detay verecek olursak; restoranı açmadan önce mekan sahipleri arkadaşlarına yeri tarif ederken bu ismi bulmuşlar. Olmuş mu güzel olmuş bizce :) Hem içerisi hem de dış alanı çok samimi mekanın, pizzalar ince hamur olarak hazırlanıyor ve oldukça da fazla seçeneğiniz var. Tabi makarna ve salata seçeneklerini de es geçmeyelim. Bir pizza ince hamur olmasına rağmen 2 kişiye yetiyor. Tabi lezzetli pizzaları bulmuşken sınırları zorlamakta da bir sakınca görmüyorum. Pizza, makarna ve salata çeşitlerini merak ediyorsanız gitmeden Arka Pizzeria'nın sitesinden menüleri inceleybilirsiniz > http://www.arkabodrum.com/tr-TR/anasayfa Fiyat ve hizmet konusunda da yüzünüzü gülümsetecek olan Arka Pizzeria’ya hadi durmayın koşun koşun gidin. Afiyetler :)

  • Rüya Şehir Prag | SineGezi

    Prag görmeyi merak ettiğim yerlerden birisiydi ve sanırım Prag’ı gezmek için Christmas döneminden daha güzel bir dönem olamazdı... Rüya Şehir: Prag 26.12.2017 | Hande Samancı Paylaş Prag görmeyi merak ettiğim yerlerden birisiydi ve sanırım Prag’ı gezmek için Christmas döneminden daha güzel bir dönem olamazdı. Bu sebepten hali hazırda Viyana’ya gelmişken; Viyana gezimize günü birlik bir Prag turu eklemekten kendimizi alı koyamadık ve yaklaşık 4 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Prag'a gittik. Prag'ta sadece bir gününüz vardı bu sebepten günü dolu dolu geçirmek için yaptığımız plana sıkı sıkıya uymalıydık. Gelelim günübirlik Prag gezimizin detaylarına: tren garından yürümeye başlayarak bir çok yeri görme ve keşfetme şansınız oluyor. Evet belki Prag şehrini tam anlamıyla yaşamak için 2 3 gün çok daha iyi olabilirdi ancak bizim gibi bir günde de 17 km yürüyerek bir çok şeyi yapmanız mümkün aslında :) İlk olarak Prag'a gitmeden önce mutlaka bilinmesi gerekenleri söylemek istiyorum. Prag'ta hiç bir yer yön tabelası ingilizce değil. Bu açıdan bir yerleri bulurken baya zorlanabiliyorsunuz. Bunun için iyi bir harita veya navigasyon uygulamasına ihtiyaç duyabilirsiniz. Mutlaka bunun bilincinde gitmelisiniz. Buna ek olarak para birimleri eurodan farklı olduğu için mutlaka onların para birimlerine çevirmenizi tavsiye ederim. Yoksa euro olarak bazı şeylere daha fazla para ödemek zorunda kalabilirsiniz. Evet şimdi gelelim Prag'ın eşsiz ve büyüleyici atmosferi eşliğinde nerelere gitmeli ve neler yapılmalı kısmına: Bir gün içinde hiç toplu taşıma kullanmadan neler yapabilirim derseniz hemen sizin için sıralayayım. 1. Wenceslas Meydanı Prag Ulusal Müzesi Wenceslas Meydanı 'nın çok yakınında bulunuyor. Müze binası iki kısımda oluşuyor ve içinde çeşitli sergiler yer alıyor. Müze binasının hemen önünde ise St. Wenceslas Anıtı bulunmakta. Bunun devamında ise Prag'ın en işlek caddelerinden biri olan Wenleslas Meydanı'na yürüyerek kolayca ulaşabilirsiniz. Oldukça büyük ve gösterişli olan cadde 750 metre uzunluğundaymış. Bir çok kafe, restoranın bulunduğu cadde oldukça hareketli ve kalabalık. Bir de bizim gittiğimiz dönem Christmas olduğu için daha ışıl ışıl ve göz kamaştırıcıydı. Christmas marketin oldukça büyük ve güzel olduğunu söyleyebilirim. Burada Prag'a özel yiyecekleri bir arada görme ve tatma olanağı bulabilir ve atmosferin tadını çıkartabilirsiniz. 2. Powder Kulesi Wenceslas Meydanında dolaştıktan sonra, meydana yakın mesafede olan Powder Kulesine geçebilirsiniz. Kral yolunun başlangıç yeri olan Powder Kulesi diğer bir adıyla Barut Kulesi olarak da bilinmekte ve oldukça gotik bir yapıya sahip. Kulenin içine de girilebiliyor. Eğer vaktiniz olursa mutlaka girip Prag'ı panoramik olarak görmenizi ve bol bol fotoğraf çekmenizi tavsiye ederim. Hemen kulenin yanında ise Manicipal House b ulunuyor. Burada ise opera ve konser salonları yer alıyor. 3. Old Town Square (Eski Şehir Meydanı) Prag'ın en görkemli ve mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri bence eski şehir meydanı. Özellikle Christmas dönemi inanılmaz bir görüntüye sahip oluyor. Meydanın tam ortasında Jan Hus Anıtı bulunuyor. Bunun dışında burada görülmesi gereken Aziz Nicolas Kilisesi, Tyn Kilisesi, Eski Belediye Sarayı ve tabi ki turistlerin en çok ilgisini çeken Astronomik Saat Old Town Meydanında yer alıyor. Astronomik saatin her saat başında bir dakikalık değişik gösterileri oluyor. Her gösterinin ve figürün anlamları var. Mesela saatin mavi bölümü gökyüzünü ve kahverengi bölümü ise yeryüzünü simgeliyor. Gösteriyi izlemek için oldukça fazla insan toplanıyor. Bizim ziyaretimiz sırasında kule tadilatta olduğu için saat kulesinden yukarıya çıkamadık ama normalde saat kulesine çıkılabiliyor. Eğer denk gelirseniz bizim yerimize de girip bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. :) 4. Madame Tussauds Madame Tussauds müzesi de eski şehir meydanında bulunuyor. Eğer vaktiniz olur ve daha önce görmediyseniz ziyaret edebilirisiniz. 5. Charles Bridge ( Karl Köprüsü) Prag Kalesi ile eski şehri birbirine bağlayan Charles Köprüsü, Vlatna nehri üzerinde bulunuyor. İnanılmaz bir yapıya sahip köprüden şehri izlemenin aşırı keyifli olduğunu söyleyebilirim. Köprünün her iki ucunda iki tane kule bulunuyor ve köprü üzerinde birçok heykel bulunuyor. Tabi durum böyle olunca inanılmaz bir atmosfer içerinde köprünün üzerinde yürüyorsunuz. 6. Prag Kalesi Charles Köprünü geçtikten sonra yine yürüyerek Prag Kalesine ulaşabilirsiniz. Prag Kalesi dünyanın en büyük kaleleri arasında bulunuyor. İnanılmaz bir görüntüye sahip olan kalenin Christmas dönemi ile birleşince anlatılmaz bir güzelliğe büründüğünü söylemek mümkün. Aziz Vitus Katedrali, Aziz George Basilikası, Eski Karaliyet Sarayı, Prag Altın Yol ve Kraliyet bahçeleri burada bulunuyor. Bu açıdan mutlaka gidip görülmesi gereken yerlerden. Prag Kalesi kısmına daha çok zaman harcamak isteyebilirsiniz. O yüzden planlarınızı ona göre yapıp çok zaman kaybetmeden Prag Kalesi tarafına geçip gününüzü orada değerlendirebilirsiniz. Yürüyerek geldiğimiz bu kadar yolu geri dönerken, Prag’ı bir de akşam görme fırsatı yakalayıp, yorgunluğumuzu unutup keyifle Prag'a veda ediyoruz...

  • Edward Makaseller | SineGezi

    Edward Makaseller Tim Burton’ın hayal dünyasını anlayabileceğiniz bir film diyebilirim. Çoğu filminde olduğu gibi, bu filmde de masalsı bir tat var... Edward Makaseller (Edward Scissorhands) - 1990 19.09.2016 | Hande Samancı Paylaş IMDb : 7,9/10 Beyaz Perde : 4,5/5 Tür : Fantastik Süre : 105 dk Yönetmen : Tim Burton Oyuncular : Jonny Deep, Winona Ryder, Dianne Wiest, Alan Arkin, Anthony Michael Hall, Vicent Price Senaryo: Caroline Thompson, Tim Burton Edward Makaseller Tim Burton’ın hayal dünyasını anlayabileceğiniz bir film diyebilirim. Çoğu filminde olduğu gibi, bu filmde de masalsı bir tat var. Gerçekler fantastik bir dünyada nasıl bu kadar iyi anlatılır? Film bu sorunun cevabını almanızı sağlayacak nitelikte. Gelelim filmin konusuna mucidinin ani ölümüyle baş karaktemiz Edward’ın elleri yapılmadan yarıda kalır. Ellerinin yerinde uzun metal parçaları vardır ve artık öyle yaşamalıdır. Şans eseri Edward merhametli bir Avon hanımefendisi ile tanışır ve kadın onu kendi ailesi ile yaşaması için evine götürür. Ve sonrada Suburbia adındaki fantastik yerde maceraları başlar. Edward bu insanların içine girdikten sonra, aslında herkesin benzer hayatlar sürdüğünü keşfediyorsunuz. En ufak bir farklılığın nasıl tepki gördüğünü ve insanların yeni şeylere hiç açık olmadığını fazlasıyla vurgulayan bir film olduğunu söyleyebilirim. Yani film bir nevi şu anda bile geçerliliğini koruyan; insanların tek düze olan yaşantılarını fantastik bir anlatışla eleştirmiş. Bu filmde Edward’ın âşık olmasını, yeni şeyler keşfetmesini izlerken sizde kendinizi sorgulayacak ve farklı bir bakış açısıyla bakabileceksiniz. Sonuç olarak hem güldüren hem düşündüren bir film olduğunu söyler şiddetle izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler :)

  • Kırmızı Pazartesi | SineGezi

    Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi’nin baş kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2... Kırmızı Pazartesi - Gabriel García Márquez 22.08.2017 | Gonca Kaya Paylaş Öncelikle daha önce olay örgüsünün tersten anlatıldığı çok fazla kitap okumadığımı ve sonu belli olan bir kitabın nasıl olur da bu kadar merak uyandırdığına şaşırdığımı söyleyebilirim. Tabi bence burada yazarın dili akıcı ve usta bir şekilde kullanmış olmasının da payı büyük. Çeviri olmasına rağmen bunu hissedebiliyorsunuz. Gabriel García Márquez’ in 1981 ’de yayımlanan 7. romanı Kırmızı Pazartesi ’nin baş kahramanı Santiago Nasar ’ın öldürüleceği henüz romanı okumaya başlayalı 1-2 dakika olmadan gün yüzüne çıkıyor. Bu sebepten bahsetmekten çekinmiyorum. Yazar olayı Santiago Nasar’ın arkadaşı tarafından anlatılıyormuş gibi kurgulamış. Aslında gerçek bir olaydan esinlenerek yazılan hikaye toplumun bazı dayatılmışlıklar karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Santiago Nasar bir namus cinayetine kurban gidiyor. Üstelik hiç bir kanıt yokken ve işin ilginç yanı tüm kasaba Santiago’nun öldürüleceğini duyuyor ama nasıl oluyorsa ya engelleyemiyor yada engellemiyorlar. Kitap gerçek bir hikayeden alınmış olduğu için bazı belirsizliklerle son bulmasına karşın; baştan sona okuyucudaki merak duygusunu öldürmüyor. Yazarın ustalık eseri diyebileceğimiz romanı hakkındaki görüşü de bizim ki ile benzer: “Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi öz yaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum. ” Keyifli okumalar

bottom of page